BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Utanalım da, önce kim utanacak?..

Utanalım da, önce kim utanacak?..

Halil Delice’nin “güreş yazılarını” keyifle okuyorum. Sevgili Delice, “dünkü yazısında”, İngilizlerin Kırkpınar’a “maço şov” demelerini yorumluyor; elbette ve haklı olarak “öfkeli”, dahası, “Biz buna karşı ne yaptık, hiçbir şey yapmadık ve hak ettik” görüşüne, devletin “hemen hemen hiçbir şey yapmadığını” da ekliyor.



Halil Delice’nin “güreş yazılarını” keyifle okuyorum. Sevgili Delice, “dünkü yazısında”, İngilizlerin Kırkpınar’a “maço şov” demelerini yorumluyor; elbette ve haklı olarak “öfkeli”, dahası, “Biz buna karşı ne yaptık, hiçbir şey yapmadık ve hak ettik” görüşüne, devletin “hemen hemen hiçbir şey yapmadığını” da ekliyor. Delice, “Ecdadımızın maddi-manevi güzelliklerini en anlamlı şekilde günümüze taşıyan 650 yıllık geleneğimiz Kırkpınar’ın dışardan (Acaba sadece dışardan mı?..Ö.U.) neden böyle görüldüğünü” sorgularken, “o güzelliklerin” neler olduğuna dair örnekler de veriyor: “Başta İngilizce olmak üzere çeşitli lisanlarda Kırkpınar’ın ne olduğunu, neyi temsil ettiğini anlattık mı? Peşrevdeki güzellikleri dile getirdik mi? Peşrev esnasında elini yere değdirip başına götürmenin, rakibinin topuğunu ellemenin, sırtını sıvazlamanın, el bağlayarak kıbleye karşı durmanın ne manaya geldiğini izah ettik mi? Güreş esnasında ‘hayda’ diye naralanmanın anlamından bahsettik mi? Eski pehlivanların galip gelince suç işlemiş gibi kızarıp bozararak mahcup şekilde meydanı terk etmelerinden haberdar ettik mi?..” “Sazı”, Delice’den alarak ben devam edeyim: Bıraktım yabancıları, “bu güzellikleri” acaba “orada güreşen” sporcular biliyorlar mı; “bu soruları onlara sorsak” kaçı “doğru” cevapları verebilecek?.. Dahası, Koca Yusuf’ların, Adalı Halil’lerin, Kurtdereli Mehmet’lerin güreştiği o er meydanında, yakın tarihimizde “ne çıvgarlar, ne itiş kakıştan öteye gidemeyen baş pehlivan güreşleri” seyretmedik mi?.. Çok uzun yıllar Kırkpınar’ı, Kırıkpınar’a döndürmedik mi?.. İhtarları, süre sınırlamalarını, diskalifiyeleri neden getirdik?.. Daha önemlisi sevgili Delice, bir bakalım, “Guti için, Arda için, Alex için” günde en az 300 haber ve yorumun çıktığı “görüntülü - yazılı - sözlü” spor (!) medyamızda “milli sporumuz” güreş ile ilgili olarak çoğu zaman “bir habercik - bir yorumcuk” görebiliyor muyuz?.. Dahası, senden başka “günlü ve sürekli yazıp - çizen” kaç güreş yazarı kaldı?.. Bir Ali Gümüş vardı; “uluslararası bütün bir güreş dünyasının tanıdığı, saydığı, sevdiği ve okuduğu” bir Ali Gümüş; “hâl┠da var mı, bilemiyorum; zira yazılarını “hiçbir yerde” göremiyorum; onun gibi “güreşle doğmuş, güreşle yaşamış, güreşe hayatını vermiş bir yazar” için haftada “bir-iki gün” yarımşar sütunluk yazı yeri bulamayan Türk “spor(!)” medyası utansın!.. Neden “Kırkpınar’ı tanıtamıyoruz”, neden “Türk Güreşi bu hâlde” diye sorar ve sorumlu ararken, basın olarak “aynaya bakmamız” gerekmiyor mu?.. Dimyat’a pirince giderken!.. “Ben bilirim, ben yaparım, ben güçlüyüm, her şeye gücüm yeter” kafası, önce Ankaraspor’un başını yedi, şimdi de sıra Ankaragücü’nde!.. “200-300 kişiyi kulüp binası önünde bağırtmak” ve de “eski yöneticileri eleştirmek” ile bu işin çözüleceğini sanıyorlarsa, “baba-oğul” Gökçekler fena hâlde yanılıyorlar; gün “aklı selimin-hukukun çizgisinde uzlaşma” günüdür; “bütün futbolcuları birkaç gün içinde serbest kalacak” 100 yıllık bir kulüpte, “kavga hemen sonlandırılmalı” ve el ele verilmelidir; kan davası kimseye bir şey kazandırmaz, aksine Ankaraspor gibi, Ankaragücü’nü de bitirir!.. Böylesi G.Saray tarihinde yok!.. Galatasaray’da futbolcular saha içinde bile birbirlerini yiyecek, küfredecek hâle gelmiş; antrenmanlarda birbirinin yüzüne bakmayan futbolcular var; kimse kimseye güvenmiyor, inanmıyor, hatta hocalarına bile; daha da kötüsü “Allah beni buradan kurtarsın” diye dua eden edene!.. “Çok pahalı” adamı yalvar yakar transfer etmişsin, getiriyorsun İstanbul’a, atıyorsun bir otel odasına, “tek kelime Türkçe bilmiyor”, kimseleri tanımıyor; ona diyorsun ki; “Bak başının çaresine”; eviymiş, ailesiymiş, parasıymış; dönüp bakmıyorsun bile; sonra da geliyor bir Hoca, mesela Baros “Sakatım” diyerek oynamaz ama “diskolarda sabahlarken”, bu “çaresiz” futbolcuyu “Sakız çiğniyor” diye “süresiz kadro dışı” bırakıyor; sonra bir daha dönüp bakmıyor, “yarım saatlik” bir dertleşmeye, konuşmaya bile yanaşmıyor!.. “Hocalık” bir tarafa “insanlık” bile “böyle bir şeyi kabul etmez”, edemez, ama Hagi bu; yapıyor!.. Peki ama, ya bütün bu problemleri bilmesi ve çözmesi gereken, yani aslî görevi ve sorumluluğu “bunlar” olan Sportif Direktör nerede?.. GS TV’lere çıkıp “Florya benden sorulur” edası ve sözleriyle “övünen” Sportif Direktör, “futbol takımı bu hâle gelirken” nasıl seyreder?.. Söyler misiniz bana, “böyle” bir Sportif Direktör’ün “başarısız” olarak nitelendirilmesi için “Galatasaray futbolunda daha nelerin olması gerek”, sayın Galatasaray Başkanı?.. Rezalet!.. Kuzum, sizler hiç “Benim portakalım kötü, narım ekşi, pırasam tatsız, maydanozum tohuma kaçmış, patlıcanım iri çekirdekli, kuru soğanım filizlenmiş, sarımsağım küflenmiş” diyen manav gördünüz mü?.. Ya da “Sütüm suyla, toz biberimde tuğla tozu ile karışık, pul biberimde kanser yapan küf var, şekerim kaçak Suriye’den geliyor, nasıl yapılıyor, içinde ne var belli değil, Amerikan sigaralarım da öyle, ekmeğim bayat, tereyağ ve peynirimi sormayın, aldığım mandıranın içine pislikten giremezsiniz” diyen bir bakkal?.. Ya da “Benim seramiklerim ısısı yükselmeyen fırınlarda pişti, biraz ağır bir kişi üzerlerinde sürürse çatlar, boyaları ise 3 ayda bir yıkansa bile bir yıl dayanmaz, akar” diyen bir seramik fabrikası müdürü?.. Gülüyorsunuz değil mi?.. “Kendilerini kurtarmak için” Rijkaard’ın ve şimdi de Hagi’nin “aylardır”, Galatasaraylı futbolcular için “yetersizden başlayıp, kişiliksize kadar” vardırdıkları sözlerin, söyler misiniz bana, “yukarıdakilerden” ne farkı var?.. Üstelik de, “Şu ve de şu ve de bu futbolcu” demeden, ortaya söylüyorlar, koca bir takımı “toptan” karalıyorlar; dahası “tekrar tekrar söylüyorlar”; ağızdan “öfke ile kaçan” bir defalık söz değil, söyledikleri!.. Bu iki hoca, zaten takımı “liglerden, kupalardan, Avrupalardan düşürerek” Galatasaray’a onlarca milyon dolar ve de euro zarar verdiler, şimdi de “zararı katlamak için” yarışır hâle gelmiş olmuyorlar mı, bunu yaparak; onca milyon euroya, onca milyon dolara al, “dünyanın tanıdığı” hocalar, onları kötüleye kötüleye “değerlerini sıfıra indirsin”; peki kim alacak bu futbolcuları ve kim para verecek onlara?.. İnsanın içinden “yuh” demek geliyor ama, bilmem ki, yeter mi?..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT