BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mekke-i Mükerreme’nin Fethi -1-

Mekke-i Mükerreme’nin Fethi -1-

Sevgili Peygamberimiz, Mekke’deki hemşehrilerine, senelerce hakkı, hakîkati teblîğ etmiştir. Ama nasîpli olan az bir grup dışında, diğer insanlar îmânla şereflenememişlerdir...



Ocak başındaki makâlelerimizde “Yılbaşı”ndan bahsettiğimiz için, çok önemli bir konu, bu haftaya kaldı. Malûm olduğu üzere, 1 Ocak 630 târihinde “Mekke-i Mükerreme’nin Fethi”, “İslâm Târihi”nin en önemli kilometre taşlarından biridir. Şüphe yok ki, Peygamber Efendimizin dünyâyı teşrîfi, kendilerine Peygamberliğinin bildirilmesi, Mekke-i mükerreme’den Medîne-i münevvere’ye hicreti, orada İslâm Devleti’ni kurması, diğer zaferlerinin yanında, “Mekke-i Mükerreme’yi Fethi” dünyânın en mühim dönüm noktalarındandır. “Mekke-i Mükerreme’nin Fethi”, Kur’ân-ı kerîmde, “Feth-i mübîn” adıyla müjdelenmekte [Fetih Sûresi, 1-7], Peygamberimize en son gelen sûre olan “en-Nasr sûresi”nde de zikri geçmektedir. 20-23 (Yirmi-yirmi üç) sene gibi çok kısa bir zamanda, Arabistân halkını, dünyâda bir benzeri görülmemiş üstünlüklere, yüksekliklere ve medeniyete kavuşturan İslâmiyet, 30 (otuz) sene gibi çok kısa bir zamanda da Mezopotamya, Îrân ve Hindistân içlerine, Anadolu’ya, Mısır ve Kuzey Afrika’ya, Kıbrıs’a kadar yayılarak büyük İslâm devletlerinin kurulmasına sebep olmuştur. Aslında yarım asır, devletler târihinde çok kısa bir dönem sayılır... SAÂDET YOLLARI GÖSTERİLMİŞTİR Cenâb-ı Hak, bütün “Peygamberler”i vâsıtasıyla, insanlara saâdet yollarını göstermiş, iyi ve güzel, kötü ve çirkin her şeyi öğretmiştir. Bu Peygamberleriyle, onlara dünyâda ve âhirette râhat etmeleri, huzûr içerisinde, iyi bir şekilde yaşamaları için, emirlerini ve yasaklarını, ya’nî ne yapmaları ve nelerden sakınmaları lâzım olduğunu açıklamıştır. Sevgili Peygamberimiz, Mekke’deki hemşehrilerine, senelerce hakkı, hakîkati teblîğ etmiştir. Ama nasîpli olan az bir grup dışında, diğer insanlar îmânla şereflenememişlerdir. Hâlbuki bu Peygamberlerin hepsinin hedefi, insanların dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamaları, âhirette de ebedî saâdete kavuşmalarıdır. Peygamberlerin vârisleri olan İslâm âlimleri ve Evliyâ-yı kirâm da, hep gıdâ gibi, bütün insanlara lâzım olan iyi fertler, iyi âileler ve iyi cemiyetler teşkîl etmek için uğraşmışlardır. Gelmiş-geçmiş bulunan bütün Peygamberlerin getirdikleri ahkâm-ı dîniyyede dînin, nefsin (cânın), aklın, neslin (ırzın, nâmûsun), mâlın ve benzeri değerlerin korunması öngörülmüştür. Allahü teâlâ ve Peygamberleri, emir ve yasaklarında, bunları koruma altına almışlardır. Hâlbuki bugün bütün dünyâda, bu sayılanlar da dâhil olmak üzere, bütün insan hakları ciddî bir şekilde ihlâl edilmektedir. Mukaddes dînimizde adam öldürmek, yaralamak, malını almak, çalmak şöyle dursun, kalp kırmak bile büyük günâhlardandır. Mekke-i mükerreme’nin fethi münâsebetiyle, târihte Müslümânların, düşmânlarına bile nasıl müsâmahalı, hoşgörülü davrandıklarını, onları nasıl affettiklerini, bütün mahlûkâta karşı nasıl engin bir şefkat ve merhamet sâhibi olduklarını bütün insanlık görmüştür. [İstanbul’un fethi’nde de, bu yüksek ahlâk sergilenmiştir.] Ama kâfirlerin bazı beldeleri işgâl ettiklerinde, nasıl davrandıklarına da bütün beşeriyet şâhit olmuştur. [Haçlıların Kudüs’ü işgali, Hülâgü’nin Bağdâd’ı işgâli, Komünistlerin Rusya’da yaptıkları ihtilâl sırasında, Saint Bartelmy katliâmında neler yapıldığı herkesçe ma’lûmdur.] Peygamberimizin hem Mekke’de, hem de Medîne’de yapmak istediği şey, kardeşliği sağlamak içindi. Birbirlerine bir asırdan fazla [120 yıl] düşmân olan Evs ve Hazreç kabîleleri, îmânla şereflenince, ana-baba bir kardeşten de ileri olmadılar mı? KULLARDAN İSTENEN NEDİR? Netîce olarak söylemek gerekirse, Allahü teâlâ, bütün kullarının, verdiği ni’metlere şükretmelerini, güzel ahlâka sâhip olmalarını, îmân etmelerini, ibâdet yapmalarını, kendi aralarında kardeşçe yaşamalarını, sevişmelerini, birbirlerine yardımcı olmalarını istemiş ve bunları emretmiştir. İnanan insanların da kardeş olduklarını i’lân etmiştir. Bilindiği üzere, eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de âilesine, milletine, memleketine, vatanına ve devletine, tüm Müslümânlara, hattâ bütün insanlığa faydalı birer unsur meydâna getirmektir. Bu da, iyi bir eğitim ile mümkün olabilir. İşte bu güzel ülkenin resmî-sivil bütün müesseselerinin ve tüm vatandaşlarının ana hedefi bu olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT