BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mekke’nin fethi için yapılan hazırlıklar -2-

Mekke’nin fethi için yapılan hazırlıklar -2-

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Mekke’nin yakınında bulunan Kudeyd’e geldiğinde, şânlı Eshâbına harp düzeni aldırdı. Ayrıca?her mücâhidin de ateş yakmasını emretti...



Dünkü makâlemizde, Peygamber Efendimizin, Kureyş lideri Ebû Süfyân’ın, Medîne-i münevvereden ayrılmasını müteâkip, Mekke’nin fethine karâr verdiğinden bahsetmiştik. Bilindiği gibi Peygamberimiz, Hazret-i Ebû Bekr’le Hazret-i Ömer’i çağırdı; onlarla istişâre yaptı ve harbe karâr verdi. Eshâbına, sefer için hâzırlık yapmalarını emredip, nereye gidileceğini bildirmedi. Eshâb-ı kirâm, Peygamber Efendimizin emri üzerine cihâd için hâzırlığa başladılar. Bütün hâzırlıklar gizli tutuldu. Habîbullah Efendimiz, bir tedbîr olarak, Mekke’ye giden yolları tutup, irtibâtı kesmek üzere, Hazret-i Ömer’e ve Huzâa kabîlesine vazîfe verdi. Hazret-i Ömer, derhâl dağ yollarına, geçitlere ve diğer yol başlarına nöbetçiler dikip; “Mekke’ye gitmek isteyen herkesi geri çevireceksiniz” emrini verdi. “ONLARI, GÖRMEZ VE İŞİTMEZ EYLE” Sevgili Peygamberimiz, bu işin gizlice yürütülmesi için; “Yâ Rabbî! Biz, Kureyşlilerin yurtlarına ansızın varıp kavuşuncaya kadar, onların câsûs ve habercilerini tut, görmez ve işitmez eyle. Bizi ansızın görüp işitsinler” diyerek Allahü teâlâya duâ etti. Peygamber Efendimiz, kuzeydeki müşrikler veya Bizanslılar üzerine yürünecek intibâını vermek için de, Ebû Katâde hazretlerini askerî bir birlik ile kuzeye, İzâm vâdîsine doğru gönderdi. Ancak bu durum, ya’nî Medîne’deki hâzırlıklar, gönderilen bir mektûpla, Medîne’den Mekke’ye gitmekte olan bir kadın vâsıtasıyla, Mekkeli müşriklere haber verilmek istendi. Bâzı sebeplerle girişilen bu teşebbüs, Allahü teâlâ tarafından, Cebrâîl aleyhisselâmla, Peygamberimize haber gönderilerek bildirildi... Nihâyet âlemlerin Efendisi Sevgili Peygamberimiz, bütün hâzırlıkları tamâmladıktan sonra, gönülleri Allahü teâlâ ve Resûlünün muhabbetiyle dolu olan on iki bin kişilik muazzam ordusunun başında olduğu hâlde, Allahü teâlânın ismini anarak Mekke’ye doğru yola çıktı. Medîne’den hareket, Ramazânın ilk günlerinde idi. İslâm ordusu Zü’l-huleyfe’ye geldiği sırada, Mekke’den âilesi ile birlikte hicret eden Peygamber Efendimizin amcası Hazret-i Abbâs da Medîne’ye geliyordu. Yolda İslâm ordusu ile karşılaştı. Daha önce Müslümân olduğu hâlde, durumu müşriklerden gizleyerek Mekke’de kalmıştı. Sevgili Peygamberimiz, amcasının gelmesine çok sevindi ve “Ey Abbâs! Ben, Peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de, Muhâcirlerin sonuncusu oldun” buyurarak onun gönlünü aldı. Hazret-i Abbâs’ın ağırlıklarını Medîne’ye gönderdi. Hazret-i Abbâs, Peygamber Efendimizin yanında kalıp, o da Mekke’nin fethine katıldı. “MÜSLÜMÂN OLMA ZAMANI GELMEDİ Mİ?” Resûl-i Ekrem Efendimiz, Mekke’nin yakınında bulunan Kudeyd’e geldiğinde, şânlı Eshâbına harp düzeni aldırdı. Her bir kabîleye ayrı ayrı sancaklar ve bayraklar vermek istedi. Onları, her kabîlenin bayrakdâr ve sancakdârlarına teslîm etti. Ayrıca Hazret-i Ömer’e vazîfe verip, her mücâhidin âteş yakmasını da emretti. Her birlik kendi çadırı önünde ateş yaktı. Bir anda on binden fazla ateş yanınca, Mekke müthiş bir aydınlığa boğuldu. Bir ânda her tarafı aydınlatan binlerce ateşin yandığını gören Mekkeliler, neye uğradıklarını anlayamayıp iyice şaşırdılar. Peygamberimiz ve şanlı Eshâbı Medîne’den ayrılalı on gün olmuştu. Akşam üzeri Mekke’ye iyice yaklaşılmış, yatsı vaktinde “Merru’z-zahrân”a gelinmişti. Peygamber Efendimiz, Eshâbına burada durmalarını emir buyurdu. Burada karargâh kuruldu... Hiçbir şeyden haberi olmayan Mekkeli müşrikler, şaşkına döndüler. Hemen Ebû Süfyân’ın yanına toplandılar ve ne olduğunu anlamak için onu görevlendirdiler. O da yanına iki veya üç-dört kişi alarak İslâm ordusuna doğru gizlene gizlene yaklaştılar. Bu sırada sevgili Peygamberimiz, Eshâbından bazılarına; “Ebû Süfyân’a göz-kulak olunuz. Mutlaka onu bulursunuz” buyurdu. Ebû Süfyân ve yanındakiler, İslâm ordusuna doğru ilerledikçe hayretleri artıyor, dehşete düşüyorlardı. Mekke’nin çevresine ne kadar çok asker birikmişti ve ne kadar çok da ateş yakmışlardı? Onlar, bunları konuşa konuşa, Erak isimli yere geldiler. Bu sırada Peygamber Efendimiz, yine, “Ebû Süfyân, şu anda Erak’tadır” buyurdu. Eshâb-ı kirâm, onları araştırmaya koyuldular. İçlerinden Hazret-i Abbâs, onları tanıdı ve Peygamber Efendimizin huzûruna götürdü...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT