BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tüccar öğretmen

Tüccar öğretmen

Bizim meslek çay-simit masalarından plazalara terfi edince çuvalladık. Teknoloji ve maddi konfor bir yığın cicili bicili oyuncak, hız ve bilgi getirdi ama onları “fazilet”e çevirecek beyinler çay-simit masalarında kaldı... Evine en yakın okula gidenlerden biri rahmetli Özal’dı, biri de Tayyip Erdoğan...



Bizim meslek çay-simit masalarından plazalara terfi edince çuvalladık. Teknoloji ve maddi konfor bir yığın cicili bicili oyuncak, hız ve bilgi getirdi ama onları “fazilet”e çevirecek beyinler çay-simit masalarında kaldı... Evine en yakın okula gidenlerden biri rahmetli Özal’dı, biri de Tayyip Erdoğan... Bakalım sekarat-ı mevt haline gelmeden önce her türlü ygs, lgs, ags, vsg, vssss. bilmem ne “sınavları”nda sınanmış ve de “adam” olmuş liderler de görebilecek miyiz? Yüzünde plastik gülümsemelerle okullarını pazarlayan yetkililer, “adam”lıktan çok, “başarı” vaat ediyor müşteri gördükleri velilere... Peki “başarı”yı nasıl tarif edeceğiz? Bir zamanlar tüccar-terziler vardı... Sonra tüccar-gazeteciler türedi... Derken tüccarlık piyasa ekonomisinden midir nedir, bütün meslekleri tehlikeli bir virüs gibi istila etti. Doktor hastaya bakıp, “Bundan ne kadarlık fatura çıkar?” diye düşünüyor... Eğitimci “Okulu nasıl pazarlarım?” derdinde... Velhasıl “Satılık” tabelası şeffaflaşıp her köşebaşına kurulmuş; ilk anda fark edilmiyor. Ama açısını denk getirirseniz görüyorsunuz: Hem de kelepir! *** “İş”imizden çok, masamızı, odamızı, unvanımızı sever hale geldik. *** Vaaaay... Makam arabası bile var! Senin masan kaç metre? Kapına ulaşana kadar kaç kişiden geçiliyor? Geleceğimizi emanet ettiğimiz, kayıt sırasında çalıştıkları okullara servet ödediğimiz ancak o sistemde ne kadar maaş alabildiklerini merak etmediğimiz sevgili öğretmenler... Eğer öğretmenliği “meslek” olarak görmüyor ve işinizle “aşk” yaşıyorsanız, hürmetle ellerinizden öpüyorum. Benim öğretmenlerimin çoğu işine âşıktı. Ve fakat eğitim sistemi berbattı. 2. Abdülhamid’e sövmemiz isteniyordu mesela. Almanca derslerine müzik öğretmeni giriyordu. Haa bir de terör korkusu vardı. Belki ondandır; sınav kazanmak için değil, öğrenmek için yırtınıyorduk. Öğretmenlerimiz de sisteme rağmen öğretmek için... Bizi sınavlara değil, hayata hazırlıyorlardı... Akşam evine giderken iki kilo portakal alabilen babaların kendini “zengin” ve “huzurlu” hissettiği zamanlardı... Kıyafetlerimizi bayramdan bayrama tüccar-terziler dikiyordu...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT