BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mutluluk biraz da bu değil mi?

Mutluluk biraz da bu değil mi?

“Dört çocuklu ailenin birinci çocuğuyum. Yıllar sonra ben de evlenip yuva kurduğumda anladım annemin babamın nasıl bir insan olduklarını... Nice günler arkasından ağladığım ve sinir olduğum annem meğer yuvayı ayakta tutmak için nasıl çırpınıyormuş...”



Memleketimiz Elazığ. Ne var ki doğduğun yerde değil doyduğun yerde derler. Ailemiz daha ben kundakta iken İstanbul’a gelmiş. Kan davası bizde yoktur. Lakin aile arasında miras kavgası çıkıyor. Babam öfkeleniyor: “Ne haliniz varsa görün” diyor. Bir yastık bir yorgan köyden ayrılıyor. Ardından “dur gitme” diyen de olmuyor. Zavallı babam aslında öfkesinin kurbanı oluyor. Memlekette bağlar bahçeleri öylece bırakıp gelmiş... Değer mi? Neye kızıyorsun kime kızıyorsun? O öfkeyle İstanbul’a gelip çalmadık kapı bırakmıyor. Ama vasıflı eleman değil ki... İş yok... İşveren yok... Kaç gece karın tokluğuna sabahlıyorlar sobası olmayan bir gecekondu evinde... Annem zavallı, bir yandan bebek, bir yandan sefillik, bir yandan parasızlık... Allahtan babam iş beğenmezlik yapmıyor. O yaşında gidip bir restoranda “bulaşıkçı olarak da olsa çalışırım” diyerek işe başlıyor. Köyde elini soğuk sudan sıcak suya sokmayan babam, şehirde bulaşıkçılık yapmaya razı oluyor. Tabii içten içe de kendini yiyip bitiriyor. Bunu biz bilmiyoruz... Ben kendimi bildiğimde dört kardeş olmuştuk. Bu sıkıntıları annemden dinledik. Annem de çok titiz bir kadındı. Babamın iş yerinde hastalandığı ve aylarca hastanede yattığı yıllarda kardeşlerimi bana bırakıp temizliğe bile gitmişti annem... Babam ise aylarca hastanede yatınca işveren babamı işten çıkarmıştı... Hepten perişan olmuştuk. Annem n’apsın, her şeyi benim sırtıma yüklemiş evin geçimini kendi üstlenmişti. E peki bir genç kız olarak ben gençliğimi yaşamayacak mıydım? Kardeşlerime dadılık mı yapacaktım? Sabah evden çıkan annem, akşam ezanından önce gelmezdi... Ben sabahtan akşama kadar o köhne evin silip süpürmesiyle kardeşlerimle uğraşırdım. Hey gidi günler... Yıllar sonra ben de evlenip yuva kurduğumda anladım annemin babamın nasıl bir insan olduklarını... Nice günler arkasından ağlayıp sinir olduğum annem meğer yuvayı ayakta tutmak için nasıl çırpınıyormuş. Öte yandan canımdan çok sevdiğim babam meğer ne kadar sorumsuz ve vurdumduymaz bir kocaymış. Babam bize göre hakikaten çok iyi bir arkadaştı... Mükemmel bir babaydı. Ama koca olarak çok kötü biriymiş. Çünkü annemi kendi öfkesinin ve inadının yüzünden yıllarca sürüm sürüm süründürmüş. Ben görücü usulüyle komşumuzun oğluyla evlendim. Kocamla birbirimize âşık falan da olmadık. Ayrıca her ikimizin ailesi de bize yakındı. Dolayısıyla bizi birbirimize bırakmak istemiyorlardı. Bir gün onun ailesinden bir başka gün benim ailemden mutlaka bir sıkıntı patlak veriyordu. İşte o zaman anladım babamın ne kadar kötü bir koca olduğunu... Beni kaynanam istemiyordu. Ama kocam ona rağmen beni ailesine karşı ezdirmedi. Bir yerde istenmemek ne kadar acı bir durumdu. Ama eğer bir kadını kocası istiyorsa dünya istemese o kadına vız geliyordu. İşte o zaman babamın annemi ne kadar sahipsiz bıraktığını anlamıştım. Şu an benim de bir oğlum var... Annemlere yakın bir evde oturuyoruz. Kaynanamlar da beni kabullendi. Hatta belki doğru belki yalan, “En iyi gelinim sensin” diyor. Bu bile hoşuma gidiyor. Diyeceğim o ki, evlilikte eşler birbirine destek çıkınca sorunlar çok kolay aşılıyor. Ama biri diğerini yok sayarsa işte o zaman olmuyor. Diğeri gerçekten çok eziliyor. Kocamla birbirimize âşık olmadık ama şu an dünyada gözüm ondan başkasını görmez. Çünkü beni ondan başkası anlayamaz onu da benden başkası... Sanki mutluluk biraz da bu değil mi? Suzan Dağdal-İstanbul > Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT