BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İmkân sunmak her şey değil!

İmkân sunmak her şey değil!

Çocuklarımızın, eğitim imkânlarının geçmişe göre çok daha geniş olduğu apaçık ortada. Ancak, 21. yüzyılda çocuklar, kabiliyetlerini ve özgürlüklerini çalan engellerle mücadele etmek zorunda. Bu yüzden onu, başarısızlıkları sebebiyle suçlamak yerine, ona bu engelleri aşmasında yardımcı olmak birinci görevimizdir.



> Emre Aygın Her insan farklı bir dünya gibidir. Her kişinin kendine özgü hayat tarzı, bakış açısı ve idealleri vardır. Ancak konu “başarı isteği” olunca istisnalar çok azalır. Yani: “Ben başarılı olmak istemem; sıradan bir hayat yaşasam da olur” diyebilecek çok az insan vardır. Başarının tarifi ise kişiye ve şartlara göre değişir. Okulda yüksek notlar alabilmek, iş hayatında iyi bir kariyer sahibi ve zengin olabilmek, yaşlı bir insan için daha sağlıklı zamanlar geçirebilmek... Özetle neye ilgi duyuyorsak onda en iyi olabilmek... MANTIK HATASI Hiç şüphesiz, çocuklarımızdan en büyük beklentimiz, onların başarılı bir okul hayatı geçirmesidir. Anne baba olarak bunu sağlayabilmek için gerektiğinde tüm imkânlarımızı seferber ederiz. Ancak bu çabalarımızın sonuçsuz kalması durumunda genelde tüm sorumluluğu çocuğumuza yükleriz. Bu da başarısızlığın gerçek sebeplerini görmemize engel olur. Bir de çocuğumuzu, kendi çocukluğumuzla kıyaslayarak değerlendirirsek durum iyice içinden çıkılmaz bir hâl alır. Okul başarısının ona sağlayacağımız imkânlarla doğru orantılı olarak artacağını düşünmek de yanlıştır. Bu, “Bir arabaya ne kadar benzin koyarsan araba o kadar gider” mantığıyla eşdeğer. Ancak bizler, insanın, mekanik kuralların işlemediği, çok daha karmaşık bir varlık olduğu gerçeğini görmezden geliriz. Örneğin, çocuğunun, bütün gününü bilgisayar başında geçirdiğini gören bir annenin bu manzara karşısında sinirlerine hâkim olması zordur. Yapılması gereken ödevler varken bilgisayar oyunları ile zaman kaybetmek, annenin bakış açısıyla sorumsuzca bir davranıştır. Ancak, yetişkin insanların bile kontrolünü kaybettiği bu büyülü ekran karşısında, çocuğun iradeli davranmasının zor olduğunu kabul etmek gerekir. Bu yüzden ona kıymet bilmez ve sorumsuz bir kişi olarak değil yanlış bir alışkanlığa kapılmış bir kişi olarak bakabilmeliyiz. Kendi öğrencilik hayatımızı düşünerek çocuğumuza kızmak, bir anlamda içinde bulunduğumuz çağı anlamamaktan başka bir şey değildir. YANLIŞ KARAR Bu yüzden okul başarısı için yapılacak ilk iş, çocuğumuzu başarısız kılan kişisel ve sosyal engelleri tespit etmek ve bunları ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Örneğin, yanlış bir arkadaş grubunun içinde olmak ya da teknolojiyi yanlış ve ölçüsüz kullanmak gibi engellere takılan bir öğrencinin sahip olduğu kabiliyetleri açığa çıkarabilmesi çok zordur. 100 metre yarışında dünya rekoru kırmak isteyen bir atlet, öncelikle düzgün yollarda koşmalıdır. Bu atletin yolunun önündeki engeller artıkça ne kadar antrenman yaparsa yapsın, performansını en üst düzeyde kullanması mümkün değildir. Benzer şekilde bir öğrenci çok kapasiteli olsa da ve hatta aile ona eğitim hayatı boyunca en iyi imkânları sunsa da verilen yanlış bir karar veya kötü bir alışkanlık bile okul hayatının başarısız geçmesi için yeterlidir. PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” davidsaboy Superman t-shirt’ü giymekle kahraman olamazsın, sıkıyorsa mavi taytını da giy de çık sokağa! kadirdogullu Yav bin kat giyindim hâlâ üşüyorum. Siz minicik etekli bayan nasıl bir bünyesiniz? ich_ Galatasaray’ın bunca senedir Aydın Yılmaz’a yaptığı yatırım uzay teknolojileri araştırma enstitüsüne yapılsaydı Mars’ta altyapı tesisimiz vardı. Otur sıfır. tolgasahbaz Unesco , Türkiye Kupasını gören son Fenerbahçelileri “nesli tükenmek üzere” gerekçesiyle koruma altına aldı... tansutuncel FB yönetim: Kocaman’ın arkasındayız. Kocaman: Takımın arkasındayım. Takım: Alex’in arkasındayız. Taraftar: En arkadan bir şey göremiyoruz. yilmazozdill 135 sayfalık Yaprak Dökümü 5 sene sürmüştü, 46 sene hüküm süren Kanuni Sultan Süleyman, tahminim, 2081’de filan biter... Tootsieroll Her düğünde yanına gelip “hadi sıra sende” diyen göbekçi ihtiyarlara, cenazeleri olunca yaklaşıp “hadi sıra sende” deyip bu azmış nüfusu düşürmeyi planlıyorum. melogaman Bizim jenerasyona sahtekârlığı ve boşuna umut vermeyi öğreten “9999999 in 1” etiketli atari oyunu kasetleridir. Crazy: Pandora’nın kutusunu açmışlar içinden; ayna, selpak, parfüm, allık ve ruj çıkmış. HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY -ARILAR- > Yeryüzünde toplam 16 bin arı türü bulunmaktadır, bunların sadece %5’i toplu hâlde yaşamaktadır (Diğerleri yalnız takılırlar.) Toplu yaşayanlardan biri, görevi sadece kraliçeyle çiftleşmek olan erkek bal arısıdır. Kovanda eğer yiyecek sıkıntısı olursa kovandan ilk atılanlar da onlardır. Tek bir kovanı kolonize eden arı sayısı ise 80 bin civarındadır. > 1660’lara kadar kraliçe arı, kral arı olarak biliniyordu. Hollandalı bilim adamı Swammerdam, kovanın büyük arısını ayrıntılı inceleyince bu arının yumurtalıklarının olduğunu fark etti ve adı da kraliçe arı olarak değiştirildi. > Bal ayı terimi, aslında eski bir Kuzey Avrupa geleneğinden gelmektedir. Bu geleneğe göre yeni evli çiftler, bir ay boyunca bal tüketirlermiş. Bu sebepten evlilerin ilk ayına “balayı” denirmiş. PAYLAŞIM MERKEZİ İnternet televizyonu solladı Pew Araştırma Merkezinin yaptığı bir ankete göre, televizyon artık “ana haber” kaynağımız olmaktan çıkarak yerini internet haberciliğine bıraktı. 2007’de 30 yaşın altındaki insanların %34’ü interneti haber kaynağı olarak görürken bu rakam 2010’da %65’e yükseldi. Televizyonu haber kaynağı olarak görenlerin sayısı ise yüzde 68’den %52’ye düştü. Farklı kampanyalar, bedava özel kanallar derken internet TV insanlar tarafından daha çok tercih edilmeye başladı. Bu tehlikeyi gören televizyon firmaları ise bu duruma internetli televizyonlarla karşılık vermeye çalışıyor. Akıbetleri ne olur bilinmez ama teknoloji geliştikçe bir şeyin hep üst sırada kalmasına garanti vermek zor gibi gözüküyor. YAZILI YOKLAMA Soru: Hayalinizdeki okulu yazınız. Cevap: Teneffüs zillerinin apaçi müziği olmasını isterdim. Soru: Yön bulma yöntemlerini yazınız? Cevap: Yönümüzü kuyruklu yıldızla, duvar saatiyle, deniz kabuğuyla ve karınca kararınca yöntemiyle buluruz. Soru: Fotosentez nedir? Cevap: Ayın, dünyaya yaklaşıp uzaklaşmasına fotosentez denir. BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından mideye bir uyarı sinyali gönderilir. Bu sinyalin akabinde, midede mukus denilen bir tabaka oluşur ve yediğimiz yemekler mideye ulaşana kadar bu tabaka mideyi sindirime hazırlar. Yemeği tuz ile bitirmek de çok faydalıdır. GOOGLE ARENA arama motorlarına göre karşılaştırma Ezel: 10.5 milyon Ecel: 801 bin Bill Gates: 13.6 milyon Linus Torvalds: 1.2 milyon Aspirin: 14.7 milyon Baş ağrısı: 982 bin SALİH UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Kelimeler ve sözcükler Bugünlerde uydurukça kelimelerle dolu bir kitap okuyorum. Kitabın merkezinde insan var; ama ben, sanki bir tarım makinesinin kullanma kılavuzunu okuyor gibiyim. Ağzımda metalik, paslı bir tat var. Kelimeler kurşun askerler gibi dizilmişler. Hepsi birbirine benziyor. Bakışları donuk, yüzlerinde ifade yok. Okumaya çalışıyorum! “Görgül ve nesnel bir konusu bulunan ve betimleme, açımlama ve öndeyilerde bulunma olanağı sağlayan veriler...” Kelimeler birbirini tanımıyor. Bir alışveriş merkezinin asansöründe tesadüfen bir araya gelmiş insanlar gibiler. Asansör kata gelse de dağılsak diye sıkıntıyla bekleşiyorlar. Bazıları da okulun ilk günü çekingen tavırlarla etrafa bakan çocuklar gibi satırların ucuna ilişmişler. Birkaç yıllık mazileri olmalarına rağmen yaşlı, atıl ve yavaşlar. Ağlamıyor, gülmüyorlar. Hep aynı donuk ifadeyle satır aralarında bekleşiyorlar. İçim sıkılıyor. Elime faraşı alıp bütün kelimeleri sayfalardan süpürmek istiyorum. Sonra kütüphaneye uzanıyorum. Elim Yahya Kemal’e gidiyor. Okumaya başlıyorum: Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin: Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde; Mehtâb... iri güller... ve senin en güzel aksin... Velhasıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde! Rahatlıyorum. Benimle birlikte odadaki bütün eşyaların yüzüne bir gülümseme yayılıyor. Biraz önceki o kasvetli havadan eser yok. Sanki uzaklardan cırcır böceklerinin seslerini duyuyorum. Burnuma yosun kokusu doluyor. Kelimeler, dost meclisinde bir araya gelmiş insanlar gibi. Kan bağları olmasa da hepsi birbirini tanıyor, ortak hafızaları var. Birbirlerine dokunuyorlar. Çıtır çıtır yanan şömine ateşiyle demlenen muhabbet gibi akıp gidiyor mısralar. Biraz önce gurbette, plastik bardakta poşet çay içer gibi hissediyordum kendimi. Oysa şimdi, semaverde demlenmiş çayı, ince belli bardakta yudumlar gibi okuyorum mısraları. Bir yandan da asırlık çınarlarla dolu bahçede, yıllar önce bir köşeye ekilmiş yapma çiçekleri ümitle sulayıp duran insanların gayretkeşliğini anlamaya çalışıyorum. Sözlere heybet katan kelimeler dururken sözleri zavallılaştıran sözcükleri kullanmakta ısrar edenlerin çocukluğuna inmek istiyorum. Söyleyeceğim şey tartışılabilir belki; ama... Görgül, olanak, sayıltı kelimeleriyle konuşan bir insan, sanki evinde yatılı misafir ağırlayamazmış gibi geliyor. Ben uydurulmuş “söz”cüklerle dolu “kitap”çıkları sevmiyorum.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 114418
    % 2.01
  • 3.7915
    % -0.13
  • 4.6324
    % -0.58
  • 5.2252
    % -0.36
  • 162.659
    % -0.64
 
 
 
 
 
KAPAT