BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kalemi ve kılıcı keskin bir sultan: Hüseyin Baykara

Kalemi ve kılıcı keskin bir sultan: Hüseyin Baykara

Bazı şehirler vardır sultanlarla anılır. İstanbul dendi mi Fatih, Bursa denilince Orhan Gazi gibi... Timur Han soyundan Hüseyin Baykara da mührünü Herat’a vurmuş.



Şeref-ül mekân Bazı şehirler vardır sultanlarla anılır. Nasıl İstanbul dendi mi Fatih, Bursa denince Orhan Gazi gelirse akla... Nasıl Bağdat Harun Reşid, Semerkant Timur kokarsa... Bi mekin Herat’a da mührünü derin vurmuş bir sultan var. Hüseyin Baykara! Kalemi de kılıcı gibi keskin. Onun devrinde ulema, udeba, şuara koşuyor Herat’a... MİNARELERİN GÖLGESİNDE Tarihte “Herat Rönesansı” diye anılan büyük hamlenin sahibi Hüseyin Baykara, 36 yıl saltanat sürer, H. 911’de (1506) vefat eder. Oğulları ne yazık ki aynı kıratta değildir, devleti yaşatamazlar. Kabri üzerine “Kubbe-i Âliye” adlı bir türbe yapılırsa da günümüze ulaşamaz. Hüseyin Baykara Muizzüddin Ömer’in oğlu... Timur hanın torununun torunlarından... Annesi Firuze Bibî de Sultan Hüseyin’in kerimesi oluyor. Yani hem ana, hem baba tarafından hükümdar... Liderlik var kumaşında.... Hüseyin Herat’ta doğar. Büyür, okur Herat’ta... Mektepte Ali adlı bir çocuğa kanı kaynar, çok iyi anlaşırlar. Öyle ki “teşehhüd miktarı” ayrı kalamazlar. Bir gün Hüseyin “var mısın” der, “bu dostluğu yaşatalım, birbirimizi arayalım ölene kadar.” - Yetmez, ahiret kardeşi olalım hatta. Sonra rüzgârlar farklı yönlerden eser, ayırılıp koparlar. Ali yıllarca Horasan’da, Buhara’da, Semerkant’ta dolanır, ilim ve edeble donanır. Hüseyin ise dedesi Timur gibi Cihangir olmayı arzular. Etrafına kuru kalabalık değil sadık adamlar toplar. Nitekim 350 fedaisi ile Herat’ı basıp yönetime el koyar. Horasan, Sîstân, Belh ve Harezm’de ferman okuttuğu yıllarda 23 yaşındadır daha... TİZ, ALİ BULUNA! İlk işi çocukluk arkadaşı Ali’yi aratmak olur. Sorar soruşturur Maveraünnehir civarında olduğunu duyar, Melik Ahmed Mirza’yı yollayıp çağırtır yanına. Ali sırf “nezaket ziyareti için” gelir, hani “hayırlı olsun” diyecek kadar. Lakin Sultan onu bırakmaz, vezir, nazır, vekil yapar oturtuverir yanına. Haydaaa dediğinizi duyar gibiyim. Yok şaşmayın lâyıktır buna. O, o tıfıl değildir artık, Ali Şir Nevai diye tanınır Asya’da... Nevalı Ali Şir’in makamda mertebede gözü yoktur, sırf arkadaş hatırına katlanır, iş alır dertsiz başına. Devlet düzenini tez günde oturtur, müesseseleri kurar. Amir memur saat gibi çalışır, hazine çil çil altınla dolar. Parayı hayra hasenata harcar, mektepler, medreseler yaptırırlar. Yeryüzünün en seçme eserlerini toplar, halkın istifadesine sunarlar. Hal böyle olunca nerede ilim, sanat ve hüner sahibi varsa Herat’a koşar. Şehir daha bir şenlenir, sanayii gelişir, kılıcın, kumaşın kalitesi artar. Hüseyin Baykara arkadaşına öyle güvenir ki sefere çıktığında tacını, tahtını, hazine anahtarlarını bırakacak kadar. MARİFET İLTİFATA Baykara şehre muhteşem bir cami ve medrese yaptırır. Yanına bir Darüşşifa (Tıp fakültesi) açar. Hem hastalar tedavi edilir hem de bilge tabipler yetiştirilir burada. Ve mahir cerrahlar... Halıcılığın ve dokumacılığın zaten köklü bir geçmişi vardır, herat işi ipekliler, caynamazlar (seccade) büyük talep bulurlar. İki arkadaş Uygurca ve Çağatayca eserler yazdırır, Türkçe’ye itibar kazandırırlar. Cihânârâ ve Bâğ-ı Şâh sarayları akademiye döner, ilmi edebi sohbetler dem tutar. “Baykara Meclisleri” adıyla anılan bu cemiyetlerde Molla Câmî, Hâtıfî gibi edipler söz alırlar. Nakkaş Behzâd, hattat Meşhedli Sultan Ali, Cild ustası Mevlânâ Kıvâmüddin sanatlarını konuştururlar. Ubeydullah Ahrâr ve Yûsuf-i Hemedânî gibi Hakk aşıkları, Mîr-hând ve Handemir gibi tarihçiler, Tezkiretü’ş-Şuara müellifi Devletşah ve Abdürrezzâk es-Semerkandî hep Herat’ta buluşurlar. Uluğ Bey çoktan vefat etmiştir, Semerkand’ın eski havası yoktur. Civar şehirler kendi hâlinde tıkırdarken Herat gelişir, yıldız gibi parlamaya başlar. Düşünebiliyor musunuz nüfusu 2 milyonu bulur (bugün onda biri ancak) medreselerde tahsil gören talebe sayısı 12 bini aşar. KALEM KELAM EHLİ Baykara zaman zaman Devleti büyütmek için yeni seferlere niyetlenirse de Ali Şir Nevaî mani olur. “Sadece kılıcının değil, kaleminin de hakkını vermelisin” der, onu yazmaya zorlar. Hüseyin Baykara hem iyi bir komutan, hem de iyi bir hatiptir. Kelimelerle oynar adeta... Hüseynî mahlası ile yazdığı şiirler unutulası değildir, hâlâ terennüm edilir halk arasında... Sultan 2. Bâyezîd onun kıratını bilir. Osmanlı tezkirelerinde “şahlarının şâhı, fâzılların ve beliğlerin hamisi, Acemin Hüsrev’i” şeklinde söz edilir Baykara hakkında. Hasılı Herat cazibe merkezi olur, Türkler, Araplar, Acemler ve Peştunlar ahenk içinde yaşarlar. İbn-i Battûta insanların uyumuna, zarafetine hayran olur mesela. Şehrin kendine has bir silüeti vardır, bu mimari tarz diğer İslam şehirlerine tesir eder zamanla. Zenginliğe bakın ki duvarları Çin’den getirilen yeşim taşları ile kaplarlar. Mirza Şâhruh’un hanımı Gevher Begüm için yaptırdığı türbe Taç Mahali andırmaktadır, etrafı düzenlenir. Yollar, tarhlar, havuzlar.... DÖRDÜ GİTTİ Hüseyin Baykara Herat’a camisi ve medresesi ile muhteşem bir külliye kazandırır. Bu mekân 1885 Rus saldırılarına hedef olur. Kubbeler çöker ama 9 minare ayakta kalır. Diyeceksiniz minareler neden bu kadar yüksek? Ve neden dokuz tane? Onu gök ilmiyle uğraşanlara sormalı, zira ezan-ı Muhammedi okumakla kalmaz, rasatta da kullanırlar. Son Sovyet işgali ile şehir perişan olur. Kızıl ordu mücahidler karşısında bir türlü dikiş tutturamayınca belden aşağı vurmaya başlar. Mart 1979’da Komünistler kenti havadan ve karadan bombalar. On gün içinde 20 bin Müslümanı şehid ederler, kimsecikler kınamaz. Bu arada Rus topçusu tarihi kuleleri hedef tahtası yapar. Bir kısmı karavana düşse de dördü isabet alır, dağılırlar. Doğrusunu isterseniz kalan beşi de yaralı, acilen tamir edilmezlerse yarınlara çıkamayacaklar. HER AD YAKIŞIR ASLINDA Rivayet bu ya... Hüseyin Baykara bir gün yanında adamları, tepeden şehri seyrediyor. Nazırlarından biri “yepyeni bir bir şehir oldu” diyor, “yeni bir ad vermek gerekmez mi acaba” -Sizce n’olmalı? -Böyle güzel bir şehre her ad yakışır aslında... -Peki o zaman “Herad” koydum. Katiplerine dönüyor, “Kayda alına!” KALA-İ İHTİYARÜDDİN Hüseyin Baykara seferlere burada hazırlanır. Himmet ve dua almadan çıkmaz yola. HIRKA-İ ŞERİF CAMİSİ Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) hırkalarından biri de Herat’ta... Onlar da aynı bizim gibi bir Hırka-i şerif camisi kurmuşlar. Her cuma ziyarete açıyor, Ser-ver-i Kâinat âşıklarını ağırlıyorlar. BEŞİKTEN MEZARA Heratlılar kitaba çok düşkün. Cami avluları medreseye dönmüş adeta... MESCİD-İ CUMA Cuma Camisinin mazisi bin yıl evveline uzanıyor. Düşünün Bursa Ulucami’nin 20 kubbesi var bunun 400 küsur kubbesi... Cami defalarca elden geçiriliyor, en son Ali Şîr Nevâî tarafından tamir ettiriliyor. Tartışmasız Horasan’ın en büyük mescidi, namı yürüyor Asya’da...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106303
    % 0.32
  • 3.9032
    % -0.75
  • 4.6246
    % -0.25
  • 5.1975
    % -0.49
  • 162.199
    % -0.38
 
 
 
 
 
KAPAT