BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Aşısı olmayan hastalıklar

Aşısı olmayan hastalıklar

Teknoloji hayatımızı öyle kolaylaştırdı ki... Her şey çok rahat; ancak her gün yenisi çıkan ve ister istemez saatlerce meşgul olduğumuz ürünlerin, hayatımıza yeni problemler kattığı da bir gerçek. “Ego sörfü”, “blog ifşacılığı”, “Google takibi”, “siberhondrik” hastalıkları bunlardan sadece birkaçı...



> Sinem Bütün Günümüzde teknolojik ürünler işlerimizi kolaylaştırma, konforu artırma gibi özellikleriyle hayatımızın merkezinde yer alıyor. Bugün hangi kadın, çamaşır ya da bulaşık makinesinden vazgeçebilir? Hangi erkek, uydu kanalından, dünya kupalarını seyretmenin rahatlığını bir kenara bırakabilir? Koltuğumuzda oturarak birçok işimizi yapabiliyoruz. Kitap karıştırmaksızın ihtiyacımız olan tüm bilgileri bilgisayarımızdan rahatlıkla bulabiliyoruz. Görüşmelerimizi, nerede ve hangi şartlarda olursa olsun cep telefonumuzla halledebiliyoruz. Artık günlerce postacı yolu gözlemeye gerek yok, e-postayla anında haberleşebiliyoruz. Her şey çok rahat; ancak her gün yenisi çıkan ve ister istemez saatlerce meşgul olduğumuz teknolojik ürünlerin, hayatımıza yeni problemler kattığı da bir gerçek. Hatta bu ürünleri kullanmanın oluşturduğu rahatsızlıklara bir isim bile verilmiş: “Teknolojiye Bağlı Hastalıklar”. Yakın gelecekte hastanelerimizde bu isimde bölümlerin açılmasına hiç şaşırmamalıyız. DAVETİYE ÇIKARIYORUZ Bunlardan özellikle bilgisayarın uzun süre kullanımıyla göz, kol, boyun, bel, sırt hatta oturma pozisyonuna bağlı diz problemleri, adale spazmı gibi bedensel hastalıklara sahip olmanın yanı sıra çeşitli psikolojik rahatsızlıklara da “hoş geldin” diyoruz. İngiltere’nin saygın tıp dergisi The New Scientist’de yayımlanan bir haberde bilgisayar ve özellikle de internetin yol açtığı yeni ve ilginç hastalıklara yer verilmiş. Dergiye göre internet kullanıcılarını bekleyen hastalıklar şöyle belirtilmiş: Ego sörfü: Düzenli aralıklarla internette kendi ismini aratan ve hakkında internette ne gibi bilgilere ulaşıldığını kontrol eden kişilerin yakalandığı rahatsızlık. Blog ifşacılığı: Bilinmemesi ve yayılmaması gereken bilgileri çevrimiçi yayınlama merakı. Youtube-Narsizmi: Kendini tanıtmak için sürekli kendi videolarını internet sitelerinde yayınlama ya da yayınlatma isteği. Myspace Taklitçiliği: İnternette başka bir kişiliğe, başka bir role bürünme takıntısı. Google Takibi: Tüm yakınları ya da tanımadıkları kişiler hakkında internet üzerinden bilgi edinmeye çalışmak. Siberhondrik: En ufak bir hastalık belirtisinde, doktora gitmek yerine internetten tedavi yöntemleri arama. Photolurking: İnternette saatlerce başkalarının fotoğraf albümlerine bakma. Wikipedializm: Günün önemli bir kısmını internet ansiklopedisi Wikipedia’ya katkıda bulunmak, yazılar yazmak ve metinlerde tashih yapmaya harcamak. Cheesepodding: Kişinin zamanının büyük kısmını internetten şarkı indirmekle geçirmesi. Görüldüğü üzere teknolojin faydaları ve zararları, bu ürünlerden faydalanma durumumuza göre değişiyor. Milyarlarca renkli, trilyonlarca pikselli, silikon hardiskli diz üstü bir bilgisayarla hayatımızı kolaylaştırdığımızı düşünürken onun esiri olmamalıyız. Aksi takdirde; teknolojinin büyüsüne kapıldığımız anda kaybettiğimiz sağlığımızın, olmayan aşısını aramaya başlarız. PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” istiklalkarasu Toplu mesajla telefon rehberindeki 500 kişiyle birlikte benim de yeni yılımı kutlayan arkadaşım, teşekkür ederim çok özel hissettim kendimi. dikkatim 29 Aralık 2010. Dünyanın Yaprak Dökümü İşgalinden Kurtuluş Günü. Kutlu Olsun. ich “Yılbaşında n’apıyorsun?” diyenler ekibi 1 Ocak’tan sonra ‘Yılbaşında n’aptın?’ timine dönüştü. vogueman Yok 2011 geldi, yok efendim yeni yıl geldi. Bi nanenin geldiği yok yeğen. Gerçek olan şudur ki; ömründen 1 sene daha gitti. samihazinses “Seneye görüşürüz” diyen insanla tam 1 sene sonra görüşürüm, istisnasız. Prensiplerimden ödün vermem. nutellaliekmek Yabancı: “My name is Angela.” Acun Ilıcalı: “Burda olduğu için çok mutlu olduğunu ve melekleri çok sevdiğini söylüyor.” burak Topu topu 1 kitap Yaprak Dökümü’nü 5 yıl sürdüren mantık, 46 yıllık Kanuni saltanatı Muhteşem Yüzyıl uydurmacasını 500 yıl 7 neslimize seyrettirir. Dikkat! acimasiztweet Otobüse binince oraya mı buraya mı otursam derken, kendini en arkada ayakta bulan adamın gurur performansıyla Oscar’a aday film çekilir. resulertas Askerlikten kaçmak için yüksek yapayım derken profesör, yasak sitelere girebilmek için DNS ayarı yapayım derken hacker olana Türk denir. HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY -KÖPEKLER- > Dünyada yaklaşık 400 milyon, yani Türkiye nüfusunun 5 katı kadar köpek bulunuyor. > Bir köpeğin burnunda 220 milyon kadar koku hücresi bulunur. Bu sayı insanda 6 ila 10 milyon arasındadır. Köpeklerin aşırı hassas kulakları yaklaşık 90 metre ötedeki gürültüyü duyabilir; fakat bir insan 25 metreden sonraki sesleri duyamaz. > Güney Koreli bilim adamları, mor ötesi ışıkta parlayan kırmızı renkli bir genle 4 avcı köpek yavrusunu klonladı. (Her ne kadar köpeklerin karınlarında ve patilerinde kırmızı ışık görülebilse de parlamıyormuş.) Kaliforniya’daki bir klonlama şirketi ise “marketin çok küçük olduğunu”sebep göstererek kepenk kapattı. Fakat söylentilere göre başka sebepler de var: “Beklenmedik sonuçlar.” Şirketin siyah ve beyaz köpekten klonladığı köpek, açık yeşilimsi bir renkte çıkmış. Kepenk zorunlu kapatılmış da olabilir yani! PAYLAŞIM MERKEZİ chicken TRANSLATIONS (tavuk ÇEVİRMELER) * Topla gel abicim topla gel! Come with the ball brother come with the ball! * Onun gözlemelerine doyum olmaz! There is no saturation to her observations! * Kapıyı aralık bırak! Leave the door December. * Sıraya gir! Enter the desk. * Her işte bir hayır vardır! In every job there is a no. * Ölme eşeğim ölme! Don’t die my donkey, don’t die. * Eğri oturalım, doğru konuşalım! Let’s sit italic, let’s talk correct. * İçli köfte! Sensitive meat ball. YAZILI YOKLAMA * Soru: Hayalinizdeki okulu yazınız. Cevap: Her ders beden, okulun tamamı da spor salonu olsa. Kızlar için de kendi kendine dönen ipler olsa. * Soru: Marmara Bölgesi’nin coğrafi konumunu anlatınız. Cevap: Bölge hötrd ve benegramdan meydana gelir, bütün sinema artistleri de burada bulunur. * Soru: Türkiye’de hayvancılığı anlatınız. Cevap: Türkiye’de hayvan çok. Misal bizim sokakta kedi kaynıyor. GOOGLE ARENA arama motorlarına göre karşılaştırma Gül 11.4 milyon Tek taş 1.9 milyon Ben Ten 2.8 milyon Keloğlan 239 bin Sinema 18 milyon Tiyatro 5.8 milyon BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? * Amerika’da yaşayan “her tür” insan sayısından daha fazla, Çin’de yüksek IQ’ya sahip insan olduğunu biliyor muydunuz? SALİH UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Bu filmi görmüştüm ben Geçtiğimiz günlerde bir Hollywood filmi seyrettim. Filmde, kanlı bir cinayete şahit olan bir kişinin “tanık koruma programı”na alınması konu ediliyordu. Tanık koruma programlarına birçoğumuz sadece Hollywood filmlerinden aşinayız. Ama senaristlerin ağzının suyunu akıtan bu uygulama sadece beyaz perdeyle sınırlı değil. Yani aslında her devlet, suçların aydınlatılmasında yardımcı olan şahit ve ihbarcılar için özel koruma tedbirleri uyguluyor. Mesela, öncelikle ifadesine başvurulan kişilerin geçmişle ilgili tüm kayıtları silinerek yepyeni bir hayata başlamaları sağlanıyor. Fiziki görünümlerinde değişiklik yapılıyor. Önceki görüntülerine bağlı olarak kimi zaman sakal bıraktırılıyor, kimi zaman sakalları kesiliyor veya saç ektiriliyor. Hatta çoğu zaman estetik cerrahi yöntemlerine başvurularak yüzlerinin kesinlikle tanınmaması sağlanıyor. Bir de önceki hayat tarzından vazgeçmesi gerekiyor programa katılanların. Giyim kuşamından günlük alışkanlıklarına kadar, hatta bazen konuştuğu dile kadar birçok şey değişmek zorunda kalıyor. Aile fertleri dâhil geçmişindeki kişilerle görüşmesi yasaklanıyor. Tabii bu kadar tedbirden sonra, yeni kimliğine tutunmaya çalışan kişilerin birçoğu ya psikolojik tedavi görmeye başlıyor ya da intihar ediyor. Filmde, işte bu şekilde kendinden ve geçmişinden koparılan ve sonunda akıl hastanesine düşen bir adamın dramatik hikâyesi anlatılıyordu. Neyse, film bitti... Akan jenerikle tabakta kalan son cips parçasını ağzımda kıtırdatırken bir şey fark ettim. Filmin senaryosuyla, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşananlar arasında müthiş bir benzerlik vardı. Ülkemiz resmen tanık koruma programına alınmış gibiydi. Filmdeki başrol oyuncusunun içine düştüğü bunalım, Türkiye coğrafyasında yaşananların birebir kopyasıydı sanki. “Acaba Türkiye nasıl bir cinayete veya suça şahit oldu ki böyle bir programa ihtiyaç duyuldu?” diye düşündüm. Sonra “Filmdeki adam, geçmişinden koparılınca akıl hastanesine düştü. Peki, benzer bir geçmişe sahip Türk milleti olarak acaba biz şu anda neredeyiz?” diye sordum kendi kendime. Cevap, birkaç saat sonra televizyonda açtığım ilk kanaldan geldi. “Yemekteyiz!” Gerçekten de Türk milleti olarak bu tür konulara fazla kafa yormayalım diye yapılan bütün numaraları yemekteyiz! Hepimize afiyet olsun!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT