BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne demokratik, ne özerk... Başka bir hikâye!..

Ne demokratik, ne özerk... Başka bir hikâye!..

Bu ülkede uluorta söylenen yalanların, bazı kesimlerde kabul görmesi ve bu yalanların üzerinden çözüm/çözümler üretilmeye çalışılması başlı başına bir trajikomik durumdur!..



Bu ülkede uluorta söylenen yalanların, bazı kesimlerde kabul görmesi ve bu yalanların üzerinden çözüm/çözümler üretilmeye çalışılması başlı başına bir trajikomik durumdur!.. Mesela BDP’lilerin ikide bir “20 milyon Kürt...” diye konuşması, bu konuda çarpıcı bir örnektir. Diyeceksiniz ki, ha 20 milyon ha 10 milyon, ne fark eder ki? Ama öyle değil işte. Şeytan ayrıntıda gizlidir derler ya, anlayınız. Yalan/yalanlar üstüne kurulan tezleri, doğru kabul etmenin sonu yoktur çünkü. Gerçekler bir kere gözardı edildi mi, arkası zincirleme gelir. Neticede demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan saçmalıkları, “demokratik özerklik” diye birileri size yutturmaya kalkışır... Onun için her şeyi milimi milimine incelemek/irdelemek durumundasınız. Öncelikle şuradan başlayalım: PKK ve onun güdümünde işleyen BDP, DTK vs. Kürt halkının tamamını temsil ediyor mu, edebilir mi? .......! Şu halde PKK’nın elebaşının öteden beri seslendirdiği düşüncelerin, bir gün DTK; bir gün BDP tarafından bütün Kürt halkı adına, bir çözüm yolu olarak ortaya atılması ne kadar itibara alınabilir? Ama çok tuhaf bir görüntü var. Zira bakıyoruz, hep Ahmet Türk veya Selahattin Demirtaş’ın ağzından, İmralı’dan sufle edildiği tartışmasız olan ipe sapa gelmez düşünceler pompalanıp duruyor. Kürtler adına fikir üreten, siyaset yapan diğer kesimlerin sesi soluğu, nedense pek duyulmuyor... Böyle olunca insanlar, haklı olarak endişeye kapılıyor. Siyasi partiler birbirini suçlamaktan öteye fazla bir şey söylemiyor. Neyse ki, konu ile kafa yoran yazar ve yorumcular, “demokratik özerklik” denilen garabet taslağın, demokrasi ile filan bir ilgisinin olmadığını kayda geçiriyor. Çünkü Abdullah Öcalan’ın dağarcığındaki Marksist (Hatta Marksizm demek de doğru değil, Stalinist tanımı daha uygun olur) birikimin ürünü olan, komünal-hiyerarşik bir örgütlenme biçimidir, dayatılmak istenen taslak. Yani köylerdeki komünlerden başlayıp, kasaba, ilçe ve mahalle meclisleri ve kent meclislerinin oluşturulması; Kolhozları, Solhozları çağrıştıran kooperatif yapılanması, nereye hangi statüde oturtulacağı belli olmayan komiteler burada Kaddafi’nin Cemahiriye modelindeki “Lecne-(ç.) Lüccan” denilen ve devrim komitesi ya da politbürodan direktif alan unsurlarla kurulmak istenen bir düzen. Öcalan’ın megaloman duygularıyla şekillendirilen bir taslak yani!.. Yarın öbür gün Öcalan’ın bizatihi kendisi bile, bu ucubeden vazgeçebilir ve daha başka düşünceler(!) ortaya atabilir. O yüzden ciddiye almamak gerekir. Kendince ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiğini de uyguluyor olabilir... Merkezî idarenin denetimi altındaki Köy Korucularının dahi, bölgede ne gibi sakıncalara yol açtığı görülmedi mi? “Öz savunma güçleri” diye, temelde silahlı PKK militanlarını Kuzey Irak’taki Peşmergeler gibi dönüştürme cinliğini, daha ilk günde herkes fark etti. Komünal hiyerarşik yapı, artık demode olmuş bir modeldir. Bu çağda Merksist-Leninist formüllerle çözüm önermek sadece komiklik olur. Özetlersek, böyle ayağı yere basmayan; çağ dışı olmuş yöntemlerle Kürt meselesine çözüm filan bulunamaz. Dahası bizzat Kürt halkının elinin tersiyle iteceği formülleri, bölücü örgütün el çabukluğu ile gündeme sokması bir sonuç getirmez. Telaşa gerek yok. Herkes fikrini söylesin. Nasıl olsa sonunda taşlar yerine oturacaktır. Yeter ki, devlet eski hataları tekrarlamasın...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT