BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Bize teknoloji lâzım’

‘Bize teknoloji lâzım’

İTÜ Nükleer Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şarman Gençay, nükleer teknolojinin girdiği ülkelerin ekonomisin güç kazandığını belirterek, “Türkiye’nin, elektriğin yanı sıra nükleer teknolojiye de ihtiyacı var. Nükleer teknolojiyi almayacaksanız reaktör kurmanın gereği yok. Komşularınıza rica edersiniz onlar kurarlar, siz de elektrik alırsınız!” dedi.



Türkiye, temkinli ve dikkatli bir şekilde ilerlediği nükleer enerji konusunda nihayet kararını verdi. Son 40 yılda nükleer enerji ve nükleer teknoloji ile tanışmak istemesine karşı bir türlü muvaffak olamayan Türkiye, Bakanlar Kurulu kararı ile ilk nükleer santralin kurulması için düğmeye bastı. 1999’un Eylül ayında verilmesi gereken karar her ne kadar 2000 yılının Mart ayına kadar uzadıysa da sonunda tercihini nükleerden yana koydu. Şimdi sıra Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun hangi teknolojiyi seçeceğine kaldı. Bu seçim çok önemli çünkü, başka santral yapmak istediğinizde aynı sistemle yapmak durumundasınız. Peki nedir nükleer enerji? Nükleer teknoloji Türkiye’ye neler kazandıracak? Olağanüstü bir durumda hangi tehlikelerle karşı karşıya kalırız? Türkiye, teknoloji üretmese de teknolojik gelişmelere açık bir ülke. Buna rağmen bizde olmayan “Optik, uzay ve nükleer” gibi teknolojiler var. Tüm bunları konunun uzmanlarına sorduk. İşte söyledikleri: Nükleer enerji, temiz bir enerji kaynağı. Çevreye zararı, pertol, kömür ve hidrolik kaynaklar göz önüne alındığında daha az. Ancak bu temizliğine karşı iki dezavantajı var. Biri, yapım maliyetinin çok yüksek olması ve zaman alması. İkincisi, anormal bir kaza veya sızıntı durumunda ortaya çıkan radyasyon tehlikesi. Bilim adamları nükleer enerjiye daha bir ciddi yaklaşıyorlar, olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koyuyorlar. Çevreciler ise kesin bir “istemezük” anlayışı içindeler. DEVAMI GELMELİ İstanbul Teknik Üniversitesi Nükleer Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şarman Gençay, nükleer teknolojinin, ülkelerin ekonomisine büyük katkı ve canlılık kazandırdığını belirterek, “Nükleer teknolojiyi almayacaksanız reaktör kurmayın açıkcası. Komşularınıza rica edersiniz onlar kurarlar, siz de elektrik alırsınız” dedi. Türkiye’nin ilk iki santralden sonra reaktör yapımına devam etmesi gerektiğini belirten Prof. Gençay, “İki santral, devreye gireceği 2006 yılında enerji ihtiyacımızın yüzde 4’ünü karşılayacak. Sırf bunun için bu işe girmeye gerek yok” şeklinde konuştu. Nükleer teknoloji, elektrik enerjisi üretiminin yanı sıra silah sanayiinde, hava kirliliğinin azaltılmasında, toksit salınımların önlenmesinde, iklim değişikliklerinin tesbit edilmesinde, kanalizasyon ve sanayi atıklarının temizlenmesinde, gıda muhafazasında, teşhis ve tedavide, ilaç yapımında ve sterilizasyon işleminde de kullanılıyor. Çernobil faciasından etkilenen bir ülke olarak mükleere pek sıcak yaklaşmıyoruz. Ancak Türkiye’nin çevresinde eski teknoloji ile yapılmış Çernobil tipi çok sayıda nükleer reaktör var. Ukrayna’da 16, Bulgaristan’da 6, Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’nde 4’er, Ermenistan ve Litvanya’da 2’şer, Romanya ve Slovakya’da birer nükleer santral bulunuyor. Bunlar bulundukları ülke için olduğu kadar Türkiye için de birer tehdit oluşturuyor. AKKUYU’DA DEPREM RİSKİ Son yıllarda yapılan reaktörlerde ise ileri teknoloji kullanılarak güvenlik ön plana çıkarılıyor. Nükleer santral yapılırken herşeyin yolunda gideceği ihtimaline göre değil, tüm aksaklıkların peş peşe geleceği hesaplanarak hareket ediliyor. Batı tipi nükleer santrallerde kaza ihtimalini ortadan kaldıran yahut kaza olsa bile çevreye olan etkisini en aza indirecek kademeli koruma sistemi uygulanıyor. Türkiye’nin ilk nükleer santrali Mersin Akkuyu’da yapılacak. Nükleer santral için yer seçiminde birçok kriterin yanı sıra deprem riski de dikkate alınıyor. Seçilen bölgenin deprem tarihi inceleniyor. Beklenen en kuvvetli deprem değeri tasarım için esas alınıyor. Santralin ömrü boyunca meydana gelebilecek en büyük depremin bile personeli ve çevre halkını riske sokmayacak; santralin çalışmasını engellemeyecek şekilde proje yapılıyor. Türkiye, Nükleer santral yapmaya karar verince üniversite ve kamu kuruluşlarının işbirliği ile uzun bir araştırma yaptırmış ve sonunda 5. derecede deprem bölgesinde bulunan Akkuyu seçilmiş. Hazırlanan raporlar Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı uzmanlarınca da değerlendirildikten sonra Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na Akkuyu’da nükleer santral kurmak için “yer lisansı” verilmiş. Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’nden Ayşegül Öner, nükleer santrallerin en güçlü depremlerde bile çalışacak şekilde yapıldığını belirterek, Japonya’yı örnek veriyor. Depremler ülkesi olan Japonya’da halen 53 nükleer santralin çalıştığını hatırlatan Öner, “Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan iki atom bombasında 215 bin insanını kaybeden Japonya, elektriğinin yüzde 36’sını nükleer enerjiden sağlıyor” diyor. GREENPEACE’İN TEPKİSİ Nükleer santral yapımına en büyük tepkiyi gösteren kuruluş Greenpeace (Yeşil Barış)... Sıradışı eylemleri ile tanınan Greenpeace’in Akdeniz Ofisi Sorumlusu Melda Keskin, bu konularda oldukça uzmanlaşmış. Keskin, nükleer enerjiye öylesine karşı ki, konuşmakla yetinmiyor, seslerini duyuracak eylemler yapıyor. Bunun sonucunda da sık sık tutuklanıyor. Ama aldırdığı yok. Melda Keskin, nükleerin canlılar için yıkıcı bir tehdit oluşturduğu inancında. 30 - 40 yıl önce yapımı pahalı olsa bile fosil yatıklara göre nükleer enerjinin ucuz olacağının düşünüldüğünü hatırlatan Keskin, gittikçe artan güvenlik talebi ve ortaya çıkan arızaların işletme ve bakım masraflarının nükleer enerjiyi pahalı hale getirdiğini söylüyor. Keskin’e göre nükleer enerjinin iki riski var. Birincisi kaza ihtimali. İkincisi nükleer atıkların saklanması. Herhangi bir kaza durumunda Türkiye dahil birçok ülkenin ortaya çıkan radyasyondan etkileneceğini söylüyor. Nükleer atıklara gelince; Melda Keskin, Türkiye’de hastanelerde kullanılan az miktardaki nükleer atıkların bile saklanamayıp facialara sebep olduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin nükleer yerine yenilenebilir enerjilere yönelmesi gerektiğini söylüyor. Nükleer reaktörlerde uranyum kullanıldığını hatırlatan Melda Keskin, basınçlı su reaktörlerinde bu uranyumun zenginleştirilmesi sonucu radyoaktivitesinin yükseldiğine dikkat çekerek, “Yakıt santralde kullanıldığında, içinde bilinen en zehirli ve radyoaktif madde olan plütonyum ortaya çıkar. Plütonyum, yüzbinlerce yıllık ölümcül bir radyoaktif miras olmasına ek olarak yalnızca portakal büyüklüğündeki bir parçası atom bombası yapımı için yeterlidir” şeklinde konuşuyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT