BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Adalet nasıl geciktirilmez?!

Adalet nasıl geciktirilmez?!

Bu sorunun cevabının hiç de kolay olmadığını bile bile sordum... İstanbul Hukuk Fakültesine öğrenci olarak girdiğim 1977 yılından beri, yargı sisteminin yapısı ve işleyişini hem hukukçu, hem de gazeteci sıfatıyla yakından izlemeye çalışıyorum.



Bu sorunun cevabının hiç de kolay olmadığını bile bile sordum... İstanbul Hukuk Fakültesine öğrenci olarak girdiğim 1977 yılından beri, yargı sisteminin yapısı ve işleyişini hem hukukçu, hem de gazeteci sıfatıyla yakından izlemeye çalışıyorum. Daha öncesini net olarak hatırlamıyorum ama, 1977 yılından beri Türkiye’de hakim ve savcı açığı, mahkeme sayısının azlığı ve adli sistemin yavaş işleyişi ve zaman zaman da böyle tıkanmasına dair haberlerin gündemden düşmediğini iyi biliyorum. Öyle ki, 1980’li, 90’lı yıllarda, pul parası olmadığı için mahkeme tebligatlarının yapılamadığı hatırlardadır. Unutanlar için de kayıtlardadır!.. Yani Adaletin gecikmesi, sadece dünün ve bugünün meselesi değil. Herhalde Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, devam eden bir sıkıntıdır. Aradaki fark dava dosyalarının sayısının kabarmasıdır. Bu memlekette mesela arazisi ile ilgili davanın 53 yıl boyunca (Dededen tevarüs eden, miras kalan bir dava idi. İ.K.) sonuçlanmaması sebebiyle intihar eden vatandaş haberi de medya arşivlerinde bulunabilir. Yani demem o ki, bu çok eski bir hikaye. Daha birkaç ay evvel, 28 senedir devam eden bir örgüt davası ancak sona ermişti... Son günlerde, Ceza Muhakemeleri Kanununun 102’nci maddesinin yürürlüğe girmesiyle birlikte, uzun zamandır tutuklu bulunan ve fakat cezası kesinleşmemiş bazı sanıkların (Burada sanık ifadesini kanun hükümlerine uymak için kullanıyorum. Zira içlerinden bazıları mahkumiyet almış, ancak henüz haklarındaki hüküm kesinleşmemiş...), üstelik mesela müebbet hapis cezası ile yargılanan Hizbullah adlı yasa dışı örgütün elebaşlarının tahliye edilmesi, toplumda infial uyandırdı. Yürütme ve Yargı makamları ile hukukçular arasında şiddetli tartışmalar yaşanıyor. Bazı medya organları da durumdan vazife çıkarıyor. Neymiş efendim bu düzenleme, Ergenekon sanıkları (Onlar sanık demiyor tabii, bilim adamları, gazeteciler ve aydınlar diye tesmiye ediyor!) için yapılmışmış. Taassup ve cehalet insanları işte bu hallere düşürüyor. CMK’nın çıkarıldığı tarih 2004 senesidir. Acaba o zaman Ergenekon diye bir dava var mıydı? Ama ‘Böyyüük Gazeteciler’ bu kadarcık inceliği bile fark edemiyor. Fırsattan istifade, hükümete giydirmeye çalışıyor. Böyle bodoslama yorumların, saptırmaların; kime, ne gibi faydası olabilir acaba? Sadede gelelim: Türkiye’de adli sistemin çok büyük problemleri var. Hali hazırda normal kadronun en az üçte bir oranında hakim ve savcı açığı var. Sadece Yargıtay’da bir milyon altı yüz bin dosyanın birikmiş olduğunu Yargıtay Başkanı söylüyor... Ülkemizde ilk derece mahkemelerinde görülen davaların neredeyse tamamının temyize gittiği, bu kararların yüzde doksanının temyizde bozulduğu gerçeğini dikkate aldığımızda, meselenin ne derece vahamet arz ettiğini derhal görürüz. İstinaf Mahkemelerinin (Bölge temyiz mahkemelerinin) devreye girmesi geciktikçe bu vahamet artacaktır. Tıkanmanın özü, kısaca kadro, bütçe ve prosedür meselesidir. Adli kolluğun olmayışı, dava dosyalarının tamamlanmasında büyük gecikmeye yol açmaktadır. Örgüt davalarının uzaması, dosya kapsamı; yani sanık ve olay sayısı itibariyle bir dereceye kadar anlaşılabilir. Ama bireysel suçlarla ilgili davaların, yıllarca, on yıllarca uzamasının izahı yoktur. Adaletin gecikmeden tecelli edebilmesi için, köklü bir reformun hayata geçirilmesi şart. Daha fazla gecikmeden tabii!..
Reklamı Geç
KAPAT