BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İsraf edilen kaynaklarımız...

İsraf edilen kaynaklarımız...

Türkiye, varlık içinde yokluk çeken bir ülkedir. Aşırı merkeziyetçi yönetim tarzı; popülist politikalar; mevcut vurgun ve sömürü düzeni; kaynaklarımızın har vurup harman savrulmasına devam ettirir durur.



Türkiye, varlık içinde yokluk çeken bir ülkedir. Aşırı merkeziyetçi yönetim tarzı; popülist politikalar; mevcut vurgun ve sömürü düzeni; kaynaklarımızın har vurup harman savrulmasına devam ettirir durur. Neticede, bütçesi devamlı açık veren, borçların ana parasını değil faizlerini ödemek için daha yüksek faizlerle devamlı borçlanan, günde 59 trilyon TL. borç faizi ödeyen, yatırımları sıfıra inen, IMF vb. kuruluşların esiri durumuna düşen, gelir dağılımı inanılmaz boyutlarda dengesizleşen, bir duruma düşmekteyiz. Pazar günkü, Türkiye Gazetesine bakıyorum. Ankara Sanayi Odası Başkanı, Zafer Çağlayan feryat ediyor: “Toprak anlayışımız komünisttir”. Aynı sahifede, TOBB Başkanı Fuat Miras belirtiyor: “Tarımın durumu çok kritiktir”. Bir üst sütunda, İzmirli işadamı Selim Yaşar ilâve ediyor: “Ben özel sektör temsilcisiyim. Ancak, bana gelenler özel sektörde çalışmak için iş talep etmiyor, devlet kuruluşları için torpil istiyorlar”. (Elbette, devlet kuruluşlarında çalışmak yok. Yan gelip yatmak, çalışmadan para almak var.) Bu tek bir gazetenin, tek bir sahifesi. Diğer sahifeleri ve gazeteleri de gündeme getirsek, düzinelerle örnek çıkacaktır. Ancak, kısa bir tetkik bile, mevcut yüz kızartıcı tabloyu ortaya koymaktadır. 1- Türkiye yüzölçümünün %54.7’si devlet mülkiyetindedir. Böylece, gerçek “toprak ağası”nın devlet olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu ağa, malına sahip çıkamayan, peşkeş çekilmesine göz yuman, bir “züğürt ağa”dır. Bu malları, önüne gelen yağmalamaktadır. Özellikle “gecekondu mafyası” hesabı mümkün olmayan rantlar elde etmektedir. Bu arada, şehirler de perişan olmakta, çarpıklık ön plâna çıkmaktadır. Bu ağa, topraklarını değerlendirmez. Değerlendirmesi için, mahalli idarelere ve kanunlara saygılı, dürüst vatandaşlara imkân tanımaz. Ne bir “milli tarım ve hayvancılık plânı” yapar, ne de yapacaklara geçit verir. Aynı israf, aynı vurdumduymazlık, “ormanlar” için de geçerlidir. Bu milli servet, devamlı talan edilir, yakılır, tahrip edilir. Ama, başta orman köylüleri olmak üzere, vatandaşlara imkân tanınmaz. Ortada, bir Bergama Kozak yaylası örneği varken, bunu yaygınlaştırmaz. Ciddi bir kiralama, ağaçlandırma, değerlendirme politikası uygulanmaz. (Nerede, o güzel ormanlarımız? Nerede, çocukluk ve gençliğimizdeki Çanakkale yeşilliği, palamut topladığımız meşe ormanları. Ne gariptir ki, sık sık yakılır. Ağaçlandırma yapılır, bir bakarsınız, yine bir yangın çıkmış. Göçebelere yıllarca sürecek yeni işler doğmuş.) 2- Madenlerimiz çok mu farklıdır? Verimli değerlendirme yapıldığını iddia edebilir miyiz? Bu konuda da devletçilikten taviz veriyor muyuz? Aşırı istihdam, aşırı masraf ile, inanılmaz zararlar eden KİT’leri kapatıyor muyuz? (Taş kömürü işletmelerinin, milyarlarca dolar zararı, ihtiyacın kat kat fazlası insanın çalışmadan devleti sömürmesi, bizi hiç mi rahatsız etmiyor?) 3- Araba, lojman, kamp saltanatının gerçek maliyetini hiç hesapladık mı? Ordu evlerinin, öğretmen evlerinin, polis evlerinin, Bütçeye getirdiği yükü hiç düşündük mü? 4- Milli Eğitimin, Silahlı Kuvvetlerin ve diğer birimlerin elindeki mülkleri, değerlendirmeyi niçin düşünmemekteyiz? Şehirlerin en güzel yerlerinde israf edilmesine göz yummaktayız? 5- Başta, Devlet bankaları olmak üzere, tüm KİT’leri özelleştirmeyi, samimi olarak, ne zaman arzu edeceğiz? Mevcut yağmaya son vereceğiz? 6- Nedir bu istihdam fazlalığı? Buna rağmen, hâlâ devam eden kadro şişirmeleri. İki memura bir odacı saltanatı. Maliyeti, getirdiğinin çok üzerinde olan, verimsiz hizmet anlayışı. Tüm partilerin sürdürdüğü tayin-terfi-torpil iş takibi politikası. 7- Ve en önemlisi. Gençlerimizi israf eden, yıllarını heba eden, hiçbir değeri olmayan diplomalara mahkûm eden, anlamsız ve kalitesiz eğitim politikası. Dünyanın en pahalı, ancak en kalitesiz sağlık hizmetleri. Her tarafı dökülen, sadece üç kâğıtçılara servet sağlayan sosyal güvenlik politikaları. Velhasıl, nereye el atsanız, dökülüyor. Ve herkesin bildiği tek bir çare var. Ankara yönetiminin dışlanması. Aşırı merkeziyetçiliğin sona ermesi. Velhasıl, yıllardır süren “gölge etme, başka ihsan istemez” gerçeğinin kabulü ve uygulamaya sokulması.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT