BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gece tatlı yiyorsanız problem başlamıştır

Gece tatlı yiyorsanız problem başlamıştır

Şeker, tansiyon ve trigliserid yükseklikleri ile kalp ve damar hastalıkları gibi birçok rahatsızlığa yol açan insülin direnci, müdahale edildiği ve gerekli tedbirler alındığında rahatlıkla kontrol edilebilir, hayatımız normal ve sağlıklı olarak sürdürülebilir.



İNSÜLİN DİRENCİ -1- İNSÜLİNİN GÖREVİ ŞEKERİ DÜZENLEMEK İnsülinin önemli görevlerini şöyle sıralayabiliriz: Şekeri hücre içine sokarak yakılmasını sağlamak, karaciğerde şeker üretimini engellemek, kas ve yağ dokusunda şeker depolanmasını sağlamak. Saygıdeğer okuyucularımız, sizlere bu haftadan itibaren 4 bölüm halinde, günümüzde giderek sağlığımızı çok ciddi olarak tehdit eden maalesef pek de önemsenmeyen, göbek yağlanması bulunan kişilerde ömrü kısaltan ve hayat kalitemizi düşüren “İnsülin Direnci”nden bahsedeceğim... İnsülin, pankreastan salgılanan kan şekerini kas, yağ ve karaciğer hücresi içine sokarak düşüren, kandaki glikoz seviyesini düzenleyen ve dengeleyen hormondur. Glikoz ise besinlerden alınarak kana karışan şekerdir. Vücudun enerji kaynağı olarak kullanılır. Kandaki glikoz seviyesinin artması, pankreastaki beta hücrelerinin insülin salgılamasına yol açar. İnsülin, karbonhidrat metabolizması ile olduğu kadar yağ ve protein metabolizmaları üzerine de etkilidir. İnsülin direnci, insüline bağımlı glikoz alımında ve kullanımındaki bozukluk, glikozun kas ve karaciğerde glikojen şeklinde insüline bağımlı depolanmasında azalma olarak kendini gösterir. Vücuda şeker (glikoz) alındığında bunun kullanılmasını sağlayarak kanda birikmesini önleyen hormon olan insülinin “etkisizliği” halinde direnç gelişir. Vücutta yeterli insülin bulunsa da glikoz; kas, yağ ve karaciğer hücrelerine giremez ve buralarda kullanımı gerçekleştirilemez. FELAKET BÖYLE BAŞLIYOR İnsülin direncinde kısa vadede, hücrelerin enerjisiz kalması, vücudun görevlerini tam olarak gerçekleştirememesi sonucu yorgunluk hissiyle kendini gösterirken, ilerleyen dönemlerde yüksek kan şekeri, gözle ilgili sıkıntılar, böbrek hasarı, el ve ayaklarda hissizlik ve uyuşma, kalp hastalıkları gibi durumlarla karşılaşılabilir. Sık sık açlık hissi duyulmasıyla özellikle şekerli, karbonhidratlı gıdalara istek ve arzu artar. Bu besinler tüketildikçe kan şekeri daha da yükselir ve insülin üretimi artar. Ancak glikoz kullanılamadığından kanda birikmeye devam eder ve bir “fasid daire” halini alır. Netice olarak, karın çevresinde yağlanma, kan yağlarında ve kan şekerinde yükselme ile tansiyonda artış olur. İnsülin direncinde, yeterli insülin salgısı olduğu halde insülin görevini yapamaz ve hücre içine giremez. Bu kişilerde, günün belli zamanlarında kan şekeri seviyeleri diyabetik değerler gösterebileceği gibi zaman zaman normal hatta normal altı seviyelerde (hipoglisemi) de seyredebilir. Bu şekilde dalgalı seyreden kan şekeri değerleri kişide çoğu zaman mizaç değişiklikleri, huzursuzluk, tahammülsüzlük, dikkat dağınıklığı ve kontrolsüz öfkeye sebep olabilir. Kişilerin iş verimlerinde azalma, sosyal ilişkilerinde sıkıntılar açığa çıkarabilir. 40’INDAN SONRA İŞLER KÖTÜLEŞİYOR İnsülin direnci, dünyada ve ülkemizde oldukça yaygın ciddi bir halk sağlığı problemidir. 40-45 yaş arasındaki erkeklerde yüzde 40’lar civarında görülür. Kadınlarda en sık 45-50 yaş arası görülür. İnsülin direnci, tip 2 diyabetin gelişmesinin altında yatan temel sebeplerİn başında gelir. İnsülin direnci, çoğunlukla irsi faktörlere bağlıdır. Ancak obezite, yaşlanma ve sakin hayat biçimi gibi faktörler, insülin direncinin gelişimine ve sonuçta Tip-2 diyabet gelişimine katkıda bulunur. Şeker hastalarının çoğunluğunda insülin direnci görülür. Sebebi ise Tip-1 diyabette insülin eksikliği, Tip-2 diyabette ise şişmanlıktır. Şişmanlık zamanla insülin direncine yol açar, sonrasında gelişen insülin direnci, insülin salgılayan hücrelerde yetersizlik veya yorgunluğa sebep olarak Tip-2 diyabet gelişimine yol açar. İnsülin direnci ile ilgili en önemli konu, şeker hastalığına zemin hazırlayan metabolik bir durum olmasıdır. Hele hele de genetik yatkınlık varsa hastalık daha kolay gelişir. Ancak bu süreç, insülin direnci aşamasında fark edilerek tedavi edilirse diyabet riski azaltılır. İnsülin direncinin belirtileri > Kilolu olmak > Düzenli spor veya egzersize rağmen kilo verememe > Haftada 2’den az egzersiz yapmak > Bel kalınlığında fazlalık, yağ birikimi > Ailede şeker, kalp, tansiyon, polikistik over sendromu ve obezite varlığı > Yemekten sonra konsantrasyon güçlüğü, dengesizlik ve baş ağrısı olması > Tip-2 diyabet > Tansiyonun 140-90 üzerine çıkması > Zararlı kolesterol (LDL) yüksekliği, faydalı kolesterol (HDL) düşüklüğü > Açlık kan şekerinin ve trigliseridlerin yüksek çıkması > Ani olarak şeker ve hamur işi yeme ihtiyacı duyulması > Sabahları ve yemeklerden sonra yorgunluk ve uyku hali hissi > Haftada 3 defadan fazla pilav, makarna ve patates tarzı besinler tüketilmesi > Gece uykudan kalkıp tatlı yemek > Kalp hastalığı > Uzun süreli kortizon tedavisi BEL ÇEVRESİ YAĞLANMASINA DİKKAT! Açlık kan şekerinin (glikoz)110 mg /dl’nin, açlık insülin değerinin ise 13 mikrounite/ml üzerinde olması insülin direncini akla getirir. Bel çevresinde yağlanması artmış ve açlık kan şekeri 110-126 mg/dl arasında olan kişiler özellikle dikkatli olmalıdırlar. Diyabet çocuklarda bile görülmeye başlandı Günümüzde yanlış beslenen ve aşırı yağlanması olan çocuklarda bile tip 2 diyabet görülmeye başlamıştır. Kötü beslenme alışkanlıklarının ve hareketsizliğin yaygınlaşmadığı yıllarda tip 2 diyabetin başlangıcı, 40 yaş ve üzeri kabul edilirdi. Şimdilerde ise maalesef 10-20 yaşındaki şişman çocuklarda erişkin tipi tip 2 diyabet görmeye başladık. Araştırmalar, karın bölgesinde yağ biriken kişilerde insülin direnci varlığını göstermiştir. Karında ve iç organlarda yağ depolandığında, insülin reseptörlerinin hassasiyetinde ve cevabında azalma, yani insülin direnci vardır OKUYUCULARIMIZA CEVAPLAR Şişmanlayıp boşu boşuna hastalıklarla boğuşmayın! İradeli bir şekilde düzenli ve devamlı egzersiz yaparak, dengeli ve sağlıklı beslenip kilolarını vermedikten sonra yapılacakların hiçbiri faydalı netice vermez! > Rumuz K.O.C. > 25 yaşıma kadar bir deri bir kemik iken, sonraki yıllarda çok ağır psikolojik stresler yaşadım. Şu an boyum 1.80,39 yaşındayım ve kilom 156’ya ulaştı. Hipertansiyon, hipotiroidi, ülseratif kolit rahatsızlıklarına yönelik tedavilerim sürüyor. Son kontrollerde ise Hiperinsülinemi diye bir hastalık için ilaç verildi. Çocukluğumdan beri cips kola alışkanlığım. Ay çekirdeksiz de yapamıyorum. İbadetimi de yapıyorum ama çok bunaldığım zamanlar yemişlere saldırıyorum. Sigaram yok ama ayda yılda bir (toplasak senede 15 adet puro) içerim, içki kullanmam. Haftada 5-7 şişe maden suyum var ekstradan. Kahve haftada 2-3, çay her gün 10 bardak tatlandırıcıyla. Artık zor kalkıyorum yerimden. Dizlerim bile iflas etti. Bu durum moralimi bozuyor ve mideye balon ya da bypass yaptırıp eski halime dönmek istiyorum. Bu handikaptan nasıl kurtulabilirim? CEVAP: Kıymetli okuyucum, uzun uzadıya anlattığın tüm dertlerinizin temel sebebi; düzensiz beslenme sonucu gelişen obezitedir. İlk yapmanız gereken şey stresten kurtulmak olmalı. Bunun içinde üzerinize düşün maddi ve manevi vazifeleri yaptıktan sonra gerisini Allah’a havale etmenizdir. Başınızdan geçenleri bir imtihan gibi görürseniz hiçbir sıkıntı sizi etkileyemez, psikolojimizi bozamaz, tam tersi onlarla mücadele azmimizi kamçılar. Moral ve motivasyonun iyi geldiği vücut hormon dengemiz sağlıklı ve dengeli beslenme ile desteklendiği takdirde ilerde göreceksiniz ki ne tansiyon kalır ne de insülin direnci. Tüm bunlara ilaveten hekime müracaat ederek gerekli tedavinizi aksatmayın, tavsiyelerini uygulayın. AZ YE BİRAZ DA HAREKET ET Öncelikle cips, çikolata ve kuruyemiş ve içinde yüksek oranda sodyum ihtiva edip tansiyonunu daha da yükseltebilecek maden suyunu terk et. Kesinlikle hiçbir zaman tatlı yeme! Kahve hiç içme, çayı da açık olarak 24 saatte 5 bardağı geçme, beraberinde yeşil çay, rezene, zencefil, adaçayı, kuşburnu şeklinde bitki çayları içmen daha faydalı olur. Midene yapılacak operasyonlar, beslenme alışkanlığını terk etmedikten sonra beyhude, hatta risklidir. Hareket zorluğun ve dizlerindeki tüm şikayetlerinin hepsi, şişmanlığının eseri. İradeli bir şekilde düzenli ve devamlı egzersiz yaparak, dengeli ve sağlıklı beslenip kilolarını vermedikten sonra yapılacakların hiçbiri faydalı netice vermez. Lütfen bunu hiç ama hiç aklından çıkarma! E-mail: aile.doktoru@tg.com.tr Adres: 29 Ekim Cad. No: 23 Y.Bosna İSTANBUL
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT