BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uçarcasına fırladı otomobil...

Uçarcasına fırladı otomobil...

Recep akşama kadar gezmişti İstanbul’da. Yaklaşık bir saat önce doktor Doğan beyin muayenehanesinin önüne gelmiş, oyalanıyor, yaşlı adamın dışarı çıkmasını bekliyordu.



Recep akşama kadar gezmişti İstanbul’da. Yaklaşık bir saat önce doktor Doğan beyin muayenehanesinin önüne gelmiş, oyalanıyor, yaşlı adamın dışarı çıkmasını bekliyordu. Kah yolun karşı tarafındaki vitrinlere bakıyor, kah, yan taraftaki büfenin önündeki gazeteleri izliyordu. İçi yanmıştı bir ara. Büfeden bir şişe gazoz alıp içti. Durmadan sigara içiyordu. Yol kalabalıktı. Yüzlerce insan hızla gelip geçiyor, kimse kimseyle ilgilenmiyordu. Vakit ilerledikçe yoğunluk artmaya başlamış, iş yerlerinin dağılmaya başlamasıyla yürümek bile güçleşmişti. İstanbul’un en kalabalık, en yoğun yerlerinden biriydi Nişantaşı. Doktor Doğan bey İstanbul’a geldiği tarihten beri bu semtte kiraladığı muayenehanesinde çalışıyordu. Recep tam sigarasını söndürdüğü sırada gördü Oktay’ın arabasını. Delikanlı yanında bir genç kızla birlikte gelmişti. Hemen kendini gizledi. Memnun olmuştu bu rastlantıya: - Bak sen, işimiz daha da kolaylaştı, daha da güzelleşti şimdi... diye söylendi. Kendisini sadece doktora gösterecekti. Daha bir keyifle ve heyecanla beklemeye başladı çıkışlarını. Yaklaşık bir saat sonra muayenehanenin olduğu apartman kapısında bir hareketlilik gördü. Gerçekten de hepsi bir arada çıkıyorlardı dışarıya. Doktor Doğan bey, sekreteri Füsun, Oktay ve yanındaki genç kız hep birlikte arabalarına doğru yürüdüler. Oktay ve genç kız delikanlının arabasına doğru yöneldiler. Doğan bey geriden geliyordu. O anda gördü Recep’i. İrkildi ve sallandı olduğu yerde. Onun bu kargaşasını Füsun fark etmişti. Yaşlı adamın gözlerinin çakılı olduğu yere bakışlarını çevirince bütün küstahlığıyla sırıtan Recep’i gördü karşı kaldırımda. Doktorun yanına yaklaşıp fısıldadı: - Doktor bey, ne olur toparlanın. Oktay fark etmesin... Bu adamı polise vermek lazım... Mırıldandı gözlerini ayırmadan yaşlı adam: - Ne diyeceksin polise Füsun, adam bana bakıyor diyemezsin ya! - Ama bir şey yapılmalı doktor bey! Bu böyle olmaz. Bu sırada Oktay’ın sesi duyuldu: - Ne oldu baba? Ne var? İrkildi Doğan bey. Hemen toparlandı, dudaklarına sahte bir tebessüm yerleştirivermişti: - Yok bir şey oğlum. Geliyorum... Sen önden git istersen. Ben markete uğrayıp bir şeyler alacağım. Elini kaldırdı. İclal’le muayenehaneden çıkarken vedalaşmışlardı. Tekrar selamladı genç kızı: - Yine beklerim kızım, ailene selamlar... Güle güle... Sekreterine döndü usulca fısıldadı: - Gel Füsun, seni götüreyim ben durağa kadar. Arabaya bindiler. Recep elleri pantolonun cebinde, ağzının kenarına sıkıştırdığı sigarası, alaylı bir tavırla bakıyordu gözlerini dikmiş. Direksiyona geçti yaşlı adam. Hızla kaldırdı arabayı, uçarcasına fırladı, geçip gitti. - Babamın halini fark ettin mi İclal? Oktay gözlerini yoldan ayırmadan sormuştu bu soruyu yanında oturan genç kıza. - Evet, yukarıda farklı, dışarıda farklıydı. Sanki korkunç bir şey görmüş gibi bir hali vardı Oktay... Delikanlı fren yaptı. Trafik lambalarına gelmişler, kırmızı yandığı için durmuşlardı. - Bana hak verdin mi şimdi? Bir gariplik var değil mi? Güldü genç kız. İri yeşil gözlerini kıstı: - Ben evvelki halini bilmiyorum ki babanın Oktay. Ama yukarıdaki Doğan beyle, sokağa çıktığımız zamanki Doğan bey farklıydı. Dedim ya, bir şeyden ürkmüş gibiydi. Yeniden hareket ettiler. Bir müddet konuşmadı iki genç. İclal’in ineceği yere gelince yavaşladı Oktay, arabayı kenara çekti. Genç kız neşeyle indi, geri dönüp ön camdan içeri eğildi: - Yine de kafanı fazla takma. Önemli bir şey olsa elbet haberin olur. Sen benim dedektifliğime bakma. İyi akşamlar. Oktay, gülümseyerek uğurladı genç kızı. Onun uzaklaşmasından sonra motoru çalıştırdı. Oldukça düşünceliydi. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95717
    % 0.87
  • 6.2756
    % -1.16
  • 7.3282
    % -1.05
  • 8.2437
    % -1.81
  • 242.804
    % -1.3
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT