BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 1431 hicrî-kamerî yılı bitiyor

1431 hicrî-kamerî yılı bitiyor

Zamân en büyük sermâyedir. Allahü teâlâ, mükellef olan her insana düşünüp taşınacağı, öğüt alacağı ve hakkı kabûl edebileceği kadar bir ömür vermiştir...



Cenâb-ı Hakk’ın bizlere olan en önemli lütuflarından birisi de zamân ni’metidir. Sözlüklerde, “Vakit”, “Zaman” yerine, “zaman” da “vakit” yerine kullanılmaktadır. Akıp giden zamân içerisinde, bize emânet edilen ömrümüzü tamâmlamaktayız. Şüphe yok ki, günümüz şartlarında takrîbî 60-70 senelik bir insan ömrü içerisinde, 1 sene çok mühim bir zamân dilimidir. Büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi aleyh): “Vakitleri çok kıymetli ganîmet bilmelidir” buyurmuştur. Onun oğlu, yine büyük âlim ve velî Muhammed Ma’sûm Fârûkî de: “Vakit keskin bir kılıç gibidir. Kıymetli ve şerefli şeylere sarf etmek gerekir” buyurmuştur. İnsan, yaratılışı îcâbı hayâtı sever, ömrünün uzamasını ister. Ancak, uzun ömür, Hak yolunda tüketilmiş ise hayırlıdır. Nitekim bir sahâbî, Sevgili Peygamberimize, “Yâ Resûlallah! İnsanların hayırlısı [en iyisi] kimdir?” diye sordu. Peygamber Efendimiz şöyle cevap verdi: “İnsanların hayırlısı [en iyisi], ömrü uzun olup ameli güzel olandır.“ O sahâbî, “Hangi insanlar şerlidir [daha kötüdür]?” diye sorunca da, Resûlullah Efendimiz, “Ömrü uzun olup da, ameli kötü olan“ [Tirmizî] buyurmuştur. BU DÜNYÂDA YOLCUYUZ Geçmiş günlerimize yönelik bir muhâsebe ve murâkabe yaparak yeni yıla girmeliyiz. İmâm-ı Gazâlî (rahmetullahi aleyh), “bir Müslümân, her akşam yatağına girince, o günün muhâsebesini yapmalıdır” buyuruyor. Esnâf, dükkâlarında her akşam kasayı kapatırken bunu yapmaktadırlar. Bizler de, kendi adımıza, âilemiz, milletimiz, Müslümânlık ve insanlık uğruna ne gibi güzellikler, hayırlar, fedakârlıklar yaptığımıza bir bakmalıyız... Yûnus Emre’nin dediği gibi: “Bu dünyâya gelen kişi/Âhir yine gitse gerek./Müsâfirdir, vatanına/Bir gün sefer etse gerek...” Evet, bu dünyâda yolcuyuz. Zâten bir hadîs-i şerîfte: “Dünyâda bir garîb veya yolcu gibi ol; kendini kabir ehlinden say” buyurulmuştur. Günün birinde ebediyet âlemine göçeceğiz. “Yalnız azamet ve ikrâm sâhibi Rabbi’nin zâtı bâkî kalacak“ [Rahmân, 27] meâlindeki âyet-i kerîmede de ifâde edildiği gibi, Allahü teâlâ’nın zâtı dışında bütün varlıklar fânîdir, yok olacaklardır. Bir hicrî yıl tamamlanmakla birlikte, bir mîlâdî yılın da bitmesine az kaldı. Biz, bir mîlâdî yılı tamâmlamakla, ömrümüzden ne kadar zamân geçtiğini bir kerre daha vurgulayacak olursak, tâm 8.760 sâat [ya’nî 525.600 dakîka] gitmiş olmaktadır ve bunların artık geri dönüşü de yoktur. Unutmayalım ki, zamân en büyük sermâyedir. Sevgili Peygamberimiz: “İki [büyük] ni’met vardır ki, insanların çoğu bunlarda hep aldanır: Bunlar: Sağlık ve boş vakittir” [Tirmizî] buyurmuştur. Yine bir hadîs-i şerîfte “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır” buyurulmuştur. Kezâ Peygamberimiz: “Akıllı kimse [Müslümân], kendisini hesâba çekip, ölümden sonrası için hâzırlık yapan kişidir” buyurmuştur. Allahü teâlâ, mükellef olan her insana düşünüp taşınacağı, öğüt alacağı ve hakkı kabûl edebileceği kadar bir ömür vermiştir. Bu husûsta Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Onlar Cehennem’de şöyle feryâd ederler: “Ey yüce Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar! Dünyâya geri gönder de, daha önce yaptıklarımızdan farklı, güzel ve makbûl işler yapalım!” Allah onlara şöyle buyurur: “Biz size, düşünüp ibret alacak, gerçeği görecek kimsenin düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size Peygamber de gelip uyardı. Öyleyse tadın azâbı! Zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur!“ [Fâtır, 37] ZAMANIN DEĞERİ... Bir senenin değil; yerine, zamanına ve şartlarına göre ayın, haftanın ve günün bile ehemmiyeti çok fazladır; hattâ sâatin, dakîkanın ve sâniyenin bile önemi ne kadar büyüktür. Bana gelen bir mailde bu husûs şöyle ifâde edilmektedir: “Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor. Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor. Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe sor, Bir sâatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor. Bir dakîkanın değerini anlamak için, treni kaçıran yolcuya sor. Bir sâniyenin değerini anlamak için, bir kazâyı önleyemeyen sürücüye sor. Bir sâniyenin yüzde birinin değerini anlamak için de olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT