BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Öğrenci mi, polis mi?

Öğrenci mi, polis mi?

Son günlerde baş gösteren öğrenci olayları kimilerini “ayaklanıyorlar” korkusuyla endişeye sevk ederken, kimilerini de “polis devleti mi kuruluyor” diye ayağa kaldırdı. Her iki taraf da hem haklı, hem haksız. Haklılar çünkü, endişelerinde gerçek payı var! Haksızlar çünkü, teşhisleri yanlış! Teşhis yanlış olunca, tavır ve telkinleri de yanlış oluyor tabii.



Son günlerde baş gösteren öğrenci olayları kimilerini “ayaklanıyorlar” korkusuyla endişeye sevk ederken, kimilerini de “polis devleti mi kuruluyor” diye ayağa kaldırdı. Her iki taraf da hem haklı, hem haksız. Haklılar çünkü, endişelerinde gerçek payı var! Haksızlar çünkü, teşhisleri yanlış! Teşhis yanlış olunca, tavır ve telkinleri de yanlış oluyor tabii. Evet, kabul etmek lazım ki, geçmişte çok kötü olaylar yaşandı. Neredeyse hemen her öğrenci olayı darbe ile sonuçlandı. Da... bu hadiseler yaşandı diye öğrenciye “otur oturduğun yerde” demenin ne mantığı var ki? Şayet, doğru dürüst eğitim alamıyor ve öğrenimini sürdürmesi için kendisine yeterli imkânlar sunulmuyorsa; öğrenci sesini yükseltecek elbette ki. Hesap sormasını bilmeyen, hesap vermesini de bilmez. Bugün hesap sormayı öğrenen öğrenci, yarın hesap vermeye hazırlanıyor demektir. “Üniversitede okuyorsun. Konaklaman için yurt var. Yiyecek sıkıntın da yok. Daha ne istiyorsun?” diyerek; gençleri susturmaya çalışmanın hiçbir anlamı yok. Üniversite öğrencisi yiyip içen ve sıcak yer buldu mu yatıp uyuyan insan güruhu değil çünkü. Üniversite mezunu her 4 kişiden biri işsizken, üniversite öğrencisinin bu duruma kayıtsız kalması mümkün mü? Arkadaşı, okul harcını ödeyemedi diye hapse düşerken sessiz kalması düşünülebilir mi? Elbette ki sorgulayacak bu ve buna benzer meseleleri. “Mezun olduktan sonra benim durumum ne olacak? İşsiz güçsüz dolaşmak istemiyorum” diyecek tabii. Bunu derken kol kola girip yürüyüş yapmak da, sokaklara dökülüp slogan atmak da onun en demokratik hakkı. Yumurta atmak da dahil bu hakka. Haa, Prof. Dr. Burhan Kuzu hadisesinde olduğu gibi bir konuşmacıya 120 yumurta atmak elbette ki maksadı aşan bir eylem. Bir, bilemedin iki yumurta at, yeter. 120 ne oluyor? Maksat, protesto ise sesini duyuracak kadar eylemle iktifa etmek lazım. “Öğrenci siyasetçilere yumurta atmasın... Polis de öğrenciyi coplamasın” türü bir kolaycılığa kaçmayı anlamanın da imkânı yok. Dediğim gibi öğrencinin yumurta sayısını kontrol etmesi ne kadar önemliyse, polisin copuna sahip çıkması da o kadar önemli. Bu da her halükârda eğitimle olacak bir şey. Öğrenci ile polisi birbirinin düşmanı ilan etmek; bu mevzuları çözmek yerine, azdırır! Onu da unutmamak lazım. Gelelim ana konuya. 1960’lı yıllardan itibaren üniversite gençliği psikolojik yönlendirmelere maruz kaldı ve bunun bedelini ödeyen yine öğrenci oldu. Sağcısı da ödedi. Solcusu da. Derin devlet yönlendirdi. MİT yönlendirdi. Asker yönlendirdi. Faturayı gençler ödedi. Şimdi yapılması gereken şey; gençlerin bu yönlendirmelere alet edilmesinin önüne geçmektir. Gençlerin de uyanık olması lazım elbette ki ama iktidarların mutlaka dikkatli olması gerekiyor. Burhan Kuzu, “yumurtanın bir kısmı çift sarılıydı” diyerek, meseleyi tatlıya bağlarken; Devlet Bakanı Egemen Bağış “bağışlamadı” ve kendisine yumurta atan kız öğrenci Nihal Çarıkçı‘dan davacı oldu. Çarıkçı hakkında 1 yıldan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası isteniyor!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT