BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Öksüz” sporlarda olay var!..

“Öksüz” sporlarda olay var!..

Çok enteresan bir tablo var, Türk sporunda!.. Hangi spor dalı biraz palazlansa, biraz ön plâna çıksa, ulusal bazda da, uluslararası bazda da “başarılar” elde edilse, “o spor dalında” gruplar, hizipler çoğalmaya, dolaplar dönmeye, kavgalar çıkmaya, karşılıklı iddia ve hatta iftiralarla karalamalar yapılmaya, ortalık “söz bazında” kan gölüne dönmeye, dahası hatta tekmeli, yumruklu kavgalara kadar varan, mahkemelere kadar giden “çirkin ve kötü şeyler” olmaya başlıyor; sonrası tufan!..



Çok enteresan bir tablo var, Türk sporunda!.. Hangi spor dalı biraz palazlansa, biraz ön plâna çıksa, ulusal bazda da, uluslararası bazda da “başarılar” elde edilse, “o spor dalında” gruplar, hizipler çoğalmaya, dolaplar dönmeye, kavgalar çıkmaya, karşılıklı iddia ve hatta iftiralarla karalamalar yapılmaya, ortalık “söz bazında” kan gölüne dönmeye, dahası hatta tekmeli, yumruklu kavgalara kadar varan, mahkemelere kadar giden “çirkin ve kötü şeyler” olmaya başlıyor; sonrası tufan!.. 55 yıldır spor yazarı ve gazeteci olarak “bu işlerin içindeyim”, hep “böyle olduğunu” gördüm!.. Güreşinde de, boksunda da, basketbolunda da, futbolunda da, voleybolunda da, atletizminde de; neden böyleyiz, neden böyle oluyor, ne yapmamız gerek; bu soruların cevaplarını “teorik” olarak çok iyi biliyorum da, “pratikte” hiçbir şey yapamıyoruz, yapılamıyor; üstelik federasyonlar bazında da, kulüpler bazında da “durum” böyle!.. Yaygınlarını bir yana bıraktım, “gazetelere çok zor haber olan” spor branşlarında, “yeni” kimlik kazanmış, “federasyon olmuş” spor branşlarımızda da durum “aynen” böyle!.. Mesela, “parlak sonuçlar”, Avrupa ve dünya çapında dereceler alınmaya başlandı; “Bilardo Federasyonu’nda olup bitenler”, tam da “Schubert’in Bitmeyen Senfonisi’ne döndü”; kimseler bitiremiyor!.. Duyuyorum, şimdi sıra “Satranç Federasyonu’nda”; ortalıkta öyle iddialar, öyle raporlar, öyle belgeler dolaşıyor ki, tüyler ürpertici!.. Gençliğimizin spor basınında, “futbolun ötesindeki spor dallarında ve onların federasyonlarında cereyan eden” bu tip olayların da üzerine gidilir, spor kamuoyu “her şeyi” öğrenir, “yanlış yapanlar, hata yapanlar, sorumlu olanlar, suç işleyenler” spordan temizlenirdi; şimdi spor medyamız için varsa yoksa futbol, Üç Büyükler, Arda - Alex - Guti, gerisi “İş olsun torba dolsun” misali!.. Sevgili kardeşim Hıncal Uluç’a gelen ve onun bana “satranca meraklı olduğum ve yazdığım için” ciro ettiği, altında “satranççı olduğunu” yazan Ediz Akınal’ın imzası bulunan mailinde “öyle” tüyler ürpertici iddialar var ki, “araştırılıp doğrulanırsa” bir spor sayfasına “10 sütunluk manşet olur”; dahası “saatler sürecek” bir TV programını doldurur; herkes de okur, seyredip dinler!.. Futbola, Üç Büyüklere, onların başkanlarına, teknik adamlarına, futbolcularına kilitlenmiş spor (!) zihniyetimizle, “bunu yapabilir miyiz”; ne gezer; Hagi’yi eleştirmek, Schuster’i fırçalamak, Aykut Kocaman’a övgüler yağdırmak ve “masa başında bunları yazmanın” dayanılmaz kolaylığı ve de “tiraj-reyting” cazibesi varken!.. Nüans!. “Adnan” adının anlamı; “Bir yere yerleşip, ikamet eden, Cennette ölümsüzlüğe kavuşan kimse!..” “Bugünkü” anlamı; “Galatasaray’a yerleşip, ikamet eden, Türk Telekom Arena’da sonsuzluğa kavuşacak kimse!..” Ayıbın da ötesinde!.. Sevgili Ömer Kükner’in “GS TV’de bir sansür öyküsü” başlıklı yazısını