BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BM reforme edilmeli

BM reforme edilmeli

Türkiye’nin iki yıl için BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmesi, 5 yıllık bir çalışmanın ürünüydü. Türkiye, 2009-2010 dönemi için adaylığını 2003 yılında açıklamış, başarılı olabilmek amacıyla bir eylem planı hazırlayarak bu işe 50 milyon dolarlık bütçe ayırmıştı.



5 YILLIK ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜ Türkiye’nin iki yıl için BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmesi, 5 yıllık bir çalışmanın ürünüydü. Türkiye, 2009-2010 dönemi için adaylığını 2003 yılında açıklamış, başarılı olabilmek amacıyla bir eylem planı hazırlayarak bu işe 50 milyon dolarlık bütçe ayırmıştı. “VETO” HAKKI KALDIRILMALI Mevcut BM yapısı içinde, Güvenlik Konseyi geçici üyelerinin fazla bir şey yapması mümkün görünmüyor. Türkiye’nin iki yıllık yoğun mesaisi bunu açıkça gözler önüne serdi. Ya “veto” hakkı kaldırılmalı ya da BM reforme edilmeli ve Türkiye daimi üye olmalı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 17 Ekim 2008 tarihinde yapılan oylamada Türkiye iki yıl için BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçildiğinde milletçe çok sevinmiştik. O günlerde birçok strateji uzmanı Türkiye’nin Güvenlik Konseyi üyesi olmasının “uluslararası alandaki prestijimizi yükselteceğini”; “çok sayıda ülkenin kendi sorunları konusunda Türkiye’nin desteğini almak için sıraya gireceklerini”; “Kıbrıs ve Ermeni meselelerinde Türkiye’nin tezlerini bütün dünyaya anlatma imkânı bulacağımızı”; “Türkiye’nin diplomasinin şampiyonlar ligine girdiğini”; “Türkiye’nin BM’de Orta Doğu’nun, Afrika’nın ve tüm mazlum milletlerin sesi olacağını” ifade etmişlerdi. Seçimden hemen sonra Dışişleri Bakanlığı da aşağıdaki açıklamayı yapmıştı: “BM Şartı uyarınca uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında başlıca sorumluluğu üstlenmiş olan Güvenlik Konseyi’nde Türkiye, tüm ülkelerle iş birliği içinde, BM reform sürecine destek verecek, uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümüne katkıda bulunacak, bölgesel meselelerde kolaylaştırıcı rolü oynamaya devam edecek, kalkınmayla ilgili hedeflere ulaşılması için gayret sarf edecek ve farklı medeniyetler ve kültürler arasındaki diyaloğun sürdürülmesine çalışacaktır.” EYLEM PLANI HAZIRLANDI Aslında Türkiye’nin seçim başarısı, 5 yıllık bir çalışmanın ürünüydü. Türkiye, 2009-2010 dönemi için adaylığını 2003 yılında açıklamış, büyükelçilerden kurulu bir özel temsilciler heyeti oluşturmuş, oylamada başarılı olabilmek için bir eylem planı hazırlamış ve bu iş için 50 milyon dolarlık bütçe ayırmıştı. Bu bütçenin yaklaşık 20 milyon dolarlık kısmı, küçük devletlerin BM’ye olan aidat borçlarının ödenmesine harcanmıştı. Ayrıca beş milyon doları Pasifik’teki küçük ada ülkeleri için olmak üzere, az gelişmiş ülkelerin kalkınmasına harcanmak üzere 15 milyon dolarlık bir fon oluşturulmuştu. Oylama öncesinde, daha evvel hiçbir diplomatik temas kurmadığımız Cook adaları, Marshall adaları, Saint Vincent, Tuvalu, Samoa, Kiribati, Fiji, Papua Yeni Gine, Palau, Laos, Maldivler, Mikronezya gibi ülkelerin yetkilileri İstanbul ve Ankara’da ağırlanmışlardı. İki yıl çabuk geçti. 31 Aralık 2010 itibariyle Türkiye’nin Güvenlik Konseyi’ndeki üyeliği sona erdi. Genel hatlarıyla bakıldığında, üyeliğe başlarkenki beklentilerin çok azının gerçekleştiğini görüyoruz. Türkiye’nin 3 temel dış politika sorununun çözümünde, BM Güvenlik Konseyi üyeliğimiz sebebiyle sağladığımız herhangi bir ilerleme olmadı: Ermenistan’la sorunlarımız devam ediyor. Üstelik imzalanıp, onaylanmayan protokoller sebebiyle, bu komşuyla murad edilen “sıfır sorun”, neredeyse “süper sorun”a dönüşmüş durumda. Kıbrıs konusunda da bir ilerleme sağlanamadı. Avrupa Birliği -hiç istemediğimiz halde- sorunun fiili bir tarafı haline gelerek Türkiye’nin müzakere sürecini, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle ilişkilerine endeksledi. 2011’de Kıbrıs sorununun çözümü için BM himayesinde yeni bir eylem planı yürürlüğe konulacak olsa da, BM Güvenlik Konseyi üyeliğimizin sona ermiş olmasından sonra başlayan bu sürecin ne ölçüde Türkiye’nin istediği şekilde yol alacağını bilemiyoruz. Üstelik şimdi daimi üyeler Fransa ve İngiltere’nin yanı sıra, AB üyesi Almanya ve Portekiz de geçici üyelik koltuğunda oturuyor olacak. Terörle mücadele konusunda ise, Türkiye’nin arzu ettiği bir uluslararası iş birliği mekanizması kurulmadı. Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerinin, kaynaklandığı Irak’ın kuzey bölgesinden tamamen çıkartılması yönünde bir sonuç elde edilemedi. ADALETSİZ UYGULAMA Diğer yandan, 31 Mayıs 2010’da 9 Türk vatandaşının şehit edildiği Mavi Marmara baskınından sonra Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nden İsrail’i “kınayan” bir karar çıkartamaması, beş daimi üyeye verilen veto hakkının ne kadar da büyük bir adaletsizliğe yol açtığını bir kez daha gözler önüne serdi. Kuşkusuz, iki yıllık sürenin Türkiye açısından en önemli oylaması 9 Haziran 2010’da gerçekleşti. Türkiye ve Brezilya’nın “hayır” dediği, Lübnan’ın ise “çekimser” kaldığı oylamada, Güvenlik Konseyi İran’a yeni yaptırımlar uygulamayı kararlaştırdı. Üstelik bu yaptırım kararı, Türkiye, Brezilya ve İran arasında 18 Mayıs 2010’da Tahran’da imzalanan ve İran’ın uranyum takasını kabul ettiği anlaşmaya rağmen alınmıştı. Güvenlik Konseyi üyeliği boyunca İran’ı iknaya uğraşan Türkiye, nihayet bunu başarmış ama Güvenlik Konseyi’ni yeni yaptırımlardan caydıramamıştı. İki yıllık görevi sırasında Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin “Kuzey Kore Yaptırımlar Komitesi”, “Demokratik Kongo Cumhuriyeti Yaptırımlar Komitesi” ve “Terörizmle Mücadele Komitesi” başkanlıklarını yürüttü. Liberya ve Fildişi Sahili yaptırım komitelerinin başkan yardımcısı oldu. Haziran 2009 ve Eylül 2010’da iki kez birer aylık sürelerle Güvenlik Konseyi başkanlığı yaptı. Ayrıca “öncü ülke” sıfatıyla Afganistan’ın yeniden yapılandırılmasında önemli bir rol üstlendi. Türkiye’nin üyeliği sırasında Güvenlik Konseyi, ilki 9 Ocak 2009’daki 1860 sayılı ve sonuncusu 20 Aralık 2010’daki 1963 sayılı karar olmak üzere 104 karar aldı. Bu kararlardan 59’una “evet” oyu veren Türkiye, yukarıda zikredilen 9 Haziran 2010 tarihli İran’a yaptırım oylamasının yanı sıra, 29 Mayıs 2009, 14 Aralık 2009, 15 Haziran 2010 ve 14 Aralık 2010 tarihli, “BM Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki görev süresinin uzatılması” kararlarına da “hayır” oyu verdi. İran oylamasından farklı olarak, bu dört oylamada Türkiye tek başına kaldı. TEKRAR BAŞVURACAĞIZ Ankara’nın önümüzdeki yıllarda, Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için tekrar girişimde bulunacağı, üyelik biterken yapılan resmi açıklamalardan anlaşılıyor. Ümit ederiz bu kez sadece üyeliğin kazanılmasına odaklanılmaz, aynı zamanda üyelik süresince izlenecek bir program da itinayla hazırlanır. Fakat haksızlık etmeyelim: Beklentimiz ne kadar yüksek olursa olsun, mevcut BM yapısı içinde, Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin, hiç üye olmamaktan bir farkı yok. Türkiye’nin iki yıllık yoğun mesaisi bunu açıkça gözler önüne serdi. Ya BM reforme edilmeli ve “veto” hakkı kaldırılmalı, ya da aynı reform sayesinde Türkiye daimi üye olmalı. 1 Ocak 2011’de iki yıllığına göreve başlayan Almanya, Hindistan, Kolombiya, Portekiz ve Güney Afrika, bakalım gündemlerindekileri gerçekleştirebilecekler mi?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT