BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye ve İslam Dünyası

Türkiye ve İslam Dünyası

Türkiye ile İslam ülkelerinin ilişkilerinin artması bazı ülkeler ve küresel güçleri rahatsız ediyor. Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleri ile arasındaki vizeleri kaldırması, petrol ve doğalgaz zengini Orta Doğu ülkeleri ile Türkiye’nin ticaret hacminin artması bu ülkelerle ticaret yapan ABD ve batı dünyasının tedirgin olmasına yol açıyor.



Türkiye ile İslam ülkelerinin ilişkilerinin artması bazı ülkeler ve küresel güçleri rahatsız ediyor. Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleri ile arasındaki vizeleri kaldırması, petrol ve doğalgaz zengini Orta Doğu ülkeleri ile Türkiye’nin ticaret hacminin artması bu ülkelerle ticaret yapan ABD ve batı dünyasının tedirgin olmasına yol açıyor. Zengin Arap ülkelerinin ekonomik verilerini incelediğinizde bu ülkelerdeki pastadan en büyük payı ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa ve Almanya’nın aldığını görürsünüz. Son yıllarda Gül ve Erdoğan ikilisinin ısrarlı takibi ve Türkiye’nin çevresi ile ‘sıfır sorun politikası’ sonucunda Türkiye de petrol ve doğalgaz gelirlerinden oluşan pastadan pay almaya ve her geçen gün bu payı artırmaya başladı. Hükümet’in ısrarlı çabası; İslam ve Arap dünyasına Türkiye’nin bakışı ile ilgili olumlu değişimin yaşanması, Türkiye’nin küresel ve bölgesel sorunlara olan ilgisinin ve etkisinin artması Türk-Arap halkları arasındaki ilişkiyi geliştirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “atalarımız gibi vizesiz dolaşacağız” tespiti önemlidir. İslam dünyası özellikle ekonomide iş birliği yapmak durumundadır. Bugüne kadar bu iş birliği çeşitli yöntemlerle engellendi. Bu ülkeler arasına nifak sokuldu. Çok sistemli bir çalışma ile İslam ülkeleri birbirine soğuk ve uzak tutuldu. Bu işe ömrünü veren ajanları, siyaset bilimcileri tarih yazdı. İşin kötü tarafı; bu karıştırıcılar İslam ülkelerinde de kendilerine bilerek veya bilmeyerek yardım eden gönüllü çevreler de buldular. Örneğin Türkiye’de bundan 10 yıl önce Arap sermayesine, Arap turiste bakışla bugünkü bakışı kıyaslayın. 10 yıl önce Türkiye’nin İslam dünyası ve Orta Doğu’nun sorunlarına bakışı ile bugünkü bakışı ve ilgiyi karşılaştırırsanız ne demek istediğimi gayet iyi anlarsınız. Elin Amerikalısı, İngilizi kilometrelerce uzaktan gelip hiçbir ortak geçmişi ve bağı olmayan Araplarla ticaret yaptı. Arap sermayesini Londra’ya, Newyork’a, Zurih’e akıttı. Biz de dibimizdeki bu imkanlara sırtımızı dönüp borç alabilmek için IMF’nin kapısında sıraya girdik, el-avuç açtık. Sarkozy, Merkel, Suudi Kralı’nın ayağına gitti. Pastadan pay almak için Kaddafi’nin çadırını Paris’in göbeğine kurduranlar, biz benzer bir yönelmeye girince “Türkiye batıdan kopuyor, doğuya kayıyor” propagandasını fırına verdiler. Ülkemizde misafir konumundaki Suudi Kralı’nı kaldığı otelde ziyaret ettiği için Başbakan ve Cumhurbaşkanına ne tepkiler gösterildi. İstanbul’da yatırım yapmak isteyen Arap iş adamlarını geldiklerine pişman ettik. Hatırlayın İETT arazisinde yatırım yapmak isteyen Arap sermayesine basınımızın reva gördüğü başlıkları. İslam dünyasının ve Arap aleminin bölgesel bir güç haline gelen Türkiye’den birçok beklentisi var. Başbakan Tayyip Erdoğan, İslam ülkeleri halklarının çok beğendiği ve saygı duyduğu bir fenomen. Sayın Erdoğan bu beğeniyi ülkesi için fırsata çevirmeye çalışıyor. Türkiye’nin Araplarla ilişkisini geliştirmesinin önünde bizim açımızdan bir engel yok. Tek engel, bu coğrafyayı tek başına yönetmek ve bu coğrafyanın imkanlarını tek başına kullanmak isteyen ülkelerin çıkaracağı engellerdir. Türkiye, İslam ülkelerinin inşaat, havacılık, altyapı, otomotiv, hizmet, turizm, gıda gibi ihtiyaçlarını karşılamalı, buna karşılık bu coğrafyadan ülkemizin doğalgaz, petrol ve yatırım sermayesi ihtiyacını gidermelidir. Bu ilişki Türkiye-AB ilişkisinin yerine geçmez.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT