BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kânûnî’nin Sârbânbaşı...

Kânûnî’nin Sârbânbaşı...

Kânûnî Sultan Süleymân Hanın Irakeyn seferine katılan Sârbânbaşı Ahmed Sârbân’ın çok huysuz ve geçimsiz bir hanımı vardı. Ömrünün sonuna kadar onun eziyetlerine katlandı. Ve bir gün...



Ahmed Sârbân, Hacı Bayram-ı Velî hazretleri yolunun mensuplarındandır. Tekirdağ’ın Hayrabolu kazasında doğdu. Doğum târihi belli olmayıp, 1545 (H.952)’de yine aynı şehirde vefât etti. Hayrabolu’da adına yaptırılan dergâhın hazîresine defnedildi. Bir ara yeniçeri ocağında 26. ortayı meydana getiren Deveci ortasına kaydoldu. Kânûnî Sultan Süleymân Hanın Irakeyn seferine Sârbânbaşı (devecibaşı) olarak katıldığından bu lakapla tanındı. Seferden sonra Bayramiyye yoluna girerek tasavufta yüksek derecelere kavuştu. Talebeler yetiştirdi. Sohbetlerinde buyurdu ki: “GARİPLERE MERHAMET ET!” “Gariblere merhamet etmek, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem sünnetidir. Nerede bir garib görsen, ona olan merhametinden dolayı gözyaşların akmalıdır.” “Gönlü kırık, zavallı ve garib birini görürsen, yarasına merhem ol. Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktan çekinme.” “Arkadaşlık çok ince bir şeydir. Onu korumazsan zarar gelebilir. Dâimâ kızgınlığın zamânında kendine sâhip olarak onu koru ki, sana haksızlık eden gelip, senden özür dilesin. Olan ile yetin. Fazlasını arama. Akadaşının kusuruna bakma.” Ahmed Sârbân hazretlerinin çok huysuz ve geçimsiz bir hanımı vardı. Ömrünün sonuna kadar onun eziyetlerine katlandı. Efendisini görmeye gelenlere içeriden; “Siz bu heriften ne meded umuyor ve ne hayır bekliyorsunuz. Sizin işiniz yok mu?” diyerek bağırırdı. Vefatına yakın bir gün Şeyhin talebeleri hem bu durumu düşünüyor hem de birbirleriyle şöyle konuşuyorlardı. “Acaba nasıl oluyor da Şeyhimiz böyle bir hanımla yaşayabiliyor, bir arada geçinebiliyor?” Onların bu düşüncelerini anlayan Şeyh hazretleri şu cevâbı verdi: “İŞTE BU KADAR!..” “Dostlarım! Allahü teala bize manevi dereceler ihsan ettiyse, bu huysuz hanıma sabrettiğim içindir. Mesele sizin zannettiğiniz gibi değildir. Benim böyle bir kadına tahammül etmem, nefsânî bir hevesten değildir. Bu bizim talebelerimize verdiğimiz bir derstir. Maksat, çirkin huylu insanlarla da iyi geçinmektir. Sizin elinizdeyse nefsinizi içinizden atın bana öyle gelin. İşte bu kadar...” Bunları söyledikten birkaç gün sonra vefât etti. Doğum yeri olan Hayrabolu’da adına yaptırılan dergahının hazîresine defnedildi. Ahmed Sârbân hazretlerinin hanımı, beyinin kıymetini vefâtından sonra anladı. Şeyh hazretlerinin mezar taşına bir yastık gibi başını koyarak gece-gündüz; “Ah ah! Yazık çok yazık ki, ben senin kadrini, kıymetini bilemedim” diyerek ağlardı...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT