BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rengârenk karanlıklar...

Rengârenk karanlıklar...

Hiçbir rengin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Güneş, yedi rengini vermeye çalışsa da üstümüze, karanlığı yaşamaya alışmışız. Hiçbir renk yoktur. Bütün renkler karadır.



Hiçbir rengin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Güneş, yedi rengini vermeye çalışsa da üstümüze, karanlığı yaşamaya alışmışız. Hiçbir renk yoktur. Bütün renkler karadır. Güneş yetmez cisimlerin üzerindeki renkleri ortaya çıkarmaya. Çünkü, karanlığı yaşıyoruz. Rengarenk karanlığı yaşamak. Karanlıkta renk çümbüşü. Renklere özlem duyup, rengarenk hayatı seyretmek. Tek renk giyinip tek renk düşünmek, tek renk hissetmek. Tek frekanstan müzik, tek tip hayat... GÖKKUŞAĞININ ALTINDA Karnı acıkmış bir canlının önüne bütün yiyecekleri koyup cam bir fanusla kilitlemek. Efsanedeki adam gibi. Suya hasretle dizlerine kadar içinde bulunduğu berrak pınardan su içmek için eğildiğinde suların çekilmesi, hemen başının üstünde bulunan envai çeşit meyvelerden almak için uzandığında ağaçların uzaması. Canlılar karanlığı yaşamaktadır. Ama gökkuşağının altında. Gökkuşağına ulaşamadığın gibi renklere de ulaşamazsın. Altından geçtiğinde bütün hayallerinin gerçek olacağını sanır ve çabalarsın. Ama ne gökkuşağına ulaşırsın ne de renklere. Sana kalan yine tek renk yaşamaktır. Karanlığı yaşamak. Hür insanla mukayese. Esir insan ve hür insan. Arada demir parmaklık veya tel örgü. İçerde tek renk var, dışarıda renk cümbüşü. Esir insan karanlığı yaşamaktadır. Esaret karanlıktır. Esaret karadır. Hürriyetin ortasında esaret ise kapkaradır. Oksijen dolu yaylalara çıkıp hasta ciğerlerin o güzelim havayı derin derin çekip her bir kan hücresine görmeyişi karanlıktır. Hasta ciğer karanlıktır. Zamanın arkasına bakmadan uzayıp giden çizgisinden geriye dönüp de hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinin farkına varmak, yapabileceğin tek şeyin içinde bulunduğun an ve daha sonrasına dönük olduğunu kavramak, kalabalıkların ortasında yapayalnız kalmak. Dünyada kör gezmek. Bir İsa nefesinin dokunamayışını, hiçbir zaman da dokunamayacağını bilmek. Renkleri unuttuğunda, sana maviyi anlatmalarını istemen ilk önce. Gökyüzünün, denizlerin bu renkte olduğunu hatırlamak. Bir martı olup uçtuğunu sonsuz gökyüzünde, maviyle iç içe, bir balık olup yüzdüğünü maviyle birleşip serinliği hissetmek. Karanlığı yarmaya çalışmak. Güneşi aramak. Güneşe gülümseyerek bakabilmek özlemi. Kara bulutların üzerinden hiç eksik olmaması ama yağmura hasret kalmak. Güneşin doğmayacağı korkusu. Güneş hiç doğmayacaksa eğer veya her doğan güneş yetmiyorsa renkleri görmeye, başka bir güneş sisteminde yaşamak mümkün olmadığına göre, yapacak tek şey kalıyor. Karanlığa alışmak. Karanlıkta yaşamaya alışmak. Madem görünmüyor renkler. O zaman diğer dört duyuyu kullanmak kalıyor insana. El yordamıyla hayat. Veya şöyle bir fantezi: Karanlıktan zevk almak. Karanlığı sevmek. Öyle değil mi aslında. Kara, renklerin en asilidir. Zaten bir bakın çevrenize, kara ne kadar yakışıyor insanlara. Makam arabaları kara, resmi abalar kara, resmi kıyafetler kara!?.. RENKLERİN EN ASİLİ Zaten satrançta bile hep karaları alırım ben. Daha ağır bir renk gibi gelir bana. Her ne kadar beyaz bir adım önde olsa da... Bu hayaller bir yana belki de gerçekten, kara güzeldir. Yağmur bulutları da karadır ama rahmet bırakır çoğu zaman. Karanlık güzeldir. Nesnelerin bir gölge gibi görünmesi daha dikkatli yapar insanı, hayata dört elle sarılırsın. Karanlık güzeldir. Geceyi hatırlatır. Çünkü gece de karanlıktır. Gece uyur. Gece, masalları hatırlatır. Uyuyan prensesin güzel gözlerinin ardında tüllenen sabahı hissedebilirsen, beyaz atlı prensin karanlığı yarışını gördüğünde şunu söylersin: Gece güzeldir. Belki gecenin ilerleyen saatleri daha karanlıktır ama en güzel saatler ise o zamandır. Karanlık arttıkça sevinir insan. Çünkü bilir ki, en koyu karanlıktan sonra, aydınlık vardır. Gece sabaha gebedir. Ve bütün karanlığın üstüne doğar güneş. Rengarenk karanlıkta sakladığı sürpriz bizi bekler. Doğan güneş, rengarenk hayattır. Diyalog Sevdamın canı Öyle bir yere gitmeliyim ki, orada sen olmamalısın, orada hayalin bile olmamalı. Hiçbir şey sen kokmamalı. Canı acıyan sevdam sana olmamalı. Sevda türküleri, adına söylenmemeli. Kimse ismini bilmemeli, kimse senin isminde olmamalı. Ben suskun olmamalıyım, ben yine eski ben olmalıyım. Her an, her dakika neşeli ve her an, her dakika gelecek günlerden korkmayan ben. Öyle bir yere gitmeliyim ki, saatin her dakikası seni vurmalı. Öyle şarkılar dinlemeliyim ki, hiç biri seni anlatmamalı. Gittiğim yerde uykusuz gözlerimin sebebi olmamalısın. Senli günlere susamamalıyım. Nefret çiçeklerinin en zehirlileri açtı içimde. Dokundukça “canı acıdı sevdamın”. Sevgi şarkıları çalıyor dört bir yanımda. Tüm evrende, insanlar mutlu, insanlar gülüyor çevremde. Bütün sevda şarkıları senin adında ve sen tadında. İnsanlar sevdikçe, insanlar güldükçe “canı acıdı sevdamın”. Gittiğim yerde, ben uzandıkça ışık uzaklaşmamalı. Sabahlar uzak, gecede matem, bu can yalnız olmamalı. Her şey bir ıssızlıkta, mutluluk bir kuşun kanadında olmalı. Kuşlar uçtukça uzaklarda, “canı acıdı sevdamın”. Gözün görebildiği her yerde sen, sensiz her yerde sevdam olmamalı. Öyle bir yer olmalı ki orası, zaman geçmeli, bu can gülmeli. Öyle bir yer olmalı ki orası, sen olmalısın, hayalin bile olmamalı. Öyle bir yer olmalı ki orası, sevdamın canı acımamalı. Söyleyin bana, yardım edin yalvarırım. Öyle bir yer olabilir mi? Onsuz bir yer var mıdır? Filiz ÇALIŞKAN Gül ol, diken ol Sen güneş ol, geceleri ay’a bırak Arife kılavuz ol, cahili yaya bırak Bir çeşme ol, iyiler için bir uğrak Kötüler sende boğulsun onlara ol bir batak Güzelin uyanmak istemediği bir tatlı rüya Çirkine kabus ol, ansızın dal rüyalarına Doğrunun beratını yazan mahkeme ilamı Sen ol canilere kırılan adalet kalemi Ol güzellikler adına ağartılmış bir saç Kem’e, kötüye boynuna urgan geçmiş bir baş Sen yarin bahçesinde kırmızı bir gül ol Ona uzanan hain ellere batan diken ol. Bekir KALE/ KOCAELİ Gençler Ocağınız şen olsun Bileğiniz pek olsun Genç ömrünüz var olsun Güldür güldür gelin Siz güldürün yarınları Çiçekleri soldurmayın Kötüleri kayırmayın Sevenleri ayırmayın Güldür güldür gelin Siz güldürün yarınları Aç koymayın karınları Ağlatmayın insanları Nevin ŞAMAN/ SİVAS Ürkek uyanırım sabahlara Kolay uyanamam sabahlara Ya yeni bir sabah olmazsa korkusuyla Kirpiklerimde geceden kalan kuruntularla Açarım gözlerini ‘acaba’lara... Gün değer değmez bakışlarıma Katılır kalırım yeni umutlarla. Çekinirim umutlarımdan ya o umutlar Akşama gözlerimde batarlarsa. Korkularıma rağmen yine de Ürkek ama umut dolu * * * Uyanırım her sabaha Sabah sabahtır; Işıktır, beyazdır, sıcaktır ne de olsa. Dönmeden önce gecenin O koyu, o yıllanmış dostluğuna Biraz ışık toplamalıyım, Dalabilmek için huzurla uykuya. Ardından uyanabilmek için Tebessümle yeni bir sabaha. Zeynep ARSLAN/ TUZLA Sesimi duy Acı bir feryat sanki “beni unut” sözlerin Yalnız bırakmam seni, görmese de gözlerin. Acıma hissi değil beni bağlayan sana Gönlüm razı olmuyor tek başına kalmana. * * * Sesimi duyacaksın, ellerim ellerinde Bir dünya kurulacak yıkık emellerinde Gecenin matemine dolacak karanlıklar. * * * Görmesen de nasıl uçtuğunu kuşların Ve çiçeklerin nasıl açacağını yarın; Aramızda bir perde olacak karanlıklar... * * * Her şeye isyan etme, kendini üzme böyle Aşkımız üzerine bana bir şeyler söyle, Bir gün gelecek elbet solacak karanlıklar... Funda SONER/ YALOVA Biz Sabır pınarının suyundan içen Rahmet denizini boylayan geçen Dostun sinesinde goncalar açan Gönüller bağının gülleriyiz biz * * * Çöllerde Mecnun’uz, Mecnu’nda Leyla Birdendik bir olduk gönül yanmakla Mânâda ummanız hilkatte damla Çağlayan kalblerin selleriyiz biz * * * Çiçek biz, bahçe biz, bahçıvan biziz Toprak biz, taş biziz, asuman biziz Arı biz, bal biziz, hem kovan biziz Şu kamu varlığın hâlleriyiz biz * * * Yazılmış deftere âşık adımız Rab cemalin görmek tek muradımız Gezeriz âlemi yok kanadımız Gül kokan seherin yelleriyiz biz * * * Aşk ile kaynayan, aşk ile pişen Sular gibi coşan, coştukça taşan Hâk üzre hâk olup Hakk’a erişen Ehil gönüllerin dilleriyiz biz Mustafa AYRANCIOĞLU İSTANBUL
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT