BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Uyuşturmanın adı paylaşım olmuş

Uyuşturmanın adı paylaşım olmuş

Bugün yaşı 50-60 olanlar söze “eskiden..” diye başlayınca, 70’li, 80’li yılları anlatınca, bir çağdan bir başka çağa geçmiş gibi oluyoruz.



Bugün yaşı 50-60 olanlar söze “eskiden..” diye başlayınca, 70’li, 80’li yılları anlatınca, bir çağdan bir başka çağa geçmiş gibi oluyoruz. İyi oldu, kötü oldu demeden soruyorum: Eskiden sadece devlet televizyonu ve radyosu vardı. Bir de gazete ve dergiler. Dünyaya bu üç kanaldan bakabiliyorduk. Ağrısız başımız aşıcık aşımız misali rahattık. 90 sonrasını takip edemez hâle geldik. Özel radyolar, özel kanallar.. Ardından hızla yayılan internet, moda olan haber portalları.. Ardından sosyal paylaşım siteleri.. Salgın gibi.. Affedersiniz biz neyi paylaşıyor? Gecenin köründe, sabah kalkar kalmaz, dışarıdaysak elimizdeki küçük bilgisayarda oraya buraya laf yetiştirirken ne yapmış oluyoruz? Yapıyoruz, ediyoruz derken kendimi işin içine katmıyorum, bunu bir hastalık sayıyor, bağımlısı olmadığım için, kontrollü ve lazım olduğu kadarı ile kullanabildiğim için azıcık seviniyorum. Elektronik posta kullandın, tamam. kendine göre önemli saydığın haber sitelerini, belli aralıklarla dolaştın, tamam. Bir araştırma yapacağın zaman önüne açılan kapılardan geçerek bir yere vardın, o da tamam. Bankaydı, abonelikti, faturaydı, havaleydi.. Onları bağımlılıktan saymıyorum. 24 saat aralıksız sanal ortamda dolaşanların, paylaşanların, oradan oraya koşuşturanların ruh halini merak ediyorum. 80’lerin ortasında amatör telsiz furyası başlamıştı, herkesin elinde bir telsiz.. Allahtan kısa sürmüştü. Bu furya onun gibi belli bir doyum noktasından sonra azalacağa ya da kesileceğe benzemiyor. Hastalık gittikçe yayılıyor. Herkes herkese bir şey gönderiyor, aklınca paylaşıyor. Gönderilenler bir müddet sonra kanıksanıyor, anlamsız hale geliyor.. Eğrisi, doğrusu, eksiği çarpıtılmışı birbirine karışıyor. İnsanların nefes alabilecekleri alan kalmadı. Bana sanki soluk soluğa koşarken okuyormuşuz, paylaşıyormuşuz, konuşuyormuşuz gibi geliyor. Bir kere daha soruyorum: Neyi paylaşıyorsunuz? Paylaştıklarınızdan ne kadarı size ait, yüzde kaçı kimi ne işine yarıyor, yarından itibaren paylaşmayı durdursanız kimin neyi eksik kalır? Dünyanın her köşesinden her an haberdarsınız.. Bana kalırsa güya haberdarsınız.. Habersiz kalmakla işinize yaramayacak binlerce konudan haberdar olmak arasında ne fark var. En başa dönersek ikinci olarak şunu soracaktım: Bugün yaşı 15-20 olanlar, 30 sene sonra, “eskiden..” diyerek söze başlayacakları yaşa geldiklerinde insanlar ne halde olacak? Melih Gökçek yıllar önce böyle sanatın içine tükürürüm demişti.. Ben de böyle sosyal paylaşımın içine tükürmek istiyorum. Kusura bakmayın. Kafanızı duvara vurup bir kere daha düşünün.
Reklamı Geç
KAPAT