BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > On parmağında on marifet: Cemil Bilgiç

On parmağında on marifet: Cemil Bilgiç

Cemil Bilgiç Abi, bir koltuğa iki karpuz, bir ömre on meslek sığdıranlardandı... Tekstil, iktisat, resim, grafik, baskı, montaj, hatta meşrubat...



BİLGİÇ DEĞİL Cemil abi bir koltuğa iki karpuz, bir ömre on meslek sığdırdı... Tekstil, iktisat, resim, grafik, baskı, montaj, pikaj, hat, hatta meşrubat. BİLGEYDİ Gazetecilik sıkıntılı iştir, insanı dert sahibi yapar. Cemil abi rahmetli müsekkin gibiydi, ekibi rahatlatır, kimsede gam kasavet koymaz. Cemil insan 3 yıl evvel bugün kaybettiğimiz Hattat Cemil?ağabeyimiz adı gibi cemil (güzel) insandı. Kesif işine, yorucu mesaisine rağmen sanatından kopmadı. Fırsatını buldu mu takımlarını yayar, yazar da yazar... Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, hilyeler, esma-i hüsnalar... Kamışı gıcırdata gıcırdata çeker, gözlerini kısıp şöyle bir bakar. “Abovvv” dediyse içine sinmiştir, “amanin” dediyse “ı ıh” sil baştan. Yakını ölenler gider kapısını çalarlar, gece yarısı da olsa hokkasını çıkarır, geleni asla kırmaz. Deseler ki bin mezar taşında emeği var,?yalan olmaz. Rahmetli Cemil ağabeyi en iyi kim anlatır? Bütün parmaklar aynı adresi gösteriyor “Adnan Uncuoğlu”. Sağolsun Adnan ağabey bizi kırmıyor, alıp yıllar öncesine götürüyor: Biz Nevşehirliyiz. Cemil abi çocukluk arkadaşımdır, kiracımızdı hatta. Yaşça benden büyüktü, “Ressam Cemil” derdik ona. Liseden sonra bir süre çalıştı, Ankara İTB Akademisini kazanınca bir baktım Cemil Abi de bizim sınıfta. Dört yıl kardeş gibi olduk, ayrı su geçmedi boğazımızdan. Cemil Abi ufak tefektir ama tuttuğunu koparır, bilek güreşinde pehlivanları bile yıkar. Şakacıdır, ona buna takılır, etrafına neşe saçar... Babası vefat edince muhasebe yapmış olmalı, bir gün geldi “böyle olmıycak anasını satiiim. Ben namaza başlicam!” Başladı da. Biz de katıldık, üç-dört arkadaş oluyoruz cemaatte. Bir şey bildiğimiz yok ama. Hocalara gidiyoruz cevap alamıyoruz sorularımıza. Bu arada Doğuda medreseler var diye duyuyoruz. Ne etsek?danışsak mı acaba? Neyse mektep bitti. Askere aldılar. O topçu oldu Polatlı’ya, beni yolladılar Mamak Muhabere Okuluna. Vakit geldi kura çekeceğiz. İstiyoruz ki aynı yere düşelim. Cumartesi elimi torbaya attım “Erzurum!” Pazar Kurtuluş Tren İstasyonu önünde buluşacağız, benzincinin orada... Uzaktan Cemil ağabeyi gördüm, bağırdım “Nereee?” -Erzuruuum! Ben böyle bir sevinci az yaşamışımdır. Kapıya yürümedim bile duvarın üzerinden?atladım. Cemil ağabey şaşkın “Abovvv uçtu yavvv!” Sarıldık, kucaklaştık, ne mutluluk ama... Beş on gün mehil müddeti bitti, bindik trene. Tıkır tıkır gidiyoruz Doğu Anadolu’ya. ARAYAN BULUR O şehrin içinde başladı, ben Dumlu’da. Hafta sonları buluşuyor, gezip tozuyoruz. Kafamıza göre takılınca hem namaz, hem sinema. Bu işte bir terslik var ama... Askerlik bitti bitiyor bir gün Cemil Abi “Peki gozüm şimdi n’olacah?” dedi, “Gidecez, evlencez, çoluk çocuğa karışacaz. Halbuki dinimizi bilmiyoruz daha.” -İzinlerimizi Ramazan-ı şerifte kullanalım mı? -Kullanalım anasını satiim -Cami cami dolaşalım mı? -Dolaşalım anasını satiiim. Kararlaştırdığımız gibi yaptık... Gel?gelelim umduğumuzu bulamadık. Tamam hocalar malumatlı da, senkron tutmayınca... Bir gün geldi “Yaa Adnan” dedi, “bizim bölükte biri var, ilmihal tavsiye etti bana.” - İlmihal ney lan? - Ya ne biliim bi kitap herhal. Doktorlar, avukatlar ney elinden bırakamıyormuş, yani o kadar. - Oolum git işine, bu zamanda tahsilliden Müslüman mı çıkar? - Yine de bi baksak? - Bakalım, tamam. Vermek istemese istek vermez, adım gibi inanıyorum Cenab-ı Hakk bize güzel kapılar açacak! Alev alev yanıyoruz zira... İSLAMIN HİZMETKÂRI Hiç unutmam o gün Selahaddin Eyyubi’nin filminden çıkmış, ilmihal alacağımız adrese gelmişiz. Gürcükapı’da bir yedek parçacı, adı da Selahaddin işe bak! Girdik içeri çay içiyorlar, bizim de elimize bardakları tutuşturdular. İlk intibam şu ki, kaliteli insanlar, mesela Doktor Suat Selçuk vardı aralarında, Mehmet Çetin yedek subaydı daha. Rahmetli Mehmet Gündoğan. Sonra Oltulu bir hoca efendi hatırlıyorum adı Mazhar! Hepsi kendini tanıtıyor doktor, müftü, subay... Az evvel seyrettiğimiz filmde bir sahne var. Avrupalı kumandanlar unvanlarını sayıyorlar. “Bennn! Falan oğlu filan feşmekan!” Selahaddin Eyyubi ise elini göğsüne koyup hafifçe mırıldanıyor “İslamın hizmetkârı Selahaddin!” Cemil Ağabey de elini göğsüne koydu “İslamın hizmetkârı Cemil” dedi mırıldanırcasına. Kapının arkasında garip biri oturuyor. Sıra ona geldi. “Bendeniz abd-i aciz Üsteğmen Ziya!” Halbuki subay kısmı havalı olur, adamı çarpar valla. Kısa ama feyzli bir sohbet oldu, anladık ki sorularımızın cevabı burada! Çıktık, Cemil Abi “oolum” dedi, “şu kolumu çimdir hele, bunlar insan mıydı, melaike arasına mı düştük yoksa?” O gün bir ilmihal aldım (968 baskı, birinci hamur deri cildli), sonra bir daha aldım, sonra bir daha...?Kışlaya götürüyor subaylara astsubaylara veriyorum, para önemli değil maaşı alınca. Sanıyorum ki herkes benim gibi yanıyor... Bir gün Yüzbaşımız (Avni Bey) ilmihali gördü masamda. “Haaa” dedi, “bunu biliyorum. Yazarı Kuleli’de hocamızdı. Tam bir İstanbul beyefendisi, nasıl mütebessim, nasıl mütevazı...” İçim ılıcık oldu, kitabı?bastım bağrıma. KESİŞEN YOLLAR Ve tezkere günü yaklaştı, geldik mi kavşağa? Babam altyapıyı hazırlamış, Nevşehir’de toptancılık yapacağız güya. O gün otel odasında oturduk. “Bak Cemil Abi” dedim, “ben davul çalsa oynarım, kürsü dibinde ağlarım. Kimle berabersem uyarım ona. Kararımı verdim memlekete gitmeyeceğim, dalmayacağım dünyaya.” İstanbul’a yerleşmeyi koymuşum kafama... Onun öyle bir şansı yoktu, memurdu zira. İlerleyen yıllarda ben gazetemize başladım o bürokraside yükseldi. Sümerbank Erzincan Te-sislerinin Müdürü oldu bir ara. Derken iktidar değişti, aldılar mı kızağa. O çalışkan adam kalakaldı boşta... O sıralar gazetenin pikaj montaj servisine eleman lazım. Tam onun işi, renk, desen, çizgi, fotoğraf... Gel de diyemiyorum, 4-5 yılı kalmış şurada. Süper emekli olacak, yüklü ikramiye alacak. Cemil Abi bir gün “anasını satiim” dedi “dünya beni sevmedi, ben bu dünyayı ne sevecem yaa!” Verdi kararını “İstifa!” Gemi yakmak kolay mı? Kaldı ki onunki gemi de değil donanma! Bir süre piyasada çalıştı, Babıali’nin ünlü ustaları ile tanıştı ve işi kaptı. Hattat Hamid’in derslerine devam edip icazet aldı bu arada. Gerisini biliyorsunuz işte... Onca ansiklopedi, takvim, ilave, kitap ve onlarca çırak... Bazen bakardım da... Sanki her ilin, ilçenin en temiz gençlerini seçip toplamışlar. Sanırsın mıknatıs dolandırmışlar ortada... Adnan Uncuoğlu. PEKİ DE KAZAN Cemil Abi bize sayfa tasarımı, renk dağılımı ve grafik üzerine çok şey kazandırdı. Baktı elim yatkın, bileklerim yumuşak hat dersi vermeye de kalktı. Küçük Ayasofya’dan kamış ve mürekkep aldırdı hatta. O zaman gençlik var, “sonra yaparız” dedik, kaytardık. Beni defalarca kenara çekti “Bak Yusuf” dedi, “Belki farkında değilsin ama bu işe kaabiliyetin var. Hat çalışmak istersen emrindeyim unutma!” Şimdi “keşke” diye dövünmenin manası yok, erteleyen zarar ediyor. Yusuf Hebu YAZIYOOO Gazetemizin renkli baskısı yeni çıkmış, tiraj 20 bin yok daha. Nasıl heyecanlıyız anlatamam. Rahmetli her akşam 100 gazete ile gelir. Çeliktepe, Gültepe’ye gideriz satmaya. O sağdan dalar, ben soldan, derede buluşuruz, Albayrak garajının oralarda... Spor akademisinden yeni mezun olmuşum. 4 yüz metrede derecelerim var, gülle halter vız geliyor. Kumaş topları 100 okka, savurup atıyorum kamyona... Bir berber var, kara kuru bir oğlan, her gün sövüyor... İstisnasız her gün ama... Tutsam tek elle kaldırıp tokatlarım havada. Sinirden köpürüyorum, elimde gazete olmayacak var ya!.. Cemil abi, fark etmiş... “Aman ha gozüm” dedi, “sabr! Zaten işin ecri de orada!” Kotçu Mahmud GEL DE ÖZLEME Bölge ilaveleri yaptığımız yıllar, Çiçek eki?bir yandan. Nasıl koşturuyoruz, gözümüzü kırpmadan... Allah Rahmet eylesin Cemil Abi çok sıkı çalışır, iyi de gaz verir adama. Kendisi mukavimdir, kafasını avucuna dayayıp iki dakika dalsa tamam. Hiç unutmam, bir bayram öncesi dört gün masa başında kalmışız. Fasılasız 90 saat. Bayram sabahı işleri bitirdik, “ohh” dedik sonunda... Cemil ağabey bize işkembe ısmarlayacak, ünlü bir çorbacı var Cağaloğlu’nda. Feyyaz Ağaoğlu ve Hüseyin Cingöz’le yola çıktık. Ben arka koltukta sızmış kalmışım. Top atsalar duymuyorum... Alıp eve getirmişler. Hanım camdan bi bakıyor, kollarımdan bacaklarımdan tutmuş taşıyorlar. “Gitti adam gittiii!” Başlıyor mu feryada. Neyse Cemil Abi teskin ediyor. “Yenge bir şeyciği yoh, merah itme” diyor, “sen yastık, battaniye getir tamam, korkma birazdan ayar.” Ne kadar uyudum bilmiyorum. Birazdan aymadığım kesin ama... Cemil Abi gibi amirin olsun iş vız gelir insana. Samimiyet onda, muhabbet onda, fedakarlık onda... Zor zahmetli ama güzel günlermiş, inanın tütüyor burnumda. Mustafa Asım Gök AMAN DİYİM GUZUM! Gazete ofsete henüz geçmiş, beni pikaj-montaj servisine aldılar. Önce çay demleyip, temizlik yapacaksın, gözünü dört açacak, işi kapacaksın... Rahmetli Cemil ağabey elemanını çok hoş tutar “Guzum hele bi çay getir baham. Bir de bisküvi kap gel. Potü bol (pötibör) ossun ha!” Yiyeceğinden değil ikram edecek bana... Oturtur, hatıralarını, tecrübelerini anlatır adam yerine koyar. Halbuki sıradan bir odacıyım daha... Onun sayesinde elime kretuar aldım. Mum makinesini, karanlık odayı, letraseti, tramı hep o öğretti bana. Bir gece kaynar çaydanlıkla merdivenden iniyorum, ayağım kaymaz mı? Haşlak su üstüme döküldü, bağırdığımı hatırlıyorum “Yandım anam!”. Cemil ağabey koşup geldi, arabasına attı, o hastane senin bu hastane benim. Samatya’da muhatap bulduk sonunda. Gecenin bir vakti tedavimi yaptırdı, evime bıraktı. Giderken, “Anam diyim guzum, eyileşmeden gelim dime bah” dese de... Ertesi sabah soluğu gazetemde aldım. Ondan öyle görmüştük zira... Hanefi Söztutan SANATKÂRMIŞ HA! Son yılıydı rahmetlinin “Ya Sırrı” diye takıldı, “bende bi unutkanlık başladı, sana mı dönüyom yoksa?” Meğer boyun damarları tıkalıymış, gelip gelip gidiyormuş hafıza.?Son günlerinde zihni iyice bulanıyor. Mazi flu ama renkten çizgiden anlıyor hâlâ... Bir gün kendi resimlerini görüyor duvarda... “Yapan da sanatkârmış ha” diyor “baksanıza şu uyuma!” M. Sırrı Önür NÖĞRÜYON HEMŞERİM? Cemil Abi süzme Nevşehirliydi. Fıstık yeşili bir Murat’ı vardı, 50 plaka... Arabayı o gün Feyyaz ağabeye verdi, çevirmede bir trafik polisi laf attı “Hemşerim nöğrüyon?” -Nöödek? Cemil abi “olur mu hiç” diye ayaklandı, “nöğerek” diyecektin ona! * * * Ansiklopedi çıkarıyoruz. Yazılar hep son anda verilir, matbaa kalıp bekler, yumurta kapıda! Cemil Abi rahat görünür, bizi sakinleştirir, iş yetişir ama hep ucu ucuna.... Bazen gelir “gozüm bişşeycik yok, aha şunnarı fotoğraflıycan tamam. Bah böğün seni erkenden yollıycam ha!” Yaa pek kolay, bi kere forma okunacak... 24 Sayfa! Arşivde yüz binlerce opak var, milyonlarca dia... Zarflar taranacak, tek tek bakılacak, yakışan ayrılacak... Resim altları yazılacak, fihristi çıkacak. Bir bakarsın sabah ezanları okunmakta... Aylar olmuş çocuğumu görmemişim, karşılaşınca annesine sokuluyor, “kim bu” diye soruyor korka korka... * * * Cemil Ağabey hem iyi çalıştırır, hem de elemanını kollar, bizzat arabasıyla bırakır evine kadar... Eğer işler rast gittiyse neşelenir, camı açıp bağırır “Sarayak sarayak sarayak!” (Siz anladınız onu... Aksaray, Aksaray!) Keyflenince daldan dala atlar, “Hasip Hasip kime nasip” diye takılır bana. * * * Kendisi anlatmıştı: Hattat Hamid’e ilk yazdığı ödevi gösteriyor. Üstadın gözleri faltaşı, hayretle mırıldanıyor “Maşaallah! Maşaallah!” İçinden “herhalde oldum” diye düşünüyor, hani methiye yağdırdığına bakılırsa... Ustasının gönlünü almak için “hocam” diyor, “varsa hatalarımı da gösterebilirsiniz. Darılmam, kırılmam!” -Hangisini göstereyim evladım külli hata. Bu kadar yanlışı bir levhaya nasıl sığdırabildin? Şaştım valla!?A. Hasip Barış
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT