BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir ahlâk varsa...

Bir ahlâk varsa...

Dünyaca tanınmış sosyologlardan, İsviçreli Defatsch Willy’nin bir Müftülüğe giderek söylediği sözleri, okumuş olacaksınız:



Dünyaca tanınmış sosyologlardan, İsviçreli Defatsch Willy’nin bir Müftülüğe giderek söylediği sözleri, okumuş olacaksınız: “-Kur’an’ın, İslâmlığın ve Hz. Muhammed’in âşıkıyım. Ömrümün büyük kısmını, İslâm âlemini incelemekle geçirdim, hâlâ da incelemekteyim. Avrupa’da her uğradığım şehirde, kiliseye giderek, Hıristiyanlıkta yapılacak ıslâhat için İslâm dininden örnek almalarını tavsiye ediyorum. Kur’an-ı Kerim çok kültürlü aydınlara hitap eder. Terbiye hususunda da eşsiz bir kitaptır. Bu kitabı anlatabilecek bilginleri yetiştirdiğimiz gün, İslâmlık, dünyaca hemen benimsenecektir. Çünkü Hıristiyan dininin bazı mensupları da kendilerini kurtaracak yeni bir inanç bekliyorlar. Şunu da kesin olarak belirtmek isterim: Bugün Dünya üstünde mevcut bir ahlâk varsa, o da İslâm dini sayesinde muhafaza edilmektedir. Bunları söyleyen adam, bir yobaz değil Hizbülvahşet adı verileceklerden de hiç değildir. Üstelik bir Hıristiyan, hem de Türkiye’de topumuza ders verecek kadar bilgili bir Avrupalıdır. Onu Müftülüğe yollayan hiçbir kuvvet de mevcut değildir. Willy bir politikacı veya misyoner de değildir. O halde İslamiyeti niçin öyle candan gönülden övüyor? -Bilginliğinden, adamlığından... -Peki biz söyliyemez miyiz bu hakikatleri? -Söyleriz, söyleriz ama bir kere tesiri olmaz! Çünkü Avrupalı’nın sözü başka türlü geçer bizde. Sonra efendim, bu sözleri diyecek adam, bazılarına göre dokuz köyden kovulabilir. Daha ötesi bu adam, etraftan ve küstah yayınlardan dokuz damga yemeği, mahalle çocuğu seviyesinde kalem bıçkınlarının ve ihtiyar sofra farelerinin saldırısına da uğrayabilir. Bütün bu olanlar insanı şöyle düşündürüyor: İslâm dini en büyük fenalığı, en acı töhmeti, en yanlış tatbikatı kendisine mensup olanlardan, bilhassa mensup görünenlerden alıyor. Âkif, ne hoş demiştir: “Müslümanlık, mutlak, Müslümanız diyen insan sürüsünden ne uzak...” Alın, en modernler ve bir de en geriler için yazıyorum şunu: “Peygamberimizin Şahsiyeti” adlı kitapta okudum. Bir gün, bir kadın geliyor Peygamberin huzuruna. Kendisinin “zina” yaptığını ve dolayısıyla “hadd-i şer’înin” uygulanmasını istiyor. Peygamber: -Hanım, bu senin sözünle olmaz, dört şahit lâzım, buyuruyor. Kadın, yükselmiş karnını göstererek: -İşte bakın, hâmileyim, halbuki evli değilim, diyor. -O halde sen cezaya müstehaksın fakat karnındaki yavru masumdur. Onu sağlam olarak doğurmadıkça sana hadd-i şerî uygulanamaz. Kadın doğumdan sonra tekrar geliyor. Bu sefer de Resulü Kibriya: -Şimdi bu masum, ana sütüne muhtaçdır, onu yetim bırakmayınız buyuruyor. Sonra ellerini açarak Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyor: -Buna bir hal çaresi ihsan buyur, beni de müşkilden kurtar Yarabbi.” Bu niyaz üzerine “Vellezani...” âyeti nazil olarak, şu hükümleri getirmiştir: “Kocasız bir kadın, öyle bir günah işlediği takdirde tövbe ettirin. Mümkünse evlendirin ve o günahını bir daha yüzüne vurmayın.” Nitekim Kur’anda “zina”ya ait ağır hükümler, evli kadınlar hakkındadır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT