BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nasıl söylesem ki? Kansersin

Nasıl söylesem ki? Kansersin

Hastaya kanser olduğunu söylemek oldukça zor bir durum. Türkiye’de yılda 300 bin kişiye kanser tanısı konuyor.



YAZI DİZİSİ KANSERSİZ HAYAT İÇİN -2- HAZIRLAYAN: İNAN ARVAS / CÜNEYT BİTİKÇİOĞLU inan.arvas@tg.com.tr AİLEYE DE TERAPİ UYGULANMALI Kanserli bir hastaya kanser olduğunu söylemeleri için uzmanlar yetiştirdiklerini belirten Prof. Dr. Sedat Özkan, hasta ve yakınlarına terapi uygulanması gerektiğini söyledi. TEDAVİDE MORAL ŞART “Kanser olduğunu öğrenen bazı hastalar ruhsal çöküntü yaşıyor” diyen Prof. Dr. Özkan, moralini iyi tutan hasta-ların tedaviye daha çabuk cevap verdiklerini ifade etti Hastaya kanser olduğunu söylemek oldukça zor bir durum. Türkiye’de yılda 300 bin kişiye kanser tanısı konuyor. Kanser hastalarının yarısından fazlası tedavi ve destek gerektirecek düzeyde psikolojik kriz yaşıyor. İşte bizde Türkiye’de kanser psikiyatrisi ile ilgili bilim dalını kuran İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Üyesi ve Konsültasyon-Liyezon Pskiyatri Bilim Dalı Başkanı aynı zamanda Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Sedat Özkan ile bu konuyu konuştuk. Kanserle mücadelede moral ve motivasyonun çok önemli olduğunun altını çizen Prof. Özkan kanserli hastaların morallerini yüksek tutması ve hayata sıkıca tutunup hastalığı yeneceklerine inanmaları gerektiğini aksi halde ruhsal çöküntü yaşayan hastaların bağışıklık sistemlerinin daha da zayıflayabileceğini böylece tedavide verim alınamayacağını söyledi. > Hocam, Psiko-Onkoloji bilimi nedir? İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü içinde Psiko-Onkoloji bilim dalı var. Ben uzun yıllardan beri bölümün başkanlığını yürütüyorum. Bu bilim dalı İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü içerisinde neye hizmet ediyor dersek; birincisi kanser hastalarına psikiyatrik konsültasyon ve psikoloji destek veriyor. Yani hastalara, ailelere ve gerektiğinde tedavi ekibine psikolojik destek veriyor. İkincisi kanser hastalarına hizmet edecek ruh sağlığı elemanları yetiştiriyor. BEDEN DAHA ÇABUK ÇÖKER Şuanda geldiğimiz noktayı şöyle ifade ediyorum; “kanserle mücadele beyinle bedenin ortak mücadelesidir.” Bedenin çöküşü ile ruhun çöküşü arasında bir ilişki var. Ruh çökerse beden daha çabuk çöker. Beyin bağışıklık sisteminin ve hormonal sisteminin merkezidir. İnsanoğlu bedeni, beyni ve çevresiyle bir bütündür. Birincisi; bedendeki bir bozulma beyni ve psikolojiyi etkiler. İkincisi psikolojik çatışma ve çöküşlerde yine beyni ve bedeni etkiler. Bir taraftan kanseri tedavi ederken kanser hastasının psikolojisini dikkate almamak olmaz. Biz onun psikolojisini ne kadar pozitif tutarsak ne kadar mücadeleci tutarsak, ne kadar gerçekçi ve umutlu tutarsak tedavi o kadar iyi sonuç verecektir. Depresyon kanser hastasının bağışıklık sistemindeki çöküşü hızlandırır, uyumunu bozar ve yaşam kalitesini düşürür. Böylece hastalığın seyrini, tedavisini olumsuz etkileyecektir. Yani kanseri ve depresyonu olan bir hastanın depresyonunu tedavi edemezsek kanserini de yeterince tedavi edemeyeceğiz demektir. > Kanserli bir hastaya sen kansersin nasıl denilebilir? Bu konuda 90’lı yıllardan beri çalışıyorum. Hastaya söylenip söylenmemesi konusu çok disiplin isteyen bir konu. Biz söylenmesi gerektiği anlayışını koruyoruz. Ancak nasıl söylenmesi bazen ne söylendiğinden daha önemli. Hastanın beyni psikolojik olarak hazırlanarak söylenmeli. Burada iki uç tepki vardır. Birincisi inkâr eden hastalarımız, ikincisi felaketçi tutum gösteren hastalarımız vardır. Onun için hastanın kim olduğu, kişiliği, algısı ve hastalıkla ilgili bilgisini dikkate almak gerekiyor. Diyelim o anda ciddi bir depresyonu varsa bunun söylenmesi farklıdır. Ama en önemlisi hastalığın algılanmasıdır. HASTAYLA İLETİŞİM KURULMALI Toplumumuz gittikçe kanser hastalığının bir ölümcül hastalık olarak değil kronik bir hastalık olarak algılamalı. Kanser hastasına kanser olduğu söyleme yöntemi, süreci ve basamakları önemli. Ben bu söylenme olayını pratikte büyük bir sorun olarak görmüyorum. Bunu deklere eder gibi, mahkeme kararı veya askeri karar gibi tebliğ edercesine hastalığını söylemek olmaz. Uzman hekim masaya tedavi seçeneklerini ve ihtimallerini yatıracak. Hastayı dinleyecek. Doğru bilgi vererek doğru anladığından emin olacak. Bilgileri hastaya paylaşarak verecek. Psikolojisini dikkate alarak, anladığını hissettirerek söyleyecek. Hastayla iyi bir psikolojik bağ kurduysak hasta ve aile arasındaki ilişkiyi sağlayıp o ağı örer ve hasta bunu yaşarsa hastanın adaptasyonu daha rahat oluyor. > Hasta öleceğini öğrendiği zaman nasıl bir tepki veriyor? Terminal dediğimiz son dönem kanser hastalarında bu biraz daha zor. Ama ben tıbbın insanlara ömür biçeceğini düşünmüyorum. Hastaya genel bir bilgi verip istatistiki bilgi vermek doğru. Zaten hasta sordukça bu bilgiler verilmeli. Hasta sormadıkça “artık az ömrün kalmış” demenin ahlâki olmadığını düşünüyorum. Hekim hastaya yalan söylemez ama her şeyi de söylemeyebilir. Ama unutmamalıyız ki, hekim hastaya ömür biçemez. Bunu şu açıdan söylüyorum. Umudun tükenişi bedenin tükenişini hızlandırır. Onun için o mücadeleci ruh, hayatla psikolojik bağı devam ettirmemiz lazım. Yani hekim ve aile tedaviden vazgeçerse hasta daha çabuk vazgeçer. HASTA SORDUKÇA CEVAP VERİLMELİ “Hastaya hastalığının çok ağır bir safhaya geldiğini artık ümit olmadığını hasta sordukça merak ettikçe seçenekli cevaplarla vermeliyiz” diyen Prof. Dr. Sedat Özkan sözlerini şöyle sürdürdü: Hastalar bize baştan panik yaşadıkları dönemde “ben ölecek miyim” diye sordukları oluyor. Ama zaman içerisinde tedavilerini ve hayatlarını aksatmadıkları müddetçe bu soru gündem dışına kayıyor. Ama başlangıçta bir panikle, “işte ne olacak, ne bitecek, çoluk çocuğum ne olacak” diye sorabiliyorlar. Tanı aşamasında yada başlangıç aşaması ile termimal dediğimiz son dönem kanser hastaları ilkeleri biraz farklı. Son dönem kanser hastaları hepimizi aileyi de hekimi de zorlayan bir gruptur. Orada elbette insanların yaşam süreleri ve kalitesi ile ilgili genel bilgiler verilebilir ama tekrar söylüyorum hasta sordukça bu sorulara cevap verilmeli. Hastaların ölmekten değil, “nasıl öleceğim ve acaba?” gibi endişeleri var. Ama günümüz tıbbı, bilimi ve teknolojisi kanser hastalarının yaşam kalitesine önemli katkı sağlıyor. Eskiye göre ağrılar ve ızdırablar içerisinde ölümler azaldı. Benim temennim hastalarımızın psikolojilerine daha çok önem verelim. Hastalığı tedavi ederken hasta psikolojisini muhakkak dikkate alalım. Toplumun kanser = ölüm olgusundan uzaklaşmasını temenni ediyorum. Kanser hastalarında ilk aşamada ne tür reaksiyonlar gelişebilir? Hasta önce şoke oluyor. Sonra bir kısmı bunu inkâr ediyor. Daha sonra kendi dünyalarında psikolojik bir pazarlık yaparak, “beterin beteri var, daha kötüsü olabilir” diyerek muhasebe yapıyor. Geçmişi, geleceği, inançlarını, yaptıklarını, yapmadıklarını ve ilişkilerini gözden geçiriyor. Kısaca bir varoluşsal depresyona giriyorlar. Daha sonra hastaların birçoğu bunu kabul ediyor. Önemli olan tedaviyi de hayatı da ihmal etmemek. Hasta hayatla psikolojik bağlarını sürdürmeli. Çünkü sol kolu kırık bir hasta sağ kolunu kullanmayı öğrenecek. Bizim insanlara vermek istediğimiz temel mesaj gerçeği kabul et ama umudunu da koru. Benim kanser olmadan önce tanıdığım hastalarım vardı. Kanser olduktan sonraki yaşantıları kanser olmadan önceki yaşantısına göre daha işlevsel, daha mutlu birçok insanlarımız var. Kanser olduğunu öğrenen hastaların hayata bakış açıları değişiyor, daha bir olgun ve erdemli oluyorlar. Kanserli hastaların aileleri nasıl bir tutum sergilemeli? Eskiden ailede sessiz tutum egemendi. Bunu kırmak lazım. Hasta aileyi üzmek istemiyor, aile de hastayı üzmek istemiyor. Duygular içe atılabiliyor. İnsanlar hasta oldukları zaman hastalığın getirdiği öfke ve kızgınlığı yakınlarına aktarabiliyor. Sebep ne olursa olsun öfkenin bastırımı depresyona götürüyor. O sebeple kişinin kendine ve çevreye zarar vermeden öfkesini dışa vurması gerekiyor. Bu tür kanser hastalarını tedavi ederken biz onlara öfkelerini dışa vurmalarını istiyoruz ki depresyona girmesin. Böyle yapmazsa ilerde ikili ilişkilerde ruhsal çöküntüye neden olabiliyor. Eşi kanser olan birinin muhakkak bilinçlendirilmesi lazım, terapiler uygulanması lazım. PSİKO-ONKOLOJİ KONGRESİ ÜLKEMİZDE YAPILACAK Türkiye’de kanser psikiyatrisi ile ilgili bilim dalını kuran ve 20 yılı aşkın süredir kanserli hastaların yaşadığı psikiyatrik sorunlar üzerine bilimsel çalışmalar yürüten Prof. Dr. Sedat Özkan 13. Dünya Psiko-Onkoloji Kongresi’nin Başkanı olarak seçildi. 2011 yılında Antalya’da 16-20 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek kongre ile ilgili Prof. Özkan şunları söyledi; “Bunun 15 senelik bir geçmişi var. Bu bizim bilimsel araştırmalarımızı uluslar arası platformlara taşımamız sonucu gelişen bir süreçtir. En son 2009’da Viyana’ya ekibim ve devlet yetkilileriyle birlikte tam anlamıyla bir çıkarma yaptık. Tabi devletimizin desteği çok büyük oldu. Bu kongre ile birlikte birçok uzman hekim biraraya gelme fırsatı bulacak.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT