BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yalancının mumu Wikileaks’e kadar yanıyor

Yalancının mumu Wikileaks’e kadar yanıyor

Wikileaks’te yer alan bilgiler, ABD ve İngiltere’nin Irak ve Afganistan’da gerçekleştirmiş oldukları operasyonların içyüzünü gün ışığına çıkartırken, uluslararası kamuoyunun nasıl kandırıldığını da gözler önüne seriyor.



KAMUOYU NASIL YANILTILIYOR? Wikileaks’te yer alan bilgiler, ABD ve İngiltere’nin Irak ve Afganistan’da gerçekleştirmiş oldukları operasyonların içyüzünü gün ışığına çıkartırken, uluslararası kamuoyunun nasıl kandırıldığını da gözler önüne seriyor. ÇIKARILMASI GEREKEN DERS ABD başta olmak üzere bütün demokratik yönetimlerin bundan çıkarması gereken ders, öncelikle güvenlik açıklarını kapatmak değil, ileride hesabını veremeyecekleri devlet güdümlü yasa tanımazlığın önüne geçmektir. ADINI BÜTÜN DÜNYAYA DUYURDU Amerikan gizli belgelerini açıklayarak adını dünyaya duyuran Wikileaks adlı internet sitesi baskı ve tehditlerle susturulsa da, sitenin kurucusu Julian Assange “Ey devletim beni bir daha kandırma” diyenler için bir sembol olmuştur. Irak işgaline ve Afganistan’da devam etmekte olan operasyonlara ilişkin Amerikan gizli belgelerini açıklayarak adını dünyaya duyuran Wikileaks adlı internet sitesinin, aynı konularda yaklaşık 2 milyon yeni çok gizli belgeyi açıklayacağını duyurmasının ardından ABD ve İngiltere Dışişleri bakanlıkları alarma geçmişti. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin, sızdırılan “belgelerde adı geçmesi muhtemel” ülkeleri bilgilendirmesinden sonra İngiltere Dışişleri Bakanlığı da, İngiliz gazetelerinin genel yayın yönetmenlerini, konuyla ilgili bir brifinge çağırmıştı. Bu satırların yazıldığı 28 Kasım itibariyle Wikileaks tarafından herhangi bir yeni belgenin yayınlanmaması, daha önce yeni belgelerin hafta sonu yükleneceğini bildiren sitenin sahibinin “susturulmuş” olma ihtimaliyle ilgili ciddi endişelerin dile getirilmesine yol açtı. SİSTEMLİ DEZENFORMASYON Esasen, daha önce yayınlanan belgelerdeki bilgiler göz önüne alındığında, ABD ve İngiltere’nin endişelenmekte ne kadar haklı oldukları anlaşılıyor. Zira Wikileaks’te yer alan bilgiler, bir yandan bu iki ülkenin Irak ve Afganistan’da gerçekleştirmiş oldukları operasyonların içyüzünü gün ışığına çıkartırken, diğer yandan da uluslararası kamuoyunun nasıl sistemli bir dezenformasyon harekâtıyla kandırıldığını gözler önüne seriyordu. Mesela Wikileaks belgeleri sayesinde, Irak’taki sivil ölümlerin, ABD’nin yansıttığının kat be kat üzerinde olduğunu öğrendik. Yine, Afganistan’da, 1979-1988 yılları arasında süren Sovyet işgalinin “rekorunu kırarak”, 9 yıl 54 gündür devam eden ABD işgalinin, bugüne kadar yansıtılanın aksine, son derece kötü yönetildiğini, El Kaide ve Taliban militanı olarak kayıtlara geçen ölümlerin çoğunun masum Afganistanlı ve Pakistanlı siviller olduğunu, ABD ve müttefiklerinin neredeyse Vietnam benzeri bir batağa saplanmış olduklarını öğrendik. Kuşkusuz, bu belgeler sayesinde yıllardır bu iki ülkenin kamu diplomasisi başkanlıkları, yani modern propaganda bakanlıkları tarafından oluşturulan ve ABD ve İngiltere merkezli “destekçi medya” birimleri tarafından yürütülen sistematik göz boyamanın tüm çıplaklığıyla deşifre edilmesinin ötesinde, bizatihi bu belgelerin internet ortamına sızdırılabilmesi, durumu Washington ve Londra açısından daha da vahim hale getirmekteydi. Zira söz konusu yüz binlerce dokumanın büyük bölümü “hizmete özel”, “gizli” veya “çok gizli” şeklinde gizlilik kaydı taşımaktaydı. Dünyanın en gelişmiş siber saldırıyla mücadele sistemlerine sahip olduğu iddia edilen ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) bilgisayarlarından bu bilgiler çalınabiliyorsa, ABD’nin gerek askerî gerek sivil alandaki pek çok gizli bilgisine de ulaşmak mümkün olabilirdi. Yaklaşık 10 gün önce Lizbon’daki NATO Zirvesi’nde kabul edilen Yeni Stratejik Konsept’te yer alan “siber terörle mücadele”ye ilişkin paragrafların, bir yandan, NATO müttefiklerinin ulusal bilgisayar ağlarını hedef alan devlet ve / veya devlet-dışı aktör merkezli saldırılara karşı korumayı amaçlarken, diğer taraftan da Wikileaks benzeri internet sitelerine gizli bilgi ve belgelerin “sızıntısını” engelleme maksatlı olduğu böylece ortaya çıkmış oldu. WIKILEAKS BİR SEMBOL OLDU Bu tür belgelerin ister çalınarak, ister sızdırılarak kamuoyunun bilgisine sunulması, uluslararası ilişkiler uzmanları arasında da çok derin görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasına sebep oldu. Bir kısım uzman, her devletin kendine ait gizli belgeleri olabileceğini, “devlet sırrı” denilen bir kavram olduğunu ileri sürerek, Wikileaks’in yaptığının düpedüz hırsızlık olarak nitelendirilebilecek yasadışı bir eylem olduğunu ifade ediyor. Diğer kesim ise, küreselleşmeyle birlikte tarihte hiç olmadığı kadar gelişmiş bir yapıya bürünen iletişim ortamında, bir yandan demokrasi ve insan haklarından söz eden devletlerin, diğer yandan “kirli” ilişkiler içinde ve “insafsız” savaş suçları işlemenin peşinde olmasının ortaya çıkartılmasının takdir edilmesi gereken bir “insanlık hizmeti” olduğunu dile getiriyorlar. Artık devlet adamlarının ve üst düzey askeri yetkililerin verdiği her bilginin doğruluğuna hiç sorgulamadan inanan bir toplum yapısı yok. Teknoloji çağının, sorgulayıcı ve “meraklı” zihinleri, kendi vergilerinin nasıl ve hangi amaçlar doğrultusunda harcandığını öğrenmenin peşine düşüyorlar. Kendilerine yalan söylendiğini öğrendiklerinde de, demokratik mekanizmalar içinde hesap sormaktan çekinmiyorlar. Baskı ve tehditlerle susturulsa da, Wikileaks, “ey devletim beni bir daha kandırma” diyenler için bir sembol olmuştur. ABD ve İngiltere başta olmak üzere tüm demokratik yönetimlerin bundan çıkarması gereken ders, öncelikle güvenlik açıklarını kapatmak değil, ileride hesabını veremeyecekleri devlet güdümlü yasa tanımazlığın önüne geçmektir. Sonuçta yalancının mumu, Wikileaks’e kadar yanıyor! NOT: Bu satırların bitirildiği 28 Kasım akşamı itibarıyla Wikileaks sitesi bir siber saldırıyla çökertilmiş durumdaydı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT