BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çok gereksiz
hareketler bunlar

Çok gereksiz
hareketler bunlar

Protestolara kimisi öğrencinin, kimisi polisin, kimisi de hükümetin penceresinden bakıyor, kendince bir suçlu buluyor. Biz olayları gençlere sorduk.



ANKARA - Gökhan KAYA BAŞKANDAN İTİRAZ Protestocu öğrenciler, seslerini duyuramadıklarını söylüyor. Ama YÖK’ün rektörlerle öğrenciler arasında iletişimin sağlanması için kurduğu Ulusal Öğrenci Konseyi’nin başkanı Sinan Kartal buna itiraz ediyor. ÇAT KAPI GÖRÜŞÜYORUZ Her iki yılda bir öğrencilerin oyuyla belirlenen konseyin başkanı Kartal, “ YÖK Başkanı dahil rektörlerimizle randevu almadan görüşebiliyoruz. Protestolar üniversitelilerin imajını zedeliyor” diyor. Türkiye bir haftadır, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın rektörlerle yaptığı toplantıyı protesto ederken polisin müdahalesiyle karşılaşan ve Ankara Üniversitesi’nde Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’ya yumurtalı saldırılı düzenleyen öğrencileri konuşuyor. Dolmabahçe’deki rektörler toplantısı yapılırken bir grup genç, “bazı talepleri” olduğunu, kendilerini ilgilendiren toplantılara çağrılmamasını protesto etti. Peki öğrenciler, isteklerini YÖK’e ya da rektörlere iletemiyor mu? 125 ÜNİVERSİTEDE Yükseköğretim Kurulu (YÖK), yönetim organlarıyla öğrenciler arasında sağlıklı iletişimin sağlanması için 2005 yılında ulasal öğrenci konseylerinin kurulmasına karar verdi. Bugün 125 üniversitede kuruluşunu tamamlayan konsey, seçimlerle iş başına geliyor. Seçimler iki yılda bir yapılıyor. Sekiz kişiden oluşan yönetim kurulu üyeleri YÖK’ün öğrencilerle ilgili konuları görüştüğü toplantılara katılıp, görüş bildiriyor. Hatta öğrencilerin kendi aralarında demokratik usullerle seçtikleri temsilciler, istedikleri kişilerle randevusuz görüşüyor. Bunu biz değil, YÖK Ulusal Öğrenci Konseyi Başkanı Sinan Kartal söylüyor. ÇAĞDAŞ YOLLARI VAR Protestolarla ilgili görüşlerini aldığımız Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi öğrencisi Sinan Kartal, bu kadar çağdışı bir şekilde protesto girişiminde bulunulmasının üniversite öğrencilerinin imajını zedelediğini anlatıyor. “Her kesimden öğrencinin nedenini anlayamadığım bir biçimde başvurduğu yumurta atma tarzı protesto şekillerini akla mantığa sığdıramadığım gibi yakışıksız ve çirkin buluyorum” diyen Başkan Kartal şunları ifade ediyor: “Üniversite öğrencileri problemlerini, isteklerini daha çağdaş bir şeklide dile getirebilirler. Ulusal Öğrenci Konseyi olarak YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan da dahil olmak üzere tüm rektörlerimizle randevusuz görüşebiliyoruz. Yetkililere ulaşmada hiçbir sıkıntımız yok. Öğrenci tabii ki istemediği bir durumda protesto yapma hakkına sahiptir ama bu protesto kırmadan dökmeden olmalıdır.” SÖZÜMÜZ DİNLENİYOR Ulusal Öğrenci Konseyi olarak üniversite öğrencilerinin sorunlarını belirlemede ve gerekli mercilere iletmede herhangi bir sıkıntı yaşamadıklarını belirten Sinan Kartal, “YÖK başkanımız dahil bütün rektörlerimize projelerimizi, çalışmalarımızı rahatlıkla aktarabiliyoruz. YÖK Başkanımız üniversite öğrencilerinin yönetimde daha etkin ve söz sahibi olmaları için elindeki tüm imkânları seferber etti” diyerek şiddet eğilimli öğrenci protestolarına gerek olmadığına dikkat çekti. Güvenlik güçlerinin tavrının aşırı sert olduğunu da ifade eden Başkan Kartal, bu tarz bir müdahaleyi hiçbir öğrencinin ne olursa olsun hak etmeyeceğini kaydederek, “Bununla birlikte hiçbir öğrenciye bu kadar çağdışı bir protestoyu gerçekleştirmek yakışmıyor” dedi. Üniversite öğrencilerinin gelişen olay ve durumlara hassas olacağını fakat tepkisinin de yine öğrenciye yakışır bir biçimde, modern, akılcı ve etkileyici olması gerektiğinin altını çizen Kartal, kamu malına zarar verecek tarzda protestolara ise anlam veremiğini söyledi. Protestocuları destekleyenler var Protestolara kimisi öğrencinin, kimisi polisin, kimisi de hükümetin penceresinden bakıyor, kendince bir suçlu buluyor. Biz olaylar üzerinden konuşulan gençlere sorduk. İşte aldığımız cevaplar: Ramazan Çetintaş: “Bu yapılan öğrenci protestolarını kesinlikle yanlış buluyorum. Demokrasilerde şiddet diye bir şey yok. Bazı art niyetliler halkın sesi olduklarını iddia ederek Türkiye’yi kaos ortamına götürmek istiyorlar. Okul yönetimleri ise bu durumlara izin veriyor. Bırakın yumurtayı, isteyenler havan topunu bile okula sokabilirler. Bu kişiler onları yönlendiriyor.” Uğur Bedir: “Öğrenci protestolarının şeklini hiç tasvip etmiyorum. Bu şekilde yapılan protestolarla bir yere varılamaz. Daha demokratik bir şekilde tepkilerini dile getirebilirler. Bunun daha çağdaş bir yolu olduğunu düşünüyorum. O yolların neler olduğunu araştırıp bulmak daha doğru olur” Merve Muhterem: “Okul yönetimimize ulaşmada hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Bu tür öğrenci olaylarını desteklemek doğru olmaz. Bu öğrencileri destekleyen bu şekilde davranmalarını isteyen kişiler olduğunu düşünüyorum. Ayşegül Gündoğdu: “Ne YÖK’teki yetkililerle ne yukarıdaki yetkililerle görüşmek mümkün değil. Yönetim ve öğrenciler arasında iletişim kopukluğu olduğu kesin. Ben öğrencilerin tarafındayım ve öğrencilerin tepkilerini haklı buluyorum.” Fevzi Çakır: “Yaşanan olayları hayretle izliyorum. Üniversiteler özgür tartışma ortamlarının yeridir ama özgürlük bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamak demek değildir. Yapılanları doğru bulmuyorum.” ‘Kampüs’e sorduk!.. Gençler, Türkiye’de iki yüzyıla yakın bir zamandır siyasetin önemli aktörleri arasında yer alıyor. Dinamik yapıları ve enerjileri onların her zaman arenanın ortasında yer almalarını sağladı. Osmanlı Devletinin yenileşme hareketiyle Avrupa’ya gönderdiği talebelerle başlayan ve günümüze kadar değişik fraksiyonlarda ortaya çıkan gençliğe her dönem farklı bir ‘görev’ biçildi. Avrupa’dan öğrendikleri fen bilimleriyle Osmanlı devletinin modernleşmesini sağlamaları beklenenler de Milli Mücadeleyi gerçekeştirenler de yeni kurulan cumhuriyeti “mevcudiyetinin yegâne temeli” sayıp muhafaza etmesi istenen de ihtilallere zemin hazırlamak için sokakları döktürülenler de birbirlerine karşı silahlı mücade ettirilenler de gençler oldu... Ama 1980’den sonra televizyonun ve daha sonra internetin içine doğan yeni bir kuşak ortaya çıktı. İhtiyaçlar, idealler, görevler, ifade tarzları değişti. Fakat bir haftadır Türkiye, eskileri hatırlatan görüntüleri konuşuyor. MESELE NE? Başbakanın Dolmabahçe’de rektörlerle yaptığı toplantısını protesto etmek isteyen bir kısım genç, polisle çatıştı. Olaylarda emniyet güçlerinin orantısız güç kullandığı, protestocu gençlerin mağdur olduğu yazılıp çizildi. Bu öğrencilerin dertleri ne? Sıkıntılarını mı dile getiremiyorlar? Rektörlerle görüşmek istiyorlar da randevu mu alamıyorlar? Öyle ya, öğrencinin polisle çatışma aşamasına gelmesi için bütün girişimlerden bir sonuç alamamış olması gerekmez mi? Yoksa bütün bunlar söylendiği gibi prokovatif düşününcenin ürünü mü? Biz de meseyele madalyonun öbür tarafına baktık, yumurtalı protestolarla zirveye ulaşan öğrenci protestolarının ‘haklılık’ boyutunu masaya yatırdık. Arkadaşlarımız Gökhan Kaya ve Ahmet Topal yumurtalı protestonun gerçekleştirildiği Ankara Üniversitesi kampüsünde öğrencileri dinledi. GENÇLİK POLİTİKAMIZ YOK AVRUPA’NIN BAKIŞ AÇISINI ÖRNEK ALMAMIZ LAZIM YÖK?Ulusal Öğrenci Konseyi Başkanı Sinan Kartal, Türkiye’de genel anlamda gençliğin problemlerini ifade edeceği ortamları bulamadığını söylüyor. Kartal, “Yıllardır süregelen devletin kısa ve uzun vadede gençlik politikasının olmayışı aşamadığımız eğitim konusundaki eksikliklerin yansımalarını günümüzde de yaşamaktayız” diyor. Avrupa Birliği konusunda kimseye söz bırakmayanların konu gençlik olduğunda Avrupa’nın gençliğe verdiği önemi ve değeri görmemezlikten geldiğini anlatan Sinan Kartal, gençler hakkındaki politikaların onlarla masaya yatırılması ve şekillendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Kartal, şunları söylüyor: “Devlet acilen ülkedeki tüm gençliği kapsayacak, temsiliyet yetkisine sahip, farklı gençlik kesimlerine ve yaşlarına yönelik çalışmalar yaparak, kağıt üzerinde değil gerçekten yaptırımı olan bir kurum oluşturmalı. İdaresi de tamamen gençlerde olmalı.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT