BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Her işte ölçülü olmak...

Her işte ölçülü olmak...

Dinimiz her işte “ölçülü” olmayı emreder. Bunun için sevgide ve düşmanlıkta haddi aşmamak, dinimizin dışına çıkmamak lazımdır...



Bu gece Aşûre gecesi, yarın da Aşûre günüdür. Bu gecenizi ve yarınki Aşûre gününüzü şimdiden tebrik ediyorum sevgili okuyucularım... Aşûre günü mübarek bir gündür. Yerler, gökler, melekler, Arş ve Âdem aleyhisselam bu günde yaratıldığı gibi, İbrahim aleyhisselamın ateşten kurtulması, oğlu Hazreti İsmail’in yerine kesmek için büyük koç ihsan edilmesi, Firavun’un boğulması, Eyyub aleyhisselamın sıhhat bulması, Yunus aleyhisselamın balığın karnından kurtulması gibi güzel şeyler de hep Aşûre gününde olmuştu. “İKİ EMANET BIRAKIYORUM” Bununla beraber Aşûre günü, Resululluh efendimizin mübarek torunu Hazret-i Hüseyin’in Kerbela’da şehid edildiği gündür. Bu elim hadiseyi hatırladıkça Müslümanların yürekleri sızlar, gözleri kan ağlar. Bu faciadan dolayı yüreği sızlamayan bir Müslüman zaten düşünülemez. Çünkü Ehl-i sünnet İslam büyükleri Ehl-i Beyti sevmenin her mümine farz olduğunu bildirmişlerdir. Ehl-i Beyt ile ilgili Peygamber efendimiz, “Benden sonra size iki emanet bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız, yoldan çıkmazsınız. Birisi, ikincisinden daha büyüktür. Biri Allahü teâlânın kitâbı olan Kur’ân-ı kerîmdir ki, gökten yere kadar uzanmış, sağlam bir iptir. İkincisi, Ehl-i Beytimdir. Bunların ikisi birbirinden ayrılmaz. Bunlara uymayan benim yolumdan ayrılır” buyurdu. Dinimiz her işte “ölçülü” olmayı emreder. Bunun için sevgide ve düşmanlıkta haddi aşmamak, dinimizin dışına çıkmamak lazımdır. Çünkü, bir kimse ne kadar, zalim olursa olsun, ne kadar alçakça işler yaparsa yapsın, açıkça dini inkâr etmedikçe, inanılacak şeylere inandığı müddetçe, Müslümandır, buna kâfir denilemez. SALTANAT KORKUSUNDAN!.. Yezid, zalimliğine, caniliğe sebep olmasına rağmen, İslâmiyete düşman değildi. Namaz kıldığı, İslamiyeti yaymak için cihad ettiği tarihî bir gerçektir. İstanbul’u fethetmeye gelen ordunun başında Yezid vardı ve emrinde Hazreti Halid bin Zeyd ve Mesleme gibi Eshab-ı kiramın büyükleri bulunuyordu. Kerbela’nın sebebi, Yezid’in din düşmanlığından değil, Hazreti Hüseyin’in kendisine karşı geldiği için saltanatının tehlikeye gireceği korkusundandı. Babası Hazreti Muaviye, Eshab-ı kiramdandı, Resulullahın kayın biraderi ve vahiy katibi idi, Onun zamanında İslamiyet geniş bir coğrafyaya yayıldı. Kerbela bunun vefatından çok sonra meydana geldi. Bundan dolayı onu suçlayamayız. Kerbela vahşetini kimse savunmuyor, kimse bununla övünmüyor. Bunun için bu vahşeti öne çıkarmanın, her sene gündeme getirmenin kimseye faydası yoktur. Aksine, İslam tarihinin en büyük yarasını deşmek olur. Müslümanları üzmek olur. Müslümanlar arasına tefrika sokmak olur. İnsanlık, düşmanlıktan değil, kardeşlikten fayda görmüştür. Ateş düştüğü yeri yakar. Bu olaya en çok üzülenler, Hazreti Hüseyin’in soyundan gelen seyyidlerdir. Çünkü, dedeleriydi. O’nun mübarek kanını taşıyorlardı. Fakat buna rağmen Abdülkadir-i Geylani, Ahmed Bedevi, Ahmet Rufai, Abdülhakim Arvasi gibi seyyidlerin büyükleri ve meşhurları bağırlarına taş basıp asırlarca bu olayı dile getirmediler. Olaya sebep olanları küfürle itham etmediler. KARDEŞÇE YAŞAMAK VARKEN... Bizler de bu şerefli insanlar gibi davranıp bu vicdanları paralayan cinayetleri konuşmamalıyız. Ayrıca, konuştuğumuz zaman kime ne faydası olacak? Bu mübarek şehidler geri mi gelecek? Tabii ki hayır, sadece acılar tazelenecek, birlik ve beraberliğimiz bozulacak. Huzur içinde ve kardeşçe yaşamak için bunları dile getirmemek şarttır. Sözümüzü İmam-ı Şafii hazretlerinin şu tarihî sözü ile bitirelim: “Allahü teâlâ, bu kanlara ellerimizi bulaştırmaktan bizleri korudu. Biz de dillerimizi bulaştırmaktan korumalıyız!”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT