BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Biz bir rivayeti, bir masalı yazmıyoruz, başımıza geleni yazıyoruz

Biz bir rivayeti, bir masalı yazmıyoruz, başımıza geleni yazıyoruz

İlkokuldan itibaren evladınızın ‘özel bir çocuk’ olduğunu hem siz bilirsiniz, hem de öğretmenleri fark etmişlerdir... Böylece yetenekli ve zeki bir çocuğunuzun gururuyla yıllarınız hep çocuğunuzun derslerindeki üstün başarısı ve onunla hep iftihar edeceğiniz günlerin hayaliyle geçer...



İlkokuldan itibaren evladınızın ‘özel bir çocuk’ olduğunu hem siz bilirsiniz, hem de öğretmenleri fark etmişlerdir... Böylece yetenekli ve zeki bir çocuğunuzun gururuyla yıllarınız hep çocuğunuzun derslerindeki üstün başarısı ve onunla hep iftihar edeceğiniz günlerin hayaliyle geçer... Nihayet günler gelir geçer, derecelerinden dolayı şehrinizin en iyi dershanesi çocuğunuzu (prestiji ve reklâmı için) ücretsiz olarak ÖSS sınavına hazırlar... Öyle olur ki herkes gibi siz de çocuğunuzun Türkiye derecesi yapabileceğini umarsınız, aklınızdan geçirirsiniz artık... Nitekim dereceyi kaçırsa da milyonlarca öğrenci arasından en iyileri (binde yarımlık derece) ve bir avuç ‘özel öğrencileri’ olarak ÖSS sınavından aldığı yüksek puanla tercih ettiği (Ankara) Tıp Fakültesi’ne ilk sıralarda girer... Yıllarca süren ilk-orta ve lise yıllarındaki sistemli, düzgün ve sabırlı çalışmasının karşılığı alınmış, aile ve dost çevrelerinizde iftiharla “benim evladım tıpta okuyor” diyebilmenin haklı gururunu yaşamaya nihayet başlamışsınızdır... Ancak, aslında bir süre sonra şevk ve heyecanınızın yerine “hayal kırıklığının”; mutlu ve gururlu bir “mürüvvetin” yerine, mutsuz ve çileli bir mesleğin başlangıcının burası olduğunu fark edeceksinizdir... Zamanla tadında olmayan bir şeylerin farkına varırsınız... Evladınız bu kadar ağır tıp eğitiminin üzerine, bir de kimi hocaların bazen ‘askeri eğitimi’ andıran sadist tavırlarından artık bezmiş, çatlamak üzeredir... Neyse ki yıllar ağlaya sızlaya olsa da geçmiş, evladınız 5. sınıftadır ve seneye intörn, bir sonraki sene ise doktor olacaktır nihayet... Ancak bu süre içinde evladınızda çok keskin bir huy değişikliği de gözlerden kaçmaz, hatta gerilimli ve sorunlu biri olmaya başlamıştır... “Anne-baba galiba siz beni harcadınız” deyişini asla unutamayız... Çünkü çocuğumuz ÖSS puanıyla ülkemizin en seçkin üniversitelerine “burslu” olarak girebilirken, “tıp” tercihinde az da olsa etkili olmuştuk... Heyecanla beklediğiniz “mezuniyet ve diploma törenine” de ayrıcalıklı bir ebeveyn olarak katılırsınız ve o anı yaşamanın hayatınıza değer kattığını hissedersiniz... Bu kısacık “huzur ve gurur” da birkaç gün sürer ve yeniden “gerilimler” başlar... Hemen sıkı bir çalışma başlar ve TUS’a girer... Bu defa hepsi doktor olan adaylar arasından, kimi 1, kimi 2 olan ‘Uzman Doktor Kontenjan’ından birine girebilmenin stresi başlar, girmeyi de başarır... Sonra; Sonrası ağzımızla kuş tutmaya az kaldı, şükür artık; “Asistan Doktor” olarak (Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesinde) göreve başlayacağız... En üst seviyede ders çalışmaktan ve ağır bir eğitimden şimdiye kadar düşünmediğiniz, hesap etmediğiniz bir şey ancak şimdi gündeminize girer. Sahi (asistan) bir doktorun maaşı nedir, ne kadardır acaba? 1.200 TL... Evet, sadece 1.200 TL, genel hizmetler statüsünden bir memurun maaşı kadar... Maaşın dışında bunun “Döner Sermaye”si de var!... Bu da üniversite hastanelerinde 600, Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanelerinde ise 800-1000 TL civarında... Bizim doktorumuz, maaş ve döner sermaye dahil, her şeyiyle toplamda takriben 2.500 TL gibi komik bir ücret almaktadır... Ayda 8-9 (haftada iki, üç veya gün aşırı) nöbetle iflahı kesilmiş, mücadele gücü kalmamış, dinlenme ve uyku özleminden başka bir şeyin farkında olmayan, hasılı bir robot gibi mekanik bir hayata mahkum edilmiş haldedir evladımız... İster istemez çocuğunuzun parlak öğrencilik yıllarını hatırlar, bir bugünkü haline bakarsınız, bir de keşke; İşletme, ekonomi, siyasal bilgiler, uluslararası ilişkiler, ne bileyim diğer gözde mesleklerden birini seçmiş olsaydı da kimi arkadaşları gibi şimdi ABD’de idi veya çok cazip imkânlarla hem iş ve hem de kariyer sahibi olurdu... Bırakalım özel sektörü, bir teğmen, bir hâkim, kamudaki bir başka uzman dahi bu maaştan fazlasıyla işe başlamaktadırlar... Eğitim süreleri ve ağırlığı, çalışma şartları ve rahatlığı niye dikkate alınmaz anlamak mümkün değil, şayet onların ücretleri yeterliyse biz buna seviniriz ancak eğer bir ölçü olacaksa doktorlar bu meslek erbabının iki katı maaş almalıdır... Bütün bunların üstüne, hastanelerde bazıları yüzünden, asgari 4 yıl sürecek bu zindan hayatına mı katlanalım... Yaa işte böyle dostlar... Doktorlara (bu özel çocuklarımıza) reva görülen bu denli haksızlık akla vicdana sığacak bir durum değildir... İşte bir doktor ana-babası olarak, çocuğumuzun haline bakıp da, onun haberi olmadan kaleme aldığımız duygularımızın bir özetidir bunlar... (Bir doktor anne-babası) (Çocuğumuz üzülmesin diye isimsiz) Ayrılan aylık birleştirilemez mi? Kızım ve torunlarım var, küçük oğul 2 metrelik adam, üniversiteyi kazandı gitti. Babadan emekli aylığını anasıyla paylaştı. Mezun oldu, aylık kesildi, anasının aylığına eklenmedi. Askere gidemiyor, askerlikten işe giremiyor, kesilen aylığı anasına eklenmiyor. Tencerenin suyu, tuzu, baharatı da parayla... Yetkililer bu durumları mı bilmiyor, yoksa hükümete muhalefetten daha muhalefet mi? Kamu çalışanı, kamunun hizmetçisi olmalı, vatandaşın bu sıkıntısına duyarsız olmamalı... Tahsin Koloğlu > Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT