BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şok ölümlere
Gül markajı

Şok ölümlere
Gül markajı

Türkiye’yi sarsan ölümlere el koyan Cumhurbaşkanı Gül, Yazıcıoğlu ve Hablemitoğlu’ndan sonra Dink cinayeti için de araştırma isteyecek.



NUH ALBAYRAK - STRASBOURG Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Strasbourg’daki otelinde gazete yöneticileri ile sohbet ederken, çarpıcı açıklamalar yaptı. Daha önce BBP’nin rahmetli Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve araştırmacı yazar Hablemitoğlu’nun ölümleri ile ilgili Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçiren Gül, bu defa cinayete kurban giden gazeteci Dink ile ilgili de araştırma isteyeceğini söyledi. Soru: Devlet katında “bir Ermeni var, bunu yok edelim kararıyla öldürüldüğü hissiyatı var. Bugün Konsey’de 1915’le ilgili soruları cevapladınız. Ama hâlâ 2007’de öldürülen Hrant Dink cinayetiyle ilgili sorular cevaplandırılamıyor. Önce onun bir komisyonunu kursak da 1915’e sonra gitsek daha doğru olmaz mı? Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili, eşi geldi, tereddütlerini söyledi, onun üzerine talimat verdim. Komisyon kuruldu, detaylı çalışma yaptılar, 800 sayfalık rapor hazırladılar. Yayımladılar o raporu, özet raporu bana da sundular. DDK, Türkiye’nin her şeyini ele alıp inceleyecek değil, bir mahkeme değil. Her problemli işi de DDK’ya sevk edelim diye bir şey mümkün değil. DDK’nın rutin incelemeleri var. Önemli olaylar olduğunda gerek görülüyor, kamuoyunun vicdanını görünce bu talimatı veriyoruz... Soru: Hrant Dink de bu olaylardan biri değil mi? Doğrusu bununla ilgili mahkeme açıldığı için, epey bir merhale katedildiği için böyle bir şey aklımıza gelmedi... Ancak, olmaz diye bir şey yok tabii... Soru: AİHM Türkiye’yi 4 başlıkta mahkûm etti. Yaşam hakkından ihlal verdi. İhlallerden biri istihbarat olduğu hâlde tedbir almayanlar için etkili bir soruşturma yürütülmediği yönünde. Doğrudan idarenin tasarruf alanıyla ilgili konularda DDK’nın yetkisi var. AİHM’in verdiği bu ihlalle ilgili inceleme yaptıramaz mısınız? Veremezsiniz diye bir şey yok. Ben bir konu hakkında talimat vermeden önce çağırıyorum “Bu sizin alanınıza girer mi” diye soruyorum. Girerse hemen veriyorum talimatları. Soru: İdari soruşturmalar sonuçsuz kaldı, bazı davalar dosyadan ayrıldı ve tıkandı... Dink’i uyaran MİT görevlileri hakkında hiçbir şey yapılmadı. Bütün bu konular karanlıkta kaldı. Şu an sadece tetikçilerin yargılandığı bir süreç var. Ne Başbakanlık Teftiş Kurulu raporu ne TBMM komisyonu raporu yol alamadı. Ciddi olarak devlet içinde asker-sivil gerginliği ya da polis için de farklı grupların gerginliğine hapsolan bir tablo çıkıyor karşımıza... Ben gidince konuşacağım. DDK bir sorgulama, insanların ifadelerini alma kurulu değil. DDK araştırmalar yapıyor, sonunda hazırladığı raporu savcılığa, başbakanlığa, ilgili kurumlara gönderiyor. Bilmiyorum yapabilecek bir şeyse, tereddüt etmem. Soru: Bugün “1915 için komisyon kurulsun gelin belgelere bakılsın” diyorsunuz. Biz bir tek Ermeni asıllı vatandaşımızın ölümü üzerindeki perdeyi aydınlatamıyoruz. Bu Türkiye için daha uzun vadede de sıkıntıya yol açabilecek bir konu... Bir taraftan göz göre göre cereyan etmiş... Bunu geçenlerde de açıkça söyledim, diğer taraftan yargılamada bir aksaklık söz konusu olursa bu ayrı bir utanç olur şüphesiz ki... Ben gidince konuşacağım. Eğer DDK’nın yapabileceği bir şey olursa tereddüdüm olmaz... Soru: Bütün bunlar üstüne gidilmezse büyük bir şaibe bırakacak. Tabii şaibe bırakma çok önemli. İkincisi, herhangi bir şekilde buna benzer olayların tamamen olmamasını garanti etmenin yolu da bunları tam aydınlatmaktan geçiyor. Soru: AB Genel Sekreterliği sınavını Ermeni asıllı bir vatandaş kazandı. Danıştay, bu imtihana yürütmeyi durdurma verdi, iki yıldır AB Genel Sekreterliğine bu çocuk girmesin diye eleman aldırtmıyor. Olur mu böyle bir şey... Böyle bir şey utanç verici olur, kendi kendimizi reddetmek olur... Ama size bir şey söyleyeyim, ileride belki duyarsınız, bütün bunları arkada bırakacak ve bu memlekette kıymetli olan, değerli olan bütün vatandaşların eşit ama herkesin de her mevkiye gelebileceğini Müslüman gayrimüslim neyse bununla ilgili ileride bazı şeyler görürsünüz... Bu kadar söyleyeyim... Duyunca hatırlarsınız bu söylediğimi Soru: Hiçbir kamu görevlisi bundan dolayı bedel ödemiş değil... AİHM bundan dolayı mahkûm etti. Türkiye’yi böyle bir konudan dolayı mahkûm etmesini nasıl karşılıyorsunuz? Tabii ki hazmedemem... Böyle bir mahkûmiyet bizim başımızı dik tutmaz. Şimdi söylüyorum işte... Zaten kendi vatandaşını koruyamamışsın. Oradaki ihmaller belli. İkincisi, insanlar yakalanmış ama yakalanmış olmasına rağmen, bu kadar süre geçmesine rağmen her şey daha neticelenmemiş. Bu bizim için büyük bir zaaf tabii... Kendimi çok mahcup hissederim açıkçası, çıkıp da savunmam yani “hayır biz her şeyi doğru yaptık şöyle yaptık da böyle yaptık” diye gerekçe bulamam. Bunların olmaması lazım. Soru: Mahkeme kararını duyduğunuzda ne hissettiniz... Mahcup hissettim... Soru: Sizin için ayrı bir yönü de var. Bu sizin Cumhurbaşkanlığınıza giden yolun önüne set çekmek için de yapılan bir şeydi... Bu öyle olur, böyle olur... Bunlar bu tip şeyler hiçbir zaman Türkiye’yi onurlandırmaz, tam tersine mahcup eder. Bir de mahcup olmayıp pişkinlik gösterirsen o zaman daha kötü bir durum ortaya çıkar. Tabii ki süratli bir şekilde... Bunların Türkiye’ye zararı çok büyük Türkiye içinde ve dışında Türkiye imajına zararı, Türklük imajına zararı o kadar büyük ki... Bunları telafi etmek için dünya kadar uğraşsan edemezsin... Bunlar çok eski dönemlerin şeyleri... Bunlar hiç Türkiye’nin karşılaşmaması gereken şeyler... Soru: Santoro, Dink, Malatya cinayetleri... Son dönem hep gayrimüslimlere dönük eylemler... Kafes’te de... Ve bunların etrafında da iktidar savaşları.. Şimdi şöyle bir şey tabii ki siyasette de çok işlendi, Türkiye’de AB karşıtlığı ile beraber bir içe dönük politikalar... Bugün bile Türklerle buluştuğumda biri karşıladı memleket Kars satılamaz dedi... Şu satılmaz bu satılmaz... Sen çok sıkılmışsın gel seni Türkiye’ye götüreyim dedim... Niye yabancılara toprak satıyorsunuz... Burada evin var mı, var...Sen buraya gelip her şeyi alıyorsun ama adam senin memleketine gelirse, ne bu? Bunlar kötü bir propaganda, bu propaganda çok oldu Türkiye’de. Siyaseten de çok yapıldı. Soru: Hablemitoğlu da öldürüldü gitti... Onunla çok uğraştım. O kadar bire bir takip ettim ki o cinayet soruşturmasını. O dönem Emniyet, MİT hepsini Başbakanlığa çağırıp tek tek görüştüm. Hanımını birkaç defa çağırdım. Baş başa, başkalarının yanında konuşmak istemedi çünkü. Soru: Parmak izlerini buldunuz mu? Vardı... Soru: O zaman Hrant konusunda durmanız... Gülüşmeler... Soru: Yurt dışı kaynaklı... Hayır...... Soru: Devamı niye gelmedi Ulaşılamadı, çıkartılamadı... Bugün de hâlâ takip ederim... Muhakkak bu dosyayı da aydınlatacaksınız diye hâlâ sık sık sorarım ne durumda diye...Benim kısa Başbakanlığım dönemim var ama o dönem içinde olan bir şeydi, bundan dolayı ayrı bir sorumluluk hissederim. Her şeyi altüst etmekle ilgiliydi o iş. O cinayet olduktan sonra Türkiye’de kopartılan kıyameti düşünürseniz... Soru: Susurluk Komisyona raporu da Kutlu Savaş bütün bağlantıları ortaya çıkartıp fotoğrafını çekmişti... DDK’nın raporu da böyle bir yarar sağlayabilir... Doğrusu, dediğim gibi, bu işler olduğu sırada nedense sanki mahkemenin kontrolünde gidiliyor diye, belki zanlılar hemen yakalandığı için, mahkeme hemen başladığı için böyle bir ihtiyaç duyulmadı... Ben konuşayım, yapabilecekleri çerçeve içindeyse tereddüt etmem, bu tür şeylerde güçlü bir tavır konulursa bir dahakini önlüyor bunlar... İşte o zaman caydırıcı oluyor... Soru: Yargıtay Başkanı sizi ziyaret etti... Anayasa Mahkemesinin yargı üstü olacağı yolundaki görüşlere ne diyorsunuz? Bireysel başvuru hakkı anayasa mahkemesine verilirken bunun hiçbir zaman yüksek mahkemelerin temyiz makamı gibi olmayacağı zaten söylendi. Yüksek mahkemenin verdiği bir kararı doğru mu yanlış mı diye temyiz edecek bir makam olmayacak dendi... Bu zaten çok tartışmalı bir konuydu... Bu Anayasa Mahkemesine verilmeli mi verilmemeli mi sorusu yargı içinde büyük bir tartışma konusu oldu... Bununla ilgili hazırlanan taslaklar nedir görmedim tabii... Meclis’e yeni verildi herhalde... Soru: Hizbullah Burada durum çok açık... Bir tarafta tutukluluk süresi uzun diyoruz diğer tarafta 10 yılı yeterli görmüyorsun... bir tezat içindeyiz yani... cümlemizin başıyla sonu birbirini tutmayacak kadar tezat içindeyiz ... Türkiye’nin en köhneleşmiş yapısı açıkçası yargı... Bunun objektif bir biçimde reformlara tabi tutulması lazım. Avrupa’daki bütün yüksek mahkemelerin önündeki dosyaların belki de 10 misli kadar dosya Yargıtay’ın önünde bekliyor. Amiyane bir tabirle asacaksan as, keseceksen kes, sevk edeceksen serbest bırakacaksan bırak derler değil mi? Soru: Ama Avrupa ülkelerinde Yargıtay’ın önüne o kadar dosya gitmiyor ki... Doğru gitmiyor... Orada istinaf mahkemeleri var, ombudsmanlık var...Bizde her şey otomatik olarak en yüksek mahkemeye çıkıyor... Hakim sayısı, mahkemelerin sayısı, hakim kalitesi... sürati, imkanlar her açıdan... Türkiye’de herkes yurt dışına gider, askerler gider NATO çerçevesi içinde çok ilişkisi var, kaymakamların her biri yurt dışında bir yıl master yapar, emniyet müdürleri içinde o kadar çok masterlı doktoralı olan var ki ... öğretim üyeleri zaten... bir dışarıyla irtibatı olmayanlar bizim hakimler ... CUMHURBAŞKANI’NDAN YENİ ANAYASA YORUMU: Önemli konularda uzlaşma için elimden geleni yaparım Soru: Seçim sonrası atmosfer çok önemli dediniz... Seçim sonrası uzlaşma... Bu konuda sizin yapabileceğiniz şeyler yok mu? Niye olmasın. Nasıl şimdiye kadar yaptıysam, gerek önce gerek sonra yapabileceğim şeyleri yapmaktan geri durmam. Şu önemli, bakın bazen uzlaşma falan diyoruz. Yine usul o kadar önemli ki... Bazen bazı projeler ortak yazılabilir. Soru: Sizin Cumhurbaşkanı olarak Türkiye’yi ilgilendiren bir ana metin üzerinde inisiyatif almanız düşünülebilir mi? Partileri bir araya getirmek ya da temel prensipler ve usul ile ilgili inisiyatif almak gibi... Usulle ilgili ben ancak görüşlerimi telkin ederim... Herkes böyle bir şey olsun derse o da olabilir ama şimdiye kadar olmayan bir şey... Bunu zannetmiyorum ki herkes böyle bir şeyi Cumhurbaşkanlığı yapsın diyeceğini; çünkü usulde de bir yeri yok bunun... Ama gelirken de konuştuğumuz gibi seçim sonrası önemli, seçim sonrası herkesin en ciddi meseleleri konuşabileceği bir atmosfer olması lazım, onu şimdiden bertaraf etmemek lazım. Onun için daha 5-6 ay var, seçim sonrası her şeyin konuşulabileceği bir atmosfer lazım... Soru: Siz gelirken başkanlık sistemine ilişkin olarak benim de çekincelerim var dediniz . Özal da Köşk’e çıkmadan başkanlık sistemini savunuyordu ama çıkınca alttan aldı, benzer bir şey Demirel’de de oldu, oraya çıkınca daha mı farklı algılanıyor? Başkanlık sistemine Türkiye geçsin mi geçmesin mi diye bir gündem olur ve oturulur bununla ilgili artısı eksisi bilerek konur, böyle olmuyor Türkiye’de. Şey oluyor o anda sanki gündem değissin diye bir şey olsun diye pat diye... Yoksa bunun artıları da var eksileri de var... Ne istiyorsun denilir, olursa nasıl olacak böyle bir tartışma ortamı çıkar, ‘bunu hadi tartışalım’ denir, bu ciddi tartışılır ona göre... Ama öyle olmuyor, bakıyorsunuz herkes ayaküstü kimine geliyor hoş seda yapıyor kimine ters geliyor... Bunlar sağlıklı şeyler değil...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT