BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mekke fethinde müşriklere gösterilen yüksek ahlâk -1-

Mekke fethinde müşriklere gösterilen yüksek ahlâk -1-

Ebû Süfyân, Peygamberimize şöyle dedi: “Anam-babam sana fedâ olsun. Sana ettiğimiz bu kadar cefâdan sonra hâlâ bizi hidâyet yoluna davet ediyorsun. Ne hoş hilm ve ne güzel kerem sâhibisin.”



Geçen haftaki makâlelerimizde de belirttiğimiz gibi, Ebû Süfyân ve yanındakiler, korku ile mücâhidlerin arasından geçerek sevgili Peygamberimizin huzûr-i şerîflerine geldiler. Yolda Ebû Süfyân, Hazret-i Abbâs’a; “Haberler nasıldır?” diye sordu. O da; “Ey Ebû Süfyân! Sana yazıklar olsun! Resûl aleyhisselâm, karşı koyamayacağınız bir ordu ile üzerinize geliyor. Yemîn ederim ki, Kureyşlilerin hâli yaman olacak. Vay onların başına geleceklere” dedi. ONLARI GÜZEL KARŞILADI... Kâinâtın Sultânı, onları güzel karşıladı. Mekkeliler hakkında bilgiler aldı. Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra, onları İslâm’a davet eyledi. Hakîm bin Hızâm ile Büdeyl (radıyallahü anhümâ), derhâl “Kelime-i şehâdet” getirerek Müslümân oldular. Fakat Ebû Süfyân’ın tereddüdü devâm ediyordu. Peygamberimiz, o an için Ebû Süfyân’ı affedip, amcası Abbâs’a; “Onu bu gece çadırına götür, sabâhleyin bana getir” buyurdu. Sabâh olunca, Resûlullah’ın huzûruna götürüldüğünde; “Ey Ebû Süfyân! Henüz, ‘Lâ ilâhe illallah’ diyeceğin vakit gelmedi mi?” buyurdu. Ebû Süfyân, Peygamberimize; “Anam-babam sana fedâ olsun. Sana ettiğimiz bu kadar cefâdan sonra beni hidâyete çağırıyorsun, hâlâ bizi hidâyet yoluna davet ediyorsun. Ne hoş hilm ve ne güzel kerem sâhibisin. Yumuşak huylulukta, şereflilikte ve akrabâ hakkını gözetmekte senin üstüne yoktur. İnandım ki Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur... Eğer olsaydı bana bir faydası olurdu” dedi. Sevgili Peygamberimiz; “Benim Peygamber olduğumu da tasdîk etme zamânın gelmedi mi?” buyurunca, Ebû Süfyân, “Kelime-i şehâdet”i her iki kısmıyla birlikte söyleyerek Müslümân oldu. “Sen de Allah’ın Resûlüsün” diyerek Eshâb-ı kirâmdan olmakla şereflendi. MEKKELİLERE EMÂN VERİLMESİ Hazret-i Abbâs; “Yâ Resûlallah! Ebû Süfyân’a Mekkeliler nezdinde i’tibâr kazandıracak bir şey ihsân eder misiniz?” dedi. Peygamber Efendimiz, bunu kabûl edip; “Kim, Ebû Süfyân’ın evine girer, sığınırsa, ona emân verilmiştir, öldürülmekten kurtulur” buyurdu. Ebû Süfyân; “Ya Resûlallah! Biraz daha genişletir misiniz?” diye istirhâmda bulununca, sevgili Peygamberimiz; “Kim, Mescid-i Harâm’a girer, sığınırsa, ona da emân verilmiştir! Kim kapısını kapayıp evinde oturursa, ona da emân verilmiştir” buyurdu. Peygamberimiz, Ebû Süfyân’a (radıyallahü anh); bunu Mekkeli müşriklere bildirmesini emretti. Ebû Süfyân, Mekke’ye dönmek üzere izin istediğinde, Peygamberimiz, amcası Hazret-i Abbâs’a; “Ebû Süfyân’ı al, ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götür, vâdînin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazına ilet; İslâm ordusunun büyüklüğünü, heybetini ve çokluğunu, Müslümânların, Allahü teâlânın ordusunun ihtişâmını görsün” buyurdu. Görmeli ki, şâhid olduğu manzarayı müşriklere anlatsın ve karşı çıkan olmasın... Böylece, Harem-i şerîfte kan dökülmesin... Hazret-i Abbâs, Ebû Süfyân ile dağ geçidine giderken, mücâhidler harp düzenine girdi... Ebû Süfyân, göreceğini görmüş, işiteceğini de işitmişti; “Ben, Kayser’in de, Kisrâ’nın da saltanatını gördüm. Fakat böyle ihtişâmlısını görmedim. Ben, hiçbir zaman bugünkü gibi bir ordu ve cemâat ile karşılaşmadım. Böyle bir orduya hiç kimse karşı koyamaz, onlara güç yetiremez” diyerek Mekke’nin yolunu tuttu. “BUGÜN, MERHAMET GÜNÜDÜR” Hazret-i Ebû Süfyân, sür’atle Mekke’ye gelip, kendisini heyecân, endