BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Olur mu olur!..

Olur mu olur!..

Kaç gündür kafamda dolandırıp duruyorum. Hadi sizi merakta bırakmayayım. Şimdiiii. Diyelim ki Hindistan’dan ‘Sih’ inançlı bir insanoğlu, geldi Türkiye’ye. Gezdi dolaştı memleketi ve çok beğendi.



Kaç gündür kafamda dolandırıp duruyorum. Hadi sizi merakta bırakmayayım. Şimdiiii. Diyelim ki Hindistan’dan ‘Sih’ inançlı bir insanoğlu, geldi Türkiye’ye. Gezdi dolaştı memleketi ve çok beğendi. Uğraştı didindi, binbir zorlukla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu. Çoluk çocuğa karıştı. Çocukları büyüdü, kızı üniversiteyi bitirdi doktor oldu. Sonra sıra oğluna geldi. İlk orta lisede bir problem yaşamadı oğlan. Üniversite’ye başladığı yılda, Sih inancı gereği oğul da babası gibi başına bütün saçlarını içine alacak tarzda ‘Sih Türbanı’nı taktı ve üniversite kapısına dayandı. Ne olacak şimdi? Diyelim üniversiteyi bir şekilde bitirdi. Askerlik görevini yapmak için kışlanın kapısına dayandı. Askerde malum ‘üniforma’ denilen bir olay var. Herkes bir örnek giyinmek zorundadır. Peki şimdi ne olacak? Türbanını çıkarmak istemezse çözüm ne? Hadi diyelim (mümkün değil ya) askerliği de bir şekilde halletti ve trafik polisi olmaya karar verdi. Şimdi türbanını çıkarmadan nasıl motosiklet kullanacak, ya da polis şapkasını takmadan nasıl görev yapacak? Yanisi her türlü inanç ve düşüncenin anayasa teminatında olduğunu bu ülkenin vatandaşı olmadan ‘Anayasa’yı okuyarak öğrenen bu Sih inanışlı ‘Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı’nın bu ülkede yaşaması ne derecede mümkün? Tabii mümkün değil. Ama bu adam İngiltere’ye yerleşse bu konuda hiçbir sıkıntı çekmez. Üniversite’ye istediği kıyafetle gidebilir. Askere gittiği zaman türbanını görev yapacağı sınıfın rengine uygun renkte sarar ve üstüne kokardını takar. Polis olacaksa türbanını trafikçiyse beyaz, normal polisse yeşil olarak sarar, polis amblemini üstüne diker, türbanıyla kask takamayacağı için kasksız motosiklet kullanır. Olur mu kardeşim? Diyenlere cevap: Bu söylediklerimi hem Hindistan’da hem İngiltere’de gözlerimle görmüşüm. Şimdi Avrupa Birliği’ne girmemizin neden bu kadar geciktiğini anladık mı? Çünkü ‘Avrupalı’ kafanın neyle örtüldüğüyle değil, o kafayı taşıyan insanı nasıl rahat ettirip ondan nasıl verim alacağına kafa yorar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT