BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diğerine saygılı yaşama kültürü

Diğerine saygılı yaşama kültürü

Tunus, Fas bunlar Fransa’nın eksiksiz şekilde güdümünde olan devletler.



Tunus, Fas bunlar Fransa’nın eksiksiz şekilde güdümünde olan devletler. Buna rağmen halk değerleriyle barışık olduğu için ihtilal patlak verdi. 23 yıldır sözde seçimle Tunus’un başında olan Zeynelabidin bin Ali, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Devrik Cumhurbaşkanı havada kendine gidecek yer ararken Tunuslular, Türkiye Büyükelçiliği önünde Türkiye lehine sevgi gösterileri yapıyordu... Peki aynı saatlerde Türkiye’de ne yapılıyordu? Heykel, içki ve dizi kavgası. Dışarıdan alkış alırken içeride bir kısmımız diğerimize öfke salvoları göndermekteydik. Bir heykel, izinsiz olarak sit alanı üzerine yapılmış. O heykel aynı zamanda Seyyid Ebül Hasan Harkani Külliyesini gölgelemekte. Üstelik hiçbir cazip, insana sıcak gelen tarafı yok... Aslında bu yeni bir sayfa değil. Bizim kavgalar tarihimizin bir de heykeller sayfası vardır. Klasik geçmişimizde resim ve heykel yoktu. Bu sebeple hat, tezhib, minyatür ve mimari büyük bir maharetle gelişmiş, dünyayı aşan san’atkârlar yetiştirmişiz. Belki heykel izni olsaydı ‘Heykeltıraş Sinan’ diye biri yaşamış olacak, gördüğümüz şu devasa Sinan eserleri de verilmemiş olacaktı. İlk yağlıboya resmi II. Mahmud’la tanıdık. İlk heykel de Sultan Abdülaziz’i at üzerinde tasvir eden çalışmadır. Oldum olası bizim insanımız, sokak, mektep aile çatışması yaşamıştır. Evde yasak denilen, okulda övülmüş, okulda övülen evde yerilmiştir. Yeni zamanlarla yüz yüze gelen İslam toplumunun meseleleri vardır. Karşı duruş, karşı fikir üretme ve mevcut paradigmaları savunma ihtiyaçları inkâr edilemez. Heykel çığırının ilki 1926 tarihlidir. Bu tarihte Avusturya’da Gazi’nin bir heykeli dökülmüş ve Sarayburnu’na dikilmiştir. Sonraki zamanlarda ise eski antik çağ heykelleriyle hiçbir estetik rekabeti olmayan heykeller enflasyonu yaşanacaktır. İsmet İnönü 1940’larda işbaşına gelince O da heykellerini diktirmeye başladı. Özünde rekabet hissi de taşıyan bu uygulama devrin matbuatında hicivlerle eleştirildi. İlk heykele saldırı olayları ise DP iktidarının başlangıcındadır. 30 sene sonraki Aczmendiler misali birdenbire türemiş bazı garip adamlar, şurada-burada heykel kırıyorlardı. Bu eylemlerle iktidar yıpratılmak isteniyordu. Böylece kanun mevzuatında koruyucu maddeler doğdu. 1970’li yıllarımız da şiddetli heykel tartışmalarına sahne olmuştu. Cumhuriyetin 50. yılında Karaköy Meydanına bir çıplak kadın heykeli musallat edildi. En az 15 yıl zamanı insafsızca harcayan bir kavgaya şahit olduk. O heykel sonra bir parkın bir köşesine götürüldü. 1990’larda yine heykel kavgası vardır. Ankara’da şiddetli bir Hitit heykeli münakaşaları yaşandı. Ankara’nın amblemi değişti. Araya idare mahkemeleri girdi vs. 2000’ler heykel tartışması da şimdi başladı. Başbakan’ın Kars’taki konuşması bir istismar malzemesi oldu. Sayın Erdoğan, ‘estetik güzellikten mahrum bir heykel!’ demedi. Kestirmeden ‘ucube’ dedi. Halbuki, Başbakan, aynı gün Sarıkamış’ta buzdan şehit heykellerinin açılışını da yapmıştı. Demokrasinin olmazsa olmaz ilkesi herkesin diğerine saygılı olmasıdır. Alkol alan kendisi bilir. Fakat camiye bitişik bakkalda içki satılamamalı. Ergin olmayan genç şişe taşıyıcı olmamalı. Dizi, bugüne dek kim ne demiş dizilere? Ama o dizi yapımcıları da bu milletin dinine, tarihine, büyüklerine hürmetkâr olmalı. Heykel istediği kadar çirkin olsun. Talip olanlar var. Buyursun diledikleri bahçelerine diksinler. Zaman onları zaten bitirir. Ama Anıtlar Kurulu’nun yıkılsın dediği, tarihin gözüne sokuluyorsa orada huzursuzluk çıkar. Sanat, ideolojiyi kusar. Sanata ideoloji karışırsa peşinden kavga gelir. Bu ve bitmeyen diğer tartışmalara rağmen dışarıda bu sevgi, içeride bu kalkınma başarısı. Ya bir de kavga olmasa! Ya bir de barışık yaşamayı bilsek! Ya bir de saygıda kusur etmesek! Kim bilir o zaman hangi zaferlere imza atarız?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT