BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kriz ‘nöbet’
tutuyor

Kriz ‘nöbet’
tutuyor

Türkiye ne badireler atlattı. En “baba” kriz bir ay dayanabildi, yumurta mı kalacak?



TÜRKİYE ÖZEL HABER MUSTAFA BİLİM Son yıllarda ‘kriz’ kelimesini milletçe o kadar benimsedik ki, neredeyse her sabah nur topu gibi bir krizle uyanır olduk. Çok eskilere gitmeye gerek yok. Üç beş yıl geriye dönüp, şöyle bir baktığımızda, ülke olarak meğer ne badire(!)ler atlatmışız. Mesela ‘kuş gribi’ tantanasını unutmak mümkün mü? Haftalarca evimize tavuk eti sokmamıştık. Gazetelerdeki 9 sütun manşetler, televizyonlardaki bamlı gümlü haberler yüzünden bırakın tavuk etini, yumurtaya bile öcü gözüyle bakmaya başlamıştık. Peki, yurdun dört bir yanında yüzlerce kapkaç vakasının yaşandığı günleri unutmak mümkün mü? Gazete ve televizyonlarda yayınlanan her haber, adeta doping etkisi yapıyor, kapkaç vakaları arttıkça artıyordu. Kadınlar omzunda çanta taşıyamaz olmuş, para keselerini koynumuzda taşır hale gelmiştik. KRİZ ÜRETİM MERKEZİ Yapay krizler zincirinin son halkası olan ‘yumurta’ eylemleri’ en sıcak örnek. Cin fikirli bir öğrencinin fırlattığı bir yumurtaya medyamızın gösterdiği ‘yakın ilgi’ tıpkı önceki krizlerde olduğu gibi ‘domino’ etkisi yaptı, yeni eylemleri beraberinde getirdi. “Yumurta atmak ifade özgürlüğü mü, yoksa cezalandırılması gereken bir suç mu?” sorusu, bir anda gazete ve televizyonların bir numaralı gündem maddesi oluverdi. Al sana nur topu gibi bir kriz daha... Peki atılan o ilk yumurtaya medyamız o kadar ilgi göstermeseydi, olay bu derece büyür müydü? Türkiye son yıllarda o kadar çok kriz atlattı ki, insan sormadan edemiyor; “Nereden çıkıyor bu krizler?” diye. Sanki, görevi kriz üretmek olan bir merkez var. Ve arka arkaya yeni “eserlerini” piyasaya sürüyor... MEDYANIN İLGİSİ TETİKLİYOR Son dönemde ivme kazanan yumurta eylemlerini değerlendiren üst düzey bir emniyet mensubu, en büyük etkenin, medyanın aşırı ilgisi olduğunu söyledi. Bazı kişi veya örgütlerin seslerini duyurmak, sempati kazanmak ve meşruiyetlerini sağlamak için medyayı bilinçli olarak kullandıklarına dikkat çeken polis şefi, yaşanan son öğrenci olaylarının da bu sürece dahil olduğunu kaydetti. Güvenlik uzmanı, “Medyanın gösterdiği aşırı ilgi, krizlerin sahipleri için ödül oluyor” görüşünü savundu. SATANİST CİNAYET HABERLERİ KİME YARADI? Satanist vahşeti Türkiye’nin son on yılına damga vuran krizlerin en korkuncuydu şüphesiz. Dünya milenyuma pembe hayallerle girerken, Türkiye ‘şeytana tapan’ gençlerin vahşi cinayetlerini konuştu durdu aylarca. Ardından da art arda yaşanan satanist intiharlarını. Alman Lisesi’nde okuyan iki gencin intiharı ve Şehriban Coşkunfırat adlı genç kızın mezarlıkta satanist arkadaşları tarafından vahşice öldürülmesi gazetelerde çarşaf çarşaf yer aldı; televizyonlarda saatlerce tartışıldı. Tiraj ve rating uğruna ‘mal bulmuş mağribi’ gibi sorumsuzca yayınlanan haberler, yeni vakaları da beraberinde getirdi. Olan tavuklara oldu! Yaşadığımız krizlerden bazıları ise, sadece sinirlerimizi bozmakla kalmadı, ağzımızın tadını da kaçırdı. Önce kuş gribi, ardından deli dana krizi yüzünden âdeta yemekten içmekten kesildik. Kuş gribi salgınını önlemek için köylülerin kümesleri basıldı, milyonlarca tavuk ve kanatlı hayvan itlaf edildi. Aradan 5 seneden fazla zaman geçti. Olan tavuk ve yumurta üreticilerine oldu. Deli dana vakası ise başlı başına bir komediye dönüştü. Hastalık yüzünden o günlerde Avrupa ülkelerinden ithal edilen etlere yasak getirmiştik. Bugün ise et fiyatlarını düşürmek için dünyanın dört bir yanından canlı hayvan ve et ithal ediyoruz. TAKSİCİ CİNAYETLERİ FURYASI 2003 yılında artan taksici cinayetleri de, Türkiye’ye özel krizlerin bir diğeri oldu. Yaşanan bir olaydan sonra medyada yer alan haberler, âdeta körük etkisi yaptı. Ve her defasında sanki düğmeye basılmışçasına birçok şehirde art arda taksici öldürülmeye başlandı. Yaşanan olaylar taksici esnafını sokağa dökünce, bu defa da krizin adı ‘sarı öfke’ye dönüşüverdi. BİZE KRİZ VIZ GELİR Hatırlarsınız yakın zamana kadar İstanbul başta olmak üzere bütün yurtta kapkaççılar cirit atıyordu... Özellikle kadınların korkulu rüyası haline gelen çanta düşmanları bir anda nereye kayboldular? Topluca emekli mi oldular acaba? Ya İstanbul caddelerini mesken tutan tinerciler... Bir anda ortadan kaybolduklarına göre, galiba onlar da sıkıldılar artık o mereti koklamaktan. Ülkemizde gazete manşetleriyle üretilen ‘günübirlik’ krizler o kadar çok ki, saymakla bitmiyor. Şimdi sırada ‘yumurta’ krizi var. Atlatılan onca krizin ardından insan sormadan edemiyor; bu kadar büyük(!) badireleri atlatan Türkiye bir yumurta krizine mi yenilecek? İşte Türkiye'nin kriz takvimi Satanist intiharları (Mart 2002) Taksici cinayetleri (Ağustos 2003) Kuş gribi (Ocak 2004) Kapkaççılar (Kasım 2006) Keneden ölümler (Temmuz 2007) Şarbon (Mart 2008) Tinerciler (Ekim 2008) Anne cinayetleri (Aralık 2008) Deli dana (Şubat 2009) Domuz gribi (Mayıs 2009) Çakmak gazı (Haziran 2010) Yumurtalı eylemler (Aralık 2010)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT