BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Nereden geliyorsun kızım?!.”

“Nereden geliyorsun kızım?!.”

Recep sigarasını işaret parmağının ufak bir fiskesiyle fırlattı yere. Suratındaki o müstehzi ifade yüz hatlarına iyice yerleşmişti.



Recep sigarasını işaret parmağının ufak bir fiskesiyle fırlattı yere. Suratındaki o müstehzi ifade yüz hatlarına iyice yerleşmişti. Ceketinin yakasını kaldırdı. Akşam esintisi çıkmıştı iyiden iyiye. Kuru ama rüzgârlı bir hava vardı. Gökyüzü hafiften kararmıştı. Yollar ise işlerinden çıkıp evlerine koşan insanlarla doluydu. Doğan beyin yüzünde gördüğü ifade bayağı mutlu etmişti bu kötü kalpli adamı. Onun tedirgin olduğunu, rahatsızlığını gördükçe amacına daha kolay ulaşacağını düşünüyor, eline geçirdiği bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek için gayret ediyordu. Bir şekilde Oktay’a da yaklaşmalıydı. Bu yakınlığı da doktora hissettirmeliydi. - Uzun sürmeyecek! Fazla uzatmayacağım bu işi doktor! Diye söylendi kendi kendine. Bir an önce istediğini almalıydı. Geleceği hakkında artık hiçbir sıkıntısı kalmamıştı. Öyle yağlı bir kapı bulmuştu ki, ona göre Doğan bey ömrünün sonuna kadar yeterdi. Oktay’ın yanındaki kızı düşündü: - Arkadaşı herhalde... O da işime yarayabilir, diye geçirdi içinden. Önündeki bütün doneleri kullanmak, bütün fırsatları değerlendirmek zorundaydı. - Polise gidemez. Polise gitse ispat edemez. Hem o zaman oğlu bütün her şeyi öğrenmiş olur, diye düşünüyordu. Kezban’a benziyordu delikanlı. Gözleri, kaşları, yüzünün şekli tıpkı Kezban’dı. Cüssesini ise Seyit’ten almıştı. Yılışık bir şekilde sırıttı kendi kendine: - Benim hayatımın garantisi bu adam! Yani oldukça kıymetli benim için... diye güldü. Karnı acıkmıştı. Yol kenarındaki bir pideciye daldı. Açlığa kesinlikle dayanamayan bir yapısı vardı. * * * İclal uzaklaşan lacivert arabanın arkasından gözden kaybolana kadar baktı. Sonra omzundaki çantayı düzeltip hızlı adımlarla hemen dört metre ötedeki apartmana doğru yürüdü. Kapıyı Muazzez hanım açtı. Elleri unluydu. Gülümsedi genç kız: - Oh! Akşama hoş şeyler var galiba... - Börek yapıyorum. Baban telefon etti, canı istemiş. Ben de yapayım dedim. Erken geldin ya? Genç kız üzerindekileri çıkartıp portmantoya astı. Eğilip annesini öptü, kitaplarını hemen antrenin sağ tarafındaki yemek odasındaki masanın üzerine koydu. - Okuldan gelmiyorum. Muazzez hanım gözlerini kırpıştırdı: - Ya nereden geliyorsun kızım? Genç kız kayıtsız bir tavırla açıkladı: - Oktay’ın babasının muayenehanesine gittik. Doktor Doğan beyin. Öyle tatlı bir adam ki anne, görmeni isterim... Muazzez hanımın kaşları çatılmıştı. Bir müddet konuşmadı. Sonra alçak bir sesle sordu: - Nereden icap etti İclal? - Hiiç anne... Oktay babasının son günlerde biraz sıkıntılı olduğunu, sebebini bilemediğini söyledi. Merak içindeydi. Sonra birden “ne dersin bir gidip bakalım mı? Nasıl oldu merak ediyorum.” Dedi. Ben de “olur” dedim. Rahatlamıştı kadıncağız. Mutfağa dönüp geniş bir kabın içinde hazırladığı hamuru yoğurmaya devam etti. - Nesi varmış adamcağızın? - Sormadık bir şey canım... Durup dururken ne sorulur ki... Yalnız tuhaf bir hali olduğu gerçek. Mesela ilk gittiğimizde çok iyiydi, muayenehanede çok güzel konuştu bizimle. Fakat dışarı çıktığımız anda bambaşka biri oldu. Sanki korkunç bir şey görmüş gibi sarardı, duruldu. Dalgınlaştı... Garip senin anlayacağın. Oktay da merak ediyor doğal olarak. Hiç de bir şey söylemiyormuş... Bayağı dikkat çekiyor... Muazzez hanım dudak büktü elindeki hamurları küçük parçalara ayırırken: - Kim bilir adamcağızın ne sıkıntısı vardır... Bilinmez ki... İclal durakladı. Oktay’ın davetini söylemek için boğazını temizledi. Bugüne kadar hiçbir şeyi ailesinden gizlememişti... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT