BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 8’inci durak
Mahmur

8’inci durak
Mahmur

Mahmur’da mülteci olarak yaşayanların geneli, 1994’te hudut köylerinden Irak’a giden Türkiye vatandaşları...



ÖZEL HABER TÜRKİYE MAHMUR’DA > OSMAN SAĞIRLI - ADEM?DEMİR PKK’NIN CİRİT ATTIĞI STRATEJİK KAMPA GİRDİK VATANSIZ VATANDAŞLAR! Türkiyeli Kürtlerden oluşan yaklaşık 12 bin kişi, BM denetimindeki Mahmur Kampında yaşıyor. Belediyesi, okulları ve güvenlik güçleri bulunan kamp bir kasabayı andırıyor. Her sokakta çocukların sesleri yükselirken, okullarda eğitim Kürtçe veriliyor. Ancak haftada 2 saat olan Türkçe’den başarılı olmayanlar diploma alamıyor. Kuzey Irak’ta, Mahmur Kampı’ndayız... Burada mülteci olarak yaşayanların geneli, 1994 yılında Hakkâri, Şırnak’a bağlı hudut köylerine yönelik baskılar nedeniyle Irak’a giden Türkiye vatandaşları... Onların verdiği bilgiye göre kampta çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 12 bin kişi yaşıyor. Söz konusu mülteciler, Mahmur’a gelmeden önce Artuş dâhil olmak üzere yedi yer değiştirmişler. Burası sekizinci durakları. Mahmur’u diğer mülteci kamplarından ayıran önemli özellikleri bulunuyor. Mülteciler, 1998 yılından bu yana kendi imkânlarıyla kerpiçten ve taştan evler yapmışlar. Şu anda kampta 3 bine yakın ev var. Buradaki insanlar da Irak’a gelişlerinin üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen bugüne kadar Irak vatandaşı olmak ya da üçüncü bir ülkeye gitmek için başvuruda bulunmamışlar. KAMPIN HALKI ÖRGÜTLÜ Dayanışma hat safhada. Düğün, taziye gibi pek çok organizasyonu el birliğiyle yapıyorlar. BM, buradakilere ayda bir gıda ve giyim yardımında bulunurken kampın eğitim, sağlık giderlerini de karşılıyor. Kampın dış güvenliğini Mahmur Kolluk Kuvvetleri sağlarken, iç denetim ise mültecilerce gerçekleştiriyor. Bu durum tuhaflıklara yol açıyor. Kampa girmeye çalıştığımız sırada, dış güvenlik sıkıntı yaşatırken iç güvenlik kolaylık sağladı. Bu da tamamıyla dıştan gelen talimatlara bağlı. Başka bir ifadeyle Kandil, kamptakilerle söyleşi yapılmasını istemediği zaman hiçbir resmiyeti bulunmayan iç güvenlik, yasak uyguluyor. Kampın dikkat çeken bir özelliği de insanların çok politik olması. Buradakiler PKK’ya yakınlar. Bunu açıkça dile getirmekte bir sakınca görmüyorlar. Neredeyse her evde Öcalan’ın çerçeveli fotoğrafı başköşede asılı. Kampta ana okul, ilkokul, ortaokul ve lise olmak üzere 6 okul var. Eğitim kurumlarında da durum farklı değil. Okullarda eğitim Kürtçe. Ama İngilizce ve Türkçe dersleri veriliyor. “HUŞBE (KES SESİNİ)!” Okulları dolaşmamız sırasında bunun aksiyle karşılaştık. Bizimle Türkçe konuşan öğrencilerin, kendilerinden büyüklerce “Kürtçe konuş, kes sesini” diyerek ikaz edildiğine tanık olduk. Kamp bir anlamda PKK çizgisindeki politik Kürtlerin barınma yeri. Bu anlamda gerekli organizasyon ve dayanışma da söz konusu. Sağlık ocağı, eczane, dükkânlar ve kahvehanelerin bulunduğu kampın bir de belediyesi mevcut. Mahmur Belediyesi’nin 21 Meclis üyesi bulunmakta. Belediye başkanı 1 yıllığına seçiliyor. Yeni seçilen Başkan Ahmet Özer, 3 bine yakın oyları olduğunu belirtiyor. Şırnak Uludereli Özer, KCK davasında belediye başkanlarının cezaevine konulmasını eleştirirken en büyük hayalinin Türkiye’de Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bir il veya ilçede belediye başkanlığı yapmak olduğunu vurguluyor. ÖCALAN’IN GÖLGESİNDE EĞİTİM Öcalan’ın posterleriyle donatılan Mahmur Kampı’nda bulunan okulun koordinatörü (müdür yerine kullanılıyor) Ahmet Kerim, “Okulda eğitim Kürtçe olarak veriliyor. Ancak haftada 2 saat olan Türkçe’den başarılı olmayanlar diploma alamaz” diyor. Burada hayat tek dilli Bu kampta Kürtçe zorunlu ama Türk-çe bilmeyen yok gibi... İmralı’da bulunan teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın resminin bulunduğu bir oda... İçeride Türkiye kamuoyunun yabancı olmadığı 7 isim var. Bunlar, Öcalan’ın çağrısı üzerine Habur’dan Türkiye’ye giriş yapanların bir kısmı. Kendilerini “barış grubu” olarak tanıtanların bulunduğu mekânda hararetli bir tartışma yaşanıyor. Sait Şadal isimli kişi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Kürt sorununun çözümü konusundaki tavrını ve açıklamalarını eleştirirken birden yerinden fırlıyor ve iki eliyle zafer işareti yaparak, “Biz çok Türkçe konuşmak zorunda bırakıldık. Artık kendimizi ana dilimizle ifade etmek istiyoruz. Bizi anlamak isteyenler Kürtçe öğrensin” diyor. Mültecileri Türkçe demeç vermeleri konusunda ikna edebilmek amacıyla yaşanan tartışma Şadal’ın çıkışıyla son buluyor. BİZİ ANLAMAYAN KÜRTÇE ÖĞRENSİN Bu manzaranın yaşandığı yer Irak’ın kuzeyinde bulunan Musul’a bağlı Mahmur ilçesi. Burada Ankara’nın yakından ilgilendiği çok sayıda Türk vatandaşı var. Adını ilçeden alan Mahmur Kampı, ‘Demokratik Açılım’ kapsamında PKK’nın tasfiye edilmesi hususunda kilit öneme sahip. Çözüm planı başarılı bir şekilde yürütülürse burası boşaltılacak ve örgütün Kandil kadrosunda yer alırken silahını bırakan militanlar yerleştirilecek. Böylece PKK’nın tasfiyesi sağlanmış olacak. Birleşmiş Milletlere bağlı bu kamp Türkiye tarafından örgüte insan kaynağı sağlayan bir yer olarak görülüyor. Kamptakilerin ilk gündem maddesi ise Kürtçe’den başka bir dilde konuşmamak. Türkiye’de ‘iki dilli hayat’ tartışılırken, kamp sakinleri adeta Türkçe’ye yasak getiren bir tavır sergiliyorlar. Mahmur’da bulunan barış grubunun sözcüsü Bülent Aka, “Bir karar aldık. Bundan böyle Türkçe konuşmayacağız. Türkiye söylediklerimizi anlamasa da ana dilimizde konuşmakta ısrar edeceğiz ve aldığımız kararın gereğini yapacağız” diyor. Mahmur Demokratik Halk Meclisi Dış İlişkiler Sorumlusu Polat Bozan da kampta yaşayan herkesin bundan böyle Kürtçe konuşmaları gerektiği yönünde karar alındığını söylüyor. Türkçe demeç vermeyi reddeden barış grubu üyelerinin gerekçesi ise, “Kendimizi ana dilimizde daha rahat ifade ediyoruz” oluyor. Oysa aynı kişiler Türkiye’de bulundukları süre içinde pek çok kere Türkçe konuşmuşlardı. Yaklaşık iki yıldır bu kampın boşaltılması gündemde. Türkiye-ABD ve Irak’ın içinde yer aldığı üçlü koalisyon bu amaçla sık sık toplantılar yaptı. Buradaki insanların Türkiye’ye getirilmesi tartışıldı. Bu yüzden Kürt mülteciler kaygılı. Onların durumu her gündeme geldiğinde endişeleri artıyor. Çünkü onlara göre uzun uğraşlar sonucunda elde ettikleri mültecilik statüleri ellerinden alınmak isteniyor. Bozan, “Üçlü koalisyon ve BM yetkilileri, Türkiye’ye dönmemiz için görüşmeler yaptılar. Türkiye bizim ülkemiz, özlüyoruz. Ancak yurdumuzu terk etmemize neden olan Kürt sorunu çözülmeden, bir yere gitmeyiz” diyerek tepkisini gösteriyor. Peki, buradaki insanların zorla Türkiye’ye getirilmeleri mümkün mü? Bu o kadar kolay gözükmüyor. Hepsi mülteci statüsünde ve BM şemsiyesi altındalar. Kamp halkı, BM’ye rağmen Irak’tan çıkarılacaklarına ihtimal bile vermiyorlar. YUMUŞAK BİR DİL BARIŞI GETİRİR Türkiye’ye gelmeleri hususunda bir dizi şartları var. Onlara göre Kürt meselesi demokratik bir şekilde çözülmeli. Kürtlerin kimlikleri kabul edilmeli ve Anayasal güvence altına alınmalı. Koruculuk sistemi kaldırılmalı. Yakılan, yıkılan köylerine dönüşleri sağlanırken geçen sürede gördükleri zararları tazmin edilmeli. Eğer böyle olursa Türkiye’ye seve seve dönebilirler. Devletin tezlerine göre Mahmur’dakiler Kürt sorununun bir parçası. Dolayısıyla çözüm için iyi niyet belirtisi olarak bunların da Türkiye’ye getirilmeleri gerekiyor. Ancak Mahmurlular yapılanları farklı okuyorlar. Onlara göre ortaya konulanlar siyasetin bir oyunundan ibaret. Tabii çözüm isteyenin bu derece kati olması inandırıcılığı konusunda kuşkulara yol açıyor. Yumuşak bir dil belki de Habur’da yaşanan yol kazasının yaralarını sarabilir. FOTOĞRAFTAKİ?ADAMLARIN?SIRRI Dün gazetemizde yayınladığımız fotoğrafta bulunan, kendilerini Barış Grubu olarak adlandıran ve 19 Ekim 2009 tarihinde Habur’dan Türkiye’ye giriş yapan (soldan sağa) Fatma İzer, Mehmet Kaçan, Emine Sağat, İsmail Ayaz, Yusuf Şen, Sait Şadal, Mikail Soydan ve Bülent Aka, 8 ay sonra kaçak yollarla Mahmur’a geri dönmüş... Bir dokun bin ah işit! Mahmur’da kime dokunsanız bin ah işitirsiniz. İstisnasız herkes geçmişte yaşananlara göndermede bulunuyor. Köylerinin boşaltılması, evlerinin yakılması ve akabinde göçle beraber gelen acılar ve olumsuzluklar, yaraların kabuk bağlamasını geciktiriyor. Sitemkârların başını ise kamptaki barış grubu çekiyor. Şu anda grubun 14 üyesi hayatını kampta sürdürürken, 3’ü Kandil’de, 9’u Türkiye’de tutuklu, diğerleri ise serbest. Kampta ikamet edenlerden Bülent Aka, İsmail Ayaz, Mehmet Kaçan, Emine Sağat, Fatma İzer, Sait Şadal, Mikail Soydan ve Yusuf Şen, Kürt sorununun çözümü hususunda hayal kırıklığı yaşadıklarını söylüyorlar. Özellikle erkeklerden çok sert konuşanlar var. Kadınlar daha ılımlı, yumuşak bir dil kullanıyor. 60 yaşındaki Emine Sağat, kendilerine Mahmur’a geri dönmekten başka bir şans bırakılmadığı iddiasında: “Hayatım boyunca Türkiye’ye yönelik hiçbir suç işlemedim. Beni bu kadın ve yaşlı halimle 4 kez mahkemeye çağırdılar. İki oğlumu, bir kızımı kaybettim. Buna rağmen yüreğime taş basıp, barış elimi uzattım ama elim havada kaldı. Türkiye hepimizin. Yeter, bu acılar bitsin artık!” Fatma İzer ise 6 yaşından beri mülteci olduğunu ifade ediyor. Ona göre de Mahmur’dakiler güzellik adına bir şey görmediler. 25 yaşındaki genç kız evlilik hayali bile kuramadığını ifade ediyor. KENT KURMUŞLAR Türkiye’den 1994 yılında çeşitli sebeplerle ayrılan ve Irak topraklarına geçen Türkiyeli Kürtlerden?oluşan yaklaşık 12 bin kişi BM denetimindeki Mahmur Kampında?yaşıyor.?Belediyesi,?okulları?ve güvenlik?güçleri?bulunan?kamp?3?bin eviyle bir kasabayı andırıyor. KAMPTA 6 OKUL VAR Mahmur Kampında anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise olmak üzere 6 okul bulunuyor. Öğrenci kıyafetleri ise Türkiye ile neredeyse aynı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT