BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hicretten alınacak bazı dersler -1-

Hicretten alınacak bazı dersler -1-

Müşrikler, Medîne’ye doğru yola çıkan Muhammed aleyhisselâmı ve Hazret-i Ebû Bekr’i devâmlı arıyorlardı. Bulamadıkları takdîrde, kendileri için pek büyük bir tehlikenin baş göstereceğini biliyorlardı!..



Geçen haftaki iki makâlemizde birazcık, “Hicret’in ma’nâ ve önemi” üzerinde durmuştuk. Bugün de aynı konuya devâm etmek istiyoruz... Sevr mağarasından dördüncü günü ayrılan Sevgili Peygamberimiz, “Kusv┠adlı devesine bindi. Bir rivâyete göre terkisine Hazret-i Ebû Bekr’i bindirdi. Diğer deveye de Âmir bin Füheyre hazretleri ile yolları iyi bilen Abdullah bir Ureykıt bindiler. Mağaradan ayrılan, Resûlullah Efendimiz ve Hazret-i Ebû Bekir, Medîne’ye doğru yol almaya başlamışlardı; yolculuk sâkin geçiyordu. Müşrikler, her yeri aramalarına rağmen bulamıyorlar, Cenâb-ı Hak, Habîbini onların şerlerinden muhâfaza ediyordu. “KEŞKE HİZMETLE ŞEREFLENSEYDİM!” Kudeyd denilen yere geldiklerinde, Ümmü Ma’bed isminde cömertliğiyle meşhûr, akıllı, iffetli bir hanımın çadırı önünde durdular. Ücretiyle yiyecek hurma ve et almak istediler. Ümmü Ma’bed, “Eğer olsa idi, para ile vermek şöyle dursun, ikrâmda bulunurdum. Kıtlık ve geçim sıkıntısı sebebiyle elimizde bir şey kalmadı” dedi. “Süt var mı?” diye sorduklarında, “Süt de yoktur; davarlar kısırdır” diye cevap verdi. Kâinâtın Sultânı, çadırın yanında duran zayıf bir koyunu işâret ederek sordu: “Ey Ümmü Ma’bed! Bu koyun niçin burada bağlı duruyor?” O da; “Gâyet hasta ve zayıf olduğundan sürüden kaldı. Dermânı olmadığı için gidemedi, onu buraya bağladık” dedi. Peygamber Efendimiz, “Hiç sütü var mıdır? Bu koyunu sağmama izin verir misiniz?” buyurunca; “Anam-babam sana fedâ olsun, ama sütü yoktur; fakat onu sağmanıza hiçbir şey mâni’ değildir” dedi. Resûlullah Efendimiz, koyunun yanına gelip, Allahü teâlânın ismini zikretti. Bereket ile duâ ettikten sonra, mübârek elini koyunun memesine sürdü. O anda meme, süt ile doldu ve akmağa başladı. Hemen kap getirip doldurdular. Önce Ümmü Ma’bed’e, sonra diğerlerine verip doyuncaya kadar içmelerini sağladı. En sonunda kendisi içti. Bir daha mübârek elini koyunun memesine dokunup sığadılar ve çadırda bulunan en büyük kabı istediler. Onu da doldurup Ümmü Ma’bed’e teslîm ettiler. İçtikleri sütün kıymeti kadar da para verdiler. Peygamberimiz ve yanındaki hey’et oradan ayrıldıktan sonra, Ümmü Ma’bed’in kocası geldi ve sütü gördü. Sevinerek, “Bu süt nereden geldi?” diye sorunca, Ümmü Ma’bed; “Bir mübârek kimse gelip hânemizi şereflendirdi. Gördüklerin, O’nun himmeti ve bereketidir” dedi. “Ta’rîf eder misin? Sıfatı ve cemâli nasıldır?” diye sordu. Ümmü Ma’bed, “Gördüğüm o mübârek zât, pek biçimli ve güzel yüzlü idi. Gözlerinde bir mikdâr kırmızılık, sesinde nâziklik vardı” diyerek, daha pek çok hasletlerini saydı. Bunları hayretle dinleyen kocası, Resûlullah Efendimizin ardı sıra gidip O’na Rîm vâdîsinde yetişti ve Müslümân oldu. Ümmü Ma’bed de Müslümân oldu. SÜRÂKA İZ PEŞİNDE!.. Müşrikler, Medîne’ye doğru yola çıkan Muhammed aleyhisselâmı ve Hazret-i Ebû Bekr’i devâmlı arıyorlardı. Bulamadıkları takdîrde, kendileri için pek büyük bir tehlike baş gösterecekti. Çünkü, Müslümânların Medîne’de bir “İslâm Devleti” kurup, kısa zamanda kendilerini ortadan kaldırabileceklerini düşünüyorlardı. Bu sebeple müşrikler, her şeylerini ortaya koydular. Peygamber Efendimizle Hazret-i Ebû Bekr’i öldürene veya esîr edene; yüz devenin yanı sıra sayısız mal ve para vereceklerini va’d ettiler. Bu haber, Sürâka bin Mâlik’in mensûbu olduğu Müdlicoğulları arasında da yayıldı. Sürâka bin Mâlik, iyi iz sürerdi. Bu yüzden olup bitenlerle yakından ilgilendi. Müdlicoğulları Kudeyd’de toplandılar. Aralarında Sürâka bin Mâlik de vardı. O sırada Kureyş’in adamlarından biri gelip, Sürâka’ya; “Ey Süraka! Yemîn ederim ki, ben az önce, sâhile doğru giden üç-dört kişilik bir kâfile gördüm. Onlar herhâlde Muhammed ile Eshâbıdır” dedi. Sürâka, durumu anladı. Fakat, ortaya çok fazla mükâfât konulduğu için, bunu tek başına elde etmek istiyordu. Bu sebeple başkasının haberdâr olmasını arzû etmiyordu. “Hayır, o senin gördüğün kimseler, filân kişilerdir. Biraz önce geçmişlerdi. Onları biz de gördük” diyerek, önemli bir şey yokmuş gibi konuştu. Sürâka bin Mâlik, orada biraz daha bekledi. Sonra dikkat çekmeden evine geldi. Hizmetçisine, atını ve silâhını alıp vâdînin arkasında kendisini beklemesini söyledi. Orada atına binip koşturmağa başladı. Yola devâm ederek, nihâyet Peygamberimizin ve berâberindeki heyetin izlerini buldu. [Sürâka’nın ne yaptığını yarın ele alalım inşâallah.]
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT