BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hicretin mana ve önemi -1-

Hicretin mana ve önemi -1-

Bir gün, Sevgili Peygamberimiz, sevinçli bir hâlde Eshâb-ı kirâmın yanına gelip şöyle buyurdu: “Sizin hicret edeceğiniz yer bana bildirildi. Orası Yesrib(Medîne)’dir. Oraya hicret ediniz!..”



Sevgili Peygamberimiz, Peygamberliğinin kendisine bildirilmesinden sonra, Mekke-i mükerreme’de kaldığı müddetçe [13 sene boyunca] her fırsatta, münâsib gördüğü herkese, gerek ferdî, gerek ictimâî çapta İslâmiyeti teblîğ ediyordu. Ancak, son Akabe bîatını duyan Mekkeli müşriklerin tutumları, çok şiddetli ve pek tehlikeli bir hâl almıştı. Artık Müslümânlar için Mekke’de kalmak tahammül edilemeyecek hâle geldi. Peygamber Efendimize, durumlarını arz ederek, başka bir yere hicret için müsâade istediler. Sevgili Peygamberimiz, bu husûsta, Allahü teâlânın hükmünü ve emrini beklemeye başladı. HİCRETE İZİN ÇIKMASI Bir gün, Sevgili Peygamberimiz, sevinçli bir hâlde Eshâb-ı kirâmın yanına gelip; “Sizin hicret edeceğiniz yer bana bildirildi. Orası Yesrib(Medîne)’dir. Oraya hicret ediniz” ve “Orada Müslümân kardeşlerinizle birleşin. Allahü teâlâ, onları size kardeş yaptı. Yesrib’i (Medîne’yi) size emniyet ve huzûr bulacağınız bir yurt kıldı” buyurdu. Peygamber Efendimiz, hicret edeceklere, son derece tedbîrli davranmaları husûsunda sıkı sıkı tenbîhâtta bulunuyordu. Resûlullah Efendimizin izni ve tavsiyesi üzerine Sahâbe-i güzîn, Medîne’ye birbiri ardınca, grup grup hicret etmeye başladılar. Neden sonra işin farkına varan müşrikler, hicret için yola çıkan Müslümânlardan, görebildiklerini yoldan çevirmeye, güçlerinin yettiklerini hapse atmaya başladılar ve onlara çeşitli ezâ-cefâlar yaptılar. Artık göçlerin ardı arkası kesilmiyor, Eshâb-ı kirâm bölük bölük Medîne’ye ulaşıyordu. Bu arada, Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh) de, Peygamber Efendimizden, hicret için izin istedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Sabr eyle; ümîdim odur ki, Allahü teâlâ bana da izin verir. Berâber hicret ederiz” buyurdu. Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh): “Anam-babam sana fedâ olsun! Böyle bir ihtimâl var mıdır?” diye sorunca, Peygamberimiz, “Evet vardır” buyurarak onu sevindirdiler. Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh), sekiz yüz dirhem vererek iki kıymetli deve satın aldı ve o hicret gününü beklemeye başladı. Artık Mekke’de sâdece, Sevgili Peygamberimiz ile Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh), Hazret-i Alî (radıyallahü anh), fakîrler, hastalar, ihtiyârlar ve müşriklerin hapse attığı mü’minler kalmıştı. MEDÎNE-İ MÜNEVVERE’DE DURUM Medîneliler, Mekke’den hicret edip kendilerine sığınan muhâcirleri, çok iyi karşılayıp misâfir ettiler. Onların râhat etmeleri için hiçbir fedâkârlıktan kaçınmadılar. Aralarında kuvvetli bir birlik meydâna geldi. Öyle ki, kan kardeşliğinden de öte bir kardeşlik meydâna geldi. Resûlullah’ın da Medîne’ye hicret edip orada Müslümânların başlarına geçmesi ihtimâli, Mekkeli müşrikleri çok telâşlandırdı. Önemli işleri görüşmek için bir araya geldikleri “Dârü’n-Nedve”de toplandılar, ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Şeytân, ihtiyâr bir Necd’li şeklinde müşriklerin yanına geldi. Konuşmalarını dinledi. Çeşitli teklifler öne sürüldü. Fakat hiç biri beğenilmedi. Sonra şeytân söze karıştı ve “Düşündüklerinizin hiçbiri çâre olamaz. Çünkü O’ndaki güler yüz ve tatlı dil her tedbîri bozar. Başka çâre düşününüz” diyerek fikrini söyledi. Kureyş’in reîsi olan Ebû Cehil; “Her kabîleden kuvvetli birer kimse seçelim. Ellerinde kılıçları ile Muhammed’in üzerine saldırsınlar. Hepsi birlikte ona kılıçlarını vurup kanını döksünler. O’nu kimin öldürdüğü belli olmasın. Böylece akrabâsı mecbûren diyete râzî olurlar. Biz de diyetini verir, sıkıntıdan kurtuluruz” dedi. Şeytân da, bu fikri beğendi ve harâretle onları Peygamberimizin katline teşvîk etti. Müşrikler bu hâzırlık içindeyken Allahü teâlâ, Resûlüne de hicret emri verdi. Cebrâîl (aleyhisselâm) gelerek, müşriklerin karârını ve o gece yatağında yatmaması gerektiğini bildirdi. Sevgili Peygamberimiz, amcazâdesi ve dâmâdı Hazret-i Alî’ye (radıyallahü anh), kendi yatağında yatmasını, kendisinde bulunan Mekkelilere âit emânetleri sâhiplerine vermesini söyleyerek, “Bu gece yatağımda yat uyu, şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez” buyurdu. Hazret-i Ali (radıyallahü anh) de, Peygamber Efendimizin emrettiği şekilde onun yatağına yattı. Habîbullah’ın yerine hiç korkmadan kendi nefsini fedâ etmeye hâzır olduğunu gösterdi. [Bu önemli konuya, inşâallah yarın devâm edelim.]
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT