BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bayram bu
olsa gerek

Bayram bu
olsa gerek

İhlas Vakfı elemanları vekaletini aldığı 1540 kurbanı Kuzey Afganistan’da kestirip dağıttı. Unutulmadıklarını bilmek kardeşlerimizi çok duygulandırdı.



GEZİ YAZISI Hazırlayan:?İrfan Özfatura - irfan.ozfatura@tg.com.tr Kuzey Afganistan... Cevzcan... Şıbırgan... Yetiştirdiği alimler ve çıkardığı mücahidlerle tanınan efsane bir köye ulaşıyoruz... Kızılayak’a! Dünya Türkmenleri Eğitim Vakfı Başkanı Mustafa Mahdum’un mihmandarlığında birkaç ev ziyareti yaparak işe başlıyoruz. Ya Allah, Bismillah! Köy Rus işgali ile nasıl hırpalandıysa hâlâ öyle duruyor. Sağda solda metruk viraneler görünüyor. Kerpiç duvarla çevrilmiş bir avluya dahil oluyoruz. Var ile yok arası harap bir kapı. Tahtaları çürük... Dağıldı dağılacak. Belimize kadar eğilip içeri giriyoruz, gözlerimiz neden sonra alışıyor karanlığa. Evin reisi Sefer Kuli için odanın aydınlık ya da karanlık olması fark etmiyor. Zira o bir âmâ... Lakin dışarıda çızgı (sek sek) oynayan kızı Nedime’nin gözleri şıldır şıldır parlıyor. Üzerinde kim bilir kimlerin giyip paralayamadığı soluk bir entari. Sanırım 5 ya da 6 yaşında. Nasıl zeki, nasıl şirin, güngörmüş nineler gibi konuşuyor. Evin içi buzhaneden hallice, duvar toprak, tavan toprak, zemin toprak... Yerde kedi derisi gibi ince bir kilim... “İyi hiç değilse bu var” diyorum, fısıldıyorlar “iyi, sen öyle san. İhtimal komşulardan aldılar, mihmansınız ya sizi uğurlayana kadar.” Bütün eşya bir çaydanlık 5 bardak, bir naylon ibrik, birkaç kap kacak. Şilteler yamalı ve battaniyeler yarım yamalak. Hani başlarına çekseler ayaklar açıkta kalacak.. Zaten bu zeminde bir gece yatan bi daa belini doğrultamaz. Çocuklarının yaşına bakılırsa Sefer Kuli ihtiyar değil ama altmışında gösteriyor. Hanımı hamur açmış, yağda kavurup üzerine üç beş fiske şeker dolayacak... Bayram tatlısı: Adı katlama! Neylesin garip, franbuazlı pasta yapacak hali yok ya... DERMANI OLSA Molla Muhammed Emin adı üzerinde molla. Hafızlığı da var. Güleç siması nur gibi, kızıl sakalı çehresine pek yakışıyor. İki oğlan bir kız etrafında dolanıyor, “teze bala” beşikte yatıyor. Becerikli birine benziyor ama marazlı. Karaciğer iflas etmiş gün sayıyor. İki adım yürüse dermanı kesiliyor. Teşekküllü hastanelerde bakıma alınıp istirahat etmesi gerek ama o gün boyu rızkını kovalıyor... Bu ev de bir avlu ve bir odadan ibaret, eşyalar eşya değil. Türkiye’de bedava versen kimse almaz. AH O DEMİR Muhammed Devlet tuttuğunu koparan bir genç imiş... Zamanında! Bir gün çöle çalı toplamaya gidiyor. Çalışıyor yoruluyor, çay pişirmek için (sular çok kirli kaynatmadan içilmiyor) ateş yakıyor. Ne zaman ki korları arazide bulduğu bir demir çubuk ile karıştırmaya kalkıyor. “Bummm!” Meğer o demir Rusların sağa sola serptiği tuzak bombalardan biriymiş. Ardında gencecik bir hanım, genç sayılabilecek bir anne ve henüz emzikte bir bebek bırakıp şehit oluyor. Ev alışılageldiği gibi bir oda ama daha da daraltmış halı tezgâhı kurmuşlar. Tıkırdayıp gidiyorlar işte, akmasa da damlıyor... “Bir halı tezgâhı ne kazandırır” diye soruyorum. “Günde 100 Afgani filan” diyorlar, “ama iki kişi fasılasız çalışırsa...” Bu para sadece çay içip ekmek yiyene yeter, et meyve derseniz asla! KIŞ KAPIDA Mehmet Oraz da yaşından fazla gösteren bir garip. Avurtları çökmüş, gözleri kaçmış yuvalarına. Etrafında üç çocuk ve sayamadığım kadar kedi. Bu evlerde hayli fare oluyormuş zira... Adam hasta, köşede duran halı tezgâhına bakılırsa, geçim kadıncağızın omuzlarında. Minik kız mollaya gidiyor olmalı, bir köşeye çekilmiş ezberini yapıyor usulca . Oku diyoruz nazlanmıyor. Namaz surelerini küçük oğlana da öğretmiş, demek ki “iyi abla”. Babası işaret edince Türkmence bir kitaptan çok düzgün ve akıcı bir şekilde parçalar okuyor. Misafirler mırıldanıyorlar. “Maşaallah, maşaallah!” Yokluk sefalet duvarlara sinmiş, adamcağızın yüzünde buruk bir tebessüm, ağzını bıçak açmıyor. Daha bunlar iyi günleri birkaç hafta sonra ayaz çıkacak, nefesleri buharlanacak, tükürükleri donacak! BİBİNİN BAKKALI Cemal Eke... Kimi kimsesi kalmamış bir kocamış hâlâ. Evi bir göz oda, kim akıl verdiyse üç beş kutu sakız, birkaç poşet şeker bisküvi almış, bakkallık yapacak. Bibi hanım umutlu, eli para görecek, kimseye muhtaç olmayacak. Hayal işte... Halbuki otuz adım ötesinde bir bakkal var ve adamcağız sinek avlamakta. En yürek kanatanı da Nasrullah Aga’nın evi. Garibim felç olmuş ceset gibi yatıyor. Çocuklar kederli, mahzun... Gülümsüyorlar ama sureta! Ve ateş düşmüş bir ev daha... Babaları şehit olmuş 5 yetim. Dede Borabay bitap. Biçarenin kolları yana düşmüş, boynu bükülmüş biraz daha... DERT BİR DEĞİL Kİ Sanırım yeter, misalleri artırabilirim rahatlıkla... Bizimkilerle kıyaslarsanız buranın zengini de fukara... 100 koyunu olan “bay kişi!” Uzaktan gösteriliyor parmakla! Bilhassa çocuklar perişan, yavrucaklar toprakta yatıyor, bataklık suyu içiyor, haşerat ve sürüngenle büyüyorlar kucak kucağa. Hasta oldun bittin, revir ambulans nâmevcud, hekim hemşire arama. Yaşlı bir aksakal “İstanbul’da şunca ay kaldım, camilerde onca namaz okudum” diyor, “bir tane bile çocuk cenazesi kalkmadı o süre zarfında!” Burada bebecikler beşiğinde ölüyor, kundağı sıyırıp, kefene doluyorsunuz. Babaları koyuyor mezara... Su yok, elektrik yok, yol yok, muallim yok. Yok, yok, yok... Ve kimsenin umurunda değiller, sesleri duyulmuyor. Somali, Sudan, Bangladeş’i de gördüm ama Afganistan’ın kuzeyindeki sefalet fark atıyor onlara. Bilhassa köyler... Haydi Iyd-i Ramazan’da bir kase şeker, bir kaç avuç çerez bulunuyor ama kurban bayramları kavurmasız haşlamasız geçiyor. NE ZAMAN BİTTİ ANLAYAMADIK Onca hayvanı kesmek parçalamak, civar kasabalara, köylere, avullara, hastanelere, hapishanelere dağıtmak, muhtar, hoca efendi ve aksakallardan tesellüm belgelerini toplamak az iş değil. Planlarımıza göre en az iki gün sürmeliydi ama Kızılayak sakinlerinin desteği ile iş hızlandı. İkindi olmadan bitti, temizliğe bile başlandı. İHLASLA ÇIKILINCA İşte İhlas Vakfı bu yıl sizlerin verdiği 1540 vekâleti (ki bu takriben 220 sığır ediyor) Kızılayak köyünde hazırlanan tesiste kestirerek unutulmaz bir hizmete imza attı. Tesis dediğimiz bu iş için hazırlanmış hususi bir avlu. Abdülhakim Mahdum ağabeyimiz her şeyi inceden düşünmüş, ahırlar, mescit, helâlar tastamam. Hayvanlar şurada boğazlanacak, şu iskeleye asılacak, işkembeler şu köşeye atılacak, deriler şu yana, kafalar, ayaklar bu yana. Nitekim çay tıkırdamaya başlıyor, henüz seherin alacasında... Palof (pilav) ustaları maharetlerini sergiliyorlar kazanbaşında... Erol Eşsiz ağabeyimiz vekili olduğu hayır sahiplerinin tek tek isimlerini okuyor, “kesmen için seni vekil tayin ettim” diyor üstüne basa basa. Aldım kabul ettim. Bismillahi Allahuekber. Tekbirler yükseliyor arşa. Şıbırgan’dan gelen 40 usta kasap süratle yüzüp doğruyor. Sığırların bir kısmı dörde bölünüp çuvallanıyor. Aşçısı olan yerlere (hapishane, medrese ve hastanelere) yollanıyor. Gerisi beş kiloluk poşetler halinde taksim ediliyor. Gelebilen muhtaç kendi alıyor, gelemeyenlerin kapısına götürülüyor. Akça, Andhoy kasabaları ve onlara bağlı köyler de unutulmuyor. Bilirsiniz evde kesilen bir sığır bile kolay kalkmaz, sabah başlarsınız akşama sarkar. Allahü teâlâ yardımcımız oluyor, hayvanlar kuzu kuzu yatıyorlar ve ikindi olmadan iş bitiyor. Ortalıkta bir neşe bir heyecan. Ateşler keyifle yakılıyor, duman duman duman. Kebap kokuları yayılıyor dört bir yana.... Günlerini sebz çay ve kuru nan ile geçiren garipler goş (et) yiyor doya doya. Gözler yaşlı, sesler titrek, eller peşpeşe açılıyor semaya... İhlas Vakfını kuranlar, deruhte edenler ve kurbanlarını verenler dua alıyorlar. Yahşi dua! BİZİ UNUTMAYIN E Mİ? Afganistan Türkmenleri karanlık izbelerde yaşıyor, çamurlu suları içiyorlar. Ülke istikrarsız, asayiş sağlanamıyor, ne iş imkanı var, ne de para... Lakin şu kısa ziyaretimiz bile yüzlerini güldürdü, Kardeşlerimiz Türkiye’den çok şey bekliyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103912
    % -2.19
  • 3.9233
    % 1.34
  • 4.6062
    % 0.86
  • 5.1939
    % 1.48
  • 161.198
    % -0.08
 
 
 
 
 
KAPAT