okuyunca tüylerim diken diken oldu!.. Galatasaray Kulübü’nün “hangi zihniyetin eline esir düştüğünü” ortaya koyan “son örnekti” bu acı ve hazin tablo!.. “Başkan’ın Vazgeçilmezi’ni kurtarmak için” çanak programlarla “saatlerce işgal edilen” GS TV ekranları, “bir maç için yorumcu olarak çağrıldığı” GS TV’den gelen bir telefonla “o gün yazdığı” ve “Galatasaray yönetimini eleştirdiği” yazı sebebi ile “programa çıkmasının uygun görülmediği” bildirilerek, Ömer Kükner’e kapatılmıştı. Elbette, Kükner gibi bir yazara, bir Galatasaraylı’ya yapılanlar çok ayıp ve çok çirkindi, ama çirkinliğin ve ayıbın sınırları çok daha genişti: Bu “sansür”, şu “kabul edilemez” görüntüyü ortaya koymuyor muydu; “Demek ki, sizler GS TV’ye sadece sizi övenleri, pohpohlayanları, eleştirmeyenleri çıkarıyorsunuz!..” “Bu çirkin görüntü”, GS TV’ye çıkan “değerli, ilkeli, dürüst” onca spor yazarına ve yorumcuya “hakaret” değilse, söyler misiniz bana, nedir?.. Yorumsuz!.. Beni çok üzen bir mail aldım, bu malini “aynen” sütunuma alıyorum: “Ben Selahattin Torkal’ın büyük kızıyım. Türkiye gazetesinde 20 Kasım 2010 tarihli yazınızı okudum. Çok mutlu oldum. Ben babama rağmen iyi bir Galatasaray’lıyım. Çünkü, 21 Şubat 2004’te Hakan Dilek’in kaleminden yayınlanan ‘Ünlü Fenerbahçeliler’ adlı röportajında da belirtildiği gibi babam önce centilmenliği ve kibarlığı ile anılan bir kişiliğe sahipti. Hiç bir zaman Fenerbahçeli olmam için baskı yapmadı. Ama genç yaşlarından beri gönül verdiği ‘o’ Fenerbahçenin yöneticileri, haberleri olduğu halde hastalığı süresince hiç arayıp sormadıkları gibi, cenazesine, sevgili başkanları Aziz Yıldırım’ın çelenk gönderdiğini kendi yayın organlarında ve çeşitli gazetelerde yalan beyan vererek yazacak kadar da saygıdan ve vefadan yoksundular. Size bu güzel yazınızdan dolayı teşekkür ederken, ‘İyi ki babam son zamanlarında bunları fark edemeyecek durumda idi’ diyorum. Saygılarımla Zeynep Gözüsulu.” Voleybolumuzda devrim!.. Türk Voleybolu’nda “sessiz sedasız” bir devrim gerçekleşiyor, galiba!.. “Galiba” diyorum, zira “spor (!)” basınımızda, milli takımımızın ve Fenerbahçe başta kulüp takımlarımızın “uluslararası arenada” elde ettiği “büyük başarılar” gerektiği kadar yer almadığı gibi, “bu başarıların ardında nelerin yattığına dair” doğru dürüst yorumları, araştırmaları arayın da bulun bakalım, bulabilirseniz!.. Çok nadir ve de bireysel bir-iki yazı görüyorum, bir TV programına arada bir takılıyorum ama “Ne kadar yetersiz” demekten de kendimi alamıyorum!.. Futbolumuza “büyüteç” ile bakarken, voleybolumuza “dürbünün tersi ile bakmanın” ve de “bunun bile çok nadir olduğunu görmenin”, üzüntüsünü de yaşıyorum!.. Eskiden, Türk spor kamuoyu, Futboldan öte, Atletizm, Basketbol, Voleybol, Güreş, Boks Federasyon Başkanları’nın isimlerini ezberler, hatta Eskrim’e kadar uzanan çizgide de “başarılı olan” spor branşlarının başkanlarını, sporcularını bilirdi; zamanın Beden Terbiyesi Genel Müdürü (Bugünün Gençlik ve Spor Genel Müdürü)’nü de, zamanın Spor Bakanlığı Müsteşarını da “Büyük Kulüplerin Başkanları kadar” tanırdı; şimdi nerdeee?.. Bunların hepsi için “bir ayda çıkan” haber ve yazıların toplamı, bir Guti için “bir günde” yazılan haber ve yazılar kadar yer almıyor spor basınımızda; çok yazık!.. “Destan yazılması gereken” istikrarlı sonuçlar var, Türk voleybolunda, ama “ilgilenen”, dahası “duyan”, dahası “okuyabilen” var mı?..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT