BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mekke’nin fethi için yapılan hazırlıklar -1-

Mekke’nin fethi için yapılan hazırlıklar -1-

Sevgili Peygamberimiz Mekke’yi fethetmeye karâr verdi. Çünkü Kureyşliler, ahdlerinde durmamışlar ve barışı bozmuşlardı. Fakat bu fethi kan dökülmeden yapmak istiyordu...



Geçen hafta yazdığımız iki makâlede bahsettiğimiz gibi, Kureyş müşrikleri Benî Bekir kabîlesine yardım etmekle, Huzâa kabîlesine baskın yapıp onları öldürmekle, Hudeybiye antlaşmasının maddelerine aykırı hareket etmiş, böylece antlaşmayı bozmuş oluyorlardı. EBÛ SÜFYÂN MEDÎNE’DE... Fakat, bu hâdiseden, o sırada Şâm’a ticâret için giden Kureyş lideri Ebû Süfyân’ın haberi olmamıştı. Şâm’dan dönünce hâdiseyi ona anlattılar ve “Bu, mutlaka düzeltilmesi lâzım olan bir iştir. Gizlenmesi mümkün değildir. Eğer düzeltilmezse, Muhammed bizi Mekke’den sürer çıkarır” dediler. Ebû Süfyân ise; “Her ne kadar bu hâdiseden benim haberim olmadıysa da, yapılan kıtâl haberi Medîne’ye ulaşmadan, barışı yenileyip uzatmak üzere acele gitmem lâzım” dedi. Hâlbuki, sevgili Peygamberimiz, Allahü teâlânın bildirmesiyle, bir mu’cize olarak haberi ânında öğrenmişti... Habîbullah Efendimiz de, Huzâa oğulları için; “Eğer ben, Huzâa oğullarına yardım etmezsem, bana da yardım olunmasın!” buyurarak bir mektup yazdırdı. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz, Mekkeli müşriklere de haber göndererek; “Ya Huzâa kabîlesinden öldürülenlerin diyetlerini (kan bedellerini) ödersiniz veya Benî Bekr kabîlesini himâyeden vazgeçip onlardan geri durursunuz. Şâyet bu söylediklerimden birini kabûl etmezseniz, bunları yerine getirmeyecek olursanız, ‘Hudeybiye Antlaşması’nı bozduğunuzu ve bunun netîcesi olarak sizinle harb edeceğimizi biliniz” teklîfinde bulundu. Kureyşliler, Efendimizin mektûptaki teklîflerini ve gösterdiği merhameti anlayamadılar. Mekkeli müşrikler bu teklîfleri kabûl etmediklerini ve harbe hâzırlanacaklarını bildirdiler. “Hem ittifâkımızı kesmeyiz, hem de diyeti ödemeyiz! Ancak harb edebiliriz” diye haber gönderdiler. Fakat sonra, böyle yaptıklarına bin defa pişmân olup korkularından antlaşmayı yenilemek üzere Ebû Süfyân’ı Medîne’ye doğru hemen yola çıkardılar. Daha Ebû Süfyân Medîne’ye gelmeden, sevgili Peygamberimiz, onun geleceğini Eshâb-ı kirâmına bildirdi ve; “Şöyle anlarım ki, Ebû Süfyân, barışı yenileyip, müddetini de uzatmak üzere geliyor. Lâkin, murâdı hâsıl olmayıp geldiği gibi geri döner!” buyurdu. ANTLAŞMAYI YENİLEMEK İSTİYOR Netîce olarak Ebû Süfyân geldi ve önce Medîne’de kendi kızı ve Peygamberimizin zevcesi olan Ümmü Habîbe’ye ve Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerine gidip, sulhu yenilemek istediğini söylediyse de müsbet cevâp alamadı. Ebû Süfyân, bundan sonra Hazret-i Alî ile görüştü. Alî (radıyallahü anh) ona; “Sen, Kureyş’in ileri gelenisin, çıkıp halk içinde antlaşmayı yeniliyorum” dersin, diyerek onu başından savdı. Ebû Süfyân, Peygamberimizin mescidine girdi; “Ey insanlar! Ben her iki tarafı da himâyeme alıyor, sulhu yeniliyorum” dedi. Peygamberimiz; “Yâ Ebâ Süfyân! Sen bunu (kendi kendine) söylüyorsun, ben değil” buyurdu. Sevgili Peygamberimizin huzûruna gelen Kureyş lideri; “Ben, Hudeybiye antlaşmasını yenilemek ve müddetini de uzatmak için geldim. Haydi, aramızdaki bu muâhedeyi bir yazı ile yenileyelim!” dedi. Habîb-i Ekrem Efendimiz; “Biz, [daha önce yaptığımız] Hudeybiye antlaşmasına aykırı bir davranışta bulunmayız ve onu değiştirmeyiz” buyurdu. Kureyş lideri, tekrâr tekrâr; “Antlaşmayı değiştirelim. Yenileyelim” dediyse de, sevgili Peygamberimiz, ona hiçbir müsbet cevâpta bulunmadı. Kureyş lideri Ebû Süfyân, gösterdiği bütün gayretlerin hiçbir fayda vermediğini görünce, bundan sonra Mekke’ye döndü. Mekke’ye varınca, Kureyş müşriklerine durumu anlatıp; “Hayâtımda, Eshâbının Muhammed’e gösterdiği bağlılık ve itâat gibi bir itâatle bağlanan bir kavim görmedim” dedi. Müşrikler; “Demek ki, hiçbir şey yapamadan geri döndün öyle mi?” diyerek onu kınadılar. Artık Mekkeli müşrikler için, hâdiselerin tabîî seyrinde gitmesini beklemekten başka yapacakları bir şey kalmamıştı. Ebû Süfyân, Medîne’den ayrılınca, sevgili Peygamberimiz Mekke’yi fethetmeye karâr verdi. Çünkü Kureyşliler, ahdlerinde durmamışlar ve barışı bozmuşlardı. Fakat bu sırrı, gâyet gizli tutuyor, müşriklere hâzırlanma fırsatı vermeden ve Harem-i şerîfte kan dökülmeden, Mekke’yi teslîm almak istiyordu. Bu, bir harp tedbîri idi. Zira, Mekke fethedilince, kim bilir niceleri Müslümân olmakla şereflenecekti...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT