BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hagi’nin karakter mühendisliği

Hagi’nin karakter mühendisliği

Bu takımın kadro mühendisliği zaten yanlış yapılıyor 2000’den bu yana.



Olaylar, kırılan kafalar, oyulan gözler, ardından kesileceğine artarak devam eden “gelirsem gösteririm” ile “gelirsen görürsün” tarzı sanal ortam salvoları ligin bitimine üç hafta kala oynanacak bir Bursaspor-Beşiktaş maçını düşündürmüyor değil. O maçın klasman iddiası ile tetiklenecek olaylar için şimdiden düşünmemiz gerekiyor. Bu tatsız olayların arasından geçip Hagi’nin yapmak istediği şeyi vurgulamak isterim bu hafta. Bu takımın kadro mühendisliği zaten yanlış yapılıyor 2000’den bu yana. Eksik yeri saptamak ve oraya ideal adamı bulmak ile en ucuzunu aramak arasına kaybedilen zaman çok şeyler kaybettirdi Galatasaray’a, “Belki satarım” diyerek Elano’nun oynatılmadığı ve Misimoviç’in geç getirildiği Avrupa Kupası elemesinin maddi kazancı ile kupalarda yok olmanın maddi kaybı arasındaki terazinin doğru hesaplanamaması çok şey kaybettirdi Galatasaray’a. “Sağlıklı ortam” özürlü Florya’dan her çıkış hüsranla dönüş olarak yaşandı. Rijkaard’a hiç de uygun olmayan bir kadro ve ortam verildi ve Rijkaard çöktü. Gitti... Geldi Hagi... Kucağına bırakılan sorunlar ve yanlış kurgulanmış bir kadro ile savaşın orta yerinde devreye sokuldu. Ne oyuncu deneyecek, ne de oyuncu katacak durumu vardı. Eldekilerin uyumsuzluğu, medet umabileceklerinin sakatlıklarla boğuşması, yönetimin uyumsuzluğunun ve Sezgin sendromunun başını ağrıttığı Florya’nın tadı kaçmış havasından, geleneksel Galatasaray karakterinin doğumunu yapamayacağını da bilerek bir savaşın ön saflarında buldu kendini. İşe “karakter devrimi” ile başlamak istiyor Yapabileceği tek şeyi yapmaya girişti. Bunu deklare etmekten de çekinmedi. “Galatasaray karakteri” diye adlandırılan kavramı iyi bile iki kişi kafa kafaya verdi. Tugay Kerimoğlu ve Gheorghe Hagi kolları sıvarken şu ilkeden yola çıktı: “İyi oyuncudan, topa daha iyi vuran veya daha iyi çalım atan oyuncudan daha önemlisinin; yenilmeyi kendine yakıştıramayan oyuncu gereklidir bize.” Bütün hocaların peşine düştüğü “sistem ve yetenek” avcılığından, savaşan, yenilmeyi kabullenemeyen oyunculara yasladı kendini. Bunun karşılığını da “az birazcık” Kasımpaşa karşısında almaya başladı. Yapmak istediğini algılayabilenlere forma verdi Tugay ve Hagi... Kewell “tam” oynamaya başladı, takım değişmeye... Baros gelebilse düşünün Pino’nun atamadıklarını... Bir de ütüne sağlıklı ve kafası dinç bir Arda koyun... İster misiniz ara transfer?.. POST-İT Bütün başarılı hocaların, hocalık kariyerlerinde hep “ilk” başardıkları bir yer vardır ve o yere kadar “hiçbir” başarıları yoktur. Kimse anasından doğduğu andan itibaren hep başarılı olmamıştır. Bütün mesele o ilk başarılı olacakları yere kadar bekleyebilmektir, başarılı olma ihtimalini hissettiğiniz bir hoca için... Yakın geçmiş meselemiz... Galatasaray ve Hagi ve de Arda üzerinden yapılan “asimetrik psikolojik saldırıların” bugüne kadar amacına ulaştığını görüyorum. Amansız rakibinin ise koruma kalkanlarından yararlandığını görüyorum. Bakınız... Ben Aykut Hoca’nın yaptıklarını, yapmak istediklerini, yeni yapılanmayı yaparken kafaları değiştirmeye çalıştığını ve bu arada yarıştığını algılıyorum ve destekliyorum. Benim meselem yakın geçmişe yapılan saldırılaradır... Hagi’nin hocalık kariyerinde “Ne yapmış ki bugüne kadar” diye, bir liste yapıldığında haklı çıkabilecekleri eleştiriler havalarda uçuyor. Adamın futbolculuğu dışında, Bir Romanya Milli Takımı denemesi, bir kulüp takımı denemesi Romanya’da, iki Galatasaray ve bir de Bursaspor şansı var. Hepsi başarısız bile olsa bir şeyleri var çoluk çocuğuna anlatacak. Peki, Aykut Hoca’nın nesi var yakın geçmişte? Malatya. Konya ve Ankaraspor hüsranları dışında... İkisi de yapmaya çalışıyor ve ikisi de ne yapmış ki yakın geçmişlerinde? Yani en azından eşitler... Eleştiriler ve psikolojik harekât niye eşit değil? Maçları yasaklasak da mı yayınlasak Sporda şiddet yasası hâlâ daha çıkmıyorsa kan çıkacak, demiştik defalarca. Çıktı bile... Düşünün Bursa’daki rövanşı. Kazanan Şampiyonlar Ligi’ne gidiyor, diyelim. Götürelim 500 Beşiktaşlıyı Yalova-Gemlik üstünden Bursa’ya. Sonra da marka değerimizi bekleyelim ki Markus Merk mesela anlatabilsin diye dünyaya. Şu yasa muma çevirmezse statları, kaldıramazsa tel örgüleri, lazer tutanın bile tepesine binemezse, kafasını kırmazsa kafa kırmaya gelenin, biz bir adım bile gidemeyiz ileri. Tabii ki besleme tribün fatihleri de yok edilmeli... S-ÖZ “Delinin düşünmesine, tavuğun eşinmesine derman olunmaz...” Bir Türk atasözü Sinema kapattı diye ayıpladığımız bir kaptanın yanına, kaptanlık bandını ilk kez taktığı bir maçın haftası dolmadan alkolün tavanında kaza yapan bir başka kaptanı koyun ve kıyaslayın...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT