BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 2011 mantık ve matematik yılı olacak...

2011 mantık ve matematik yılı olacak...

2010’u en başından beri sevmemiştim. 2011 ise beni çekiyor. Bakın neden?



2010’u en başından beri sevmemiştim. 2011 ise beni çekiyor. Bakın neden? 2-4-6 diye sıraladığımızda ilk akla gelen devam sayısı 8 olur. Oysa niye düşünmeyiz ki, 8’e belki 2 ile 4’ü çarparak ulaştık ve bir sonraki aşamada 4 ile 6’yı çarparak 24’ü bulmamız gerekir. 2-4-8 sıralaması ise ilk anda 16 diye beklenen bir sıralamayı çağrıştırabilir. Ama neden; 2 kere 4, 8 verdi yolundan 4 kere 8, 32 vermesin? Veya hepsinin birbiriyle çarpımından 64 niye veremesin? Sıralı ve diziliden korkmayız. Beklediğimiz gibidir çünkü. Oysa buçuklu ve çapaklıdan çekiniriz. Düzen yoktur onda. Mantığımızı zorlamamızı istemektedir. Onu sevmememizin temelinde korku yatar. İçimize batar durur biteviye. Kelebekle, kar tanesiyle ilgilenmek kolaydır. Romantiktir çünkü. İçinde duygu vardır. Salt sayılarda, sayıların kör olanlarında ise asla. Katıdır onlar. Sert ve kırılmazdırlar. Bu nedenle düşen kar tanesi sayısını dakika başına ve metre kare üzerine hesaplamayı denemek yerine, onun şiirini yazmak daha kolayına gelir insanoğlunun. Soğuk füzyonu ve quantum fiziğini algılamaya çalışmak disiplin ister. Sibernetik için kafa yormak yerine, duyguları har-manlamak daha hoyrat bir duygu sarmalı değil mi?.. O nedenle kızlar bir matematikçi ile çıkmak yerine bir müzisyen, ya da bir futbolcuyla çıkmayı tercih etmezler mi?.. Kafa yormayı istemeyen tek ve en yaygın iş, bir maça gidip küfrü basmak ve bir gence uçan tekme atmaya çalışmak değil midir bugünün Türkiye’sinde? Sağlıklı bir insanın hücrelerinin neden durduk yerde ölmeye başladığını araştırmak yerine çaresizlikten ilaca başvurmak veya hepten boşlamak daha kolaydır. Bilmek için kafa yormak bilimdir. Bilim de sıkıcıdır. Bilgi biriktirmek zaman ister ve hiç bitmez. Yememek ve spor yapmak yerine liposaction’a, yani yağ aldırmaya başvurmak gibi... Satranç veya scrabble yerine saklambaç, briç yerine pişti gibi... O nedenle bir gün kendine geldiğinde mutlaka evde olmalısın!.. *** Düşünmek ve çare bulmak yerine acilen bir neden bulmak, tercihen harici birine suçu yüklemek gibi yollar acizlik ve yetersizlik gösterisi değil midir?.. 12. yüzyıl matematikçisi Fibonacci’nin bulduğu sayılı diziler prensibini anlamaya çalışmaktan daha kolaydır eline geçeni sahaya atmak. 16 yaşında bir çocuğun, size ne yapmış olursa olsun, “göster amcalara nüfus kâğıdını” kültüründen gelmiş biri olarak burnunu kırmaya çalışmak biraz Spartacus ruhunu en vahşisinden taşımak değil midir? Ya da ruhu kötülükler ve kötüler tarafından emilip atılmış ruhsuz bir adam olmak değil midir?.. Kafayı ancak küçük bir çocuğun burnuna doğru kullanmak, kafanın içine değil kemikli kısmına itibar etmek değil midir?.. Hiç düşünmeyiz ki karşımızdaki de Crixus olabilir. Biz daha kalabalıksak korkmayız emsalimizden. Bir de üstüne yenilmek, ölmek olsun bizimki için, isteriz... Bizim yerimize o zorlasın ve aşsın kendini isteriz. 3 ve 3’ün katları hep bizim olsun isteriz. Ve hiç sorgulamayız; neden milyarlarca elektrik akımı ve bağlantıları ile donatılmış beynimizin, kılcal damarları birbirine eklendiğinde kilometrelerce mesafe oluşturduğunu ve beynimizin sadece yedide bir buçuğu ile başarılı ve akıllı bir insan olduğumuzu. Anlamak gerekir yedide iki kullanana neden dahi dediğimizi. Hayret ettiğimiz bir bilgisayarı yapan bu yedide bir buçuk nasıl olabilir ki?.. Ya da frikiği köşeye ampul gibi asanın yedide kaç, beyninin kaçta kaçını kullandığını merak eder misiniz hiç?.. Ölünce her şeyin bittiği, bir kabullenmedir... Her şeyin başladığını düşünmek ise tevekkül... Daha zoru olanı sorgulamak yerine daha kolay ve zevkli olanı kabullenmeyi seçeriz. Çünkü biz insanız... Tembellerin kralıyız. Miskiniz. Koyun diyemem bize, koyun bile daha asildir bazen. Top oynayan çocukları bile döveriz biz... Ama ben yine de 2011’in 2010’dan daha mantıklı olacağı umudundayım... ------------------------------------------------- 2010 her tarafı katlanabilir ve bölünebilir, nereye çeksen oraya gidebilecek bir yıldı. Çift yılları bu nedenle hiç sevmem. Matematiğin en kolay tarafını oluşturur. Oysa 2011, bölünmeye yiğit ister bir duruştur. Sağlamdır ve ödün vermez. Matematiğin zor tarafındadır. Ona diş geçirmek için mantığa da ihtiyacınız vardır. Zaten mantık ile matematik eltidir, bacanaktır, yeğendir, hatta kardeştir. Sadece hiçbir şekilde bölünemez yıllarda tek başına hiçbir işe yaramaz matematik... ------------------------------------------------- POST-İT Galatasaray’a gelen adamların hiçbiri “kötü transfer” ve asla “kötü oyuncular” değildi. Sadece; geldikleri takımın “kötü bir dönemine” denk gelmişlerdi. Şimdi mesele, yeni geleceklerin ne kadar oldukları değil, geldikleri yerin ne kadar değiştiğidir... Görünenle yetinmek miskinliktir... Futbol bir kültürün sonucudur. Yoksa güncelliğe tıkanır kalır ve koca koca adamların oyuncağı olur milyonlarca insan. Mesela... Gerd Mueller nedir?.. Kimdir sizin için?.. Bilenler bir dünya kupasının gol kralı olduğunu, Bundesliga’nın en çok gol atan isimlerinden biri olduğunu, kale sahasındaki gol vuruşunda gelmiş geçmiş en iyi adam olduğunu bilir... Peki... Şunu bilir mi?.. Gerhard Mueller gibi bir efsane, Bundesliga tarihinin gelmiş geçmiş en çok “pe-naltı kaçıran” oyuncusudur. Tam 13 kez penaltı atmış ve hiçbirini gol yapamamıştır. Bir daha da penaltı noktasına yaklaşmamıştır bile. Araştırırsanız futbol çok zevkli ve eğlenceli bir şeydir... Ne olur Cenk, Necip, Anıl Dilaver, Barış Ataş, Ali Kuçik, Gökay, Emre Çolak için sabırlı olun ve kafalarını kırmayın bu çocukların. Geleceğimiz onlardadır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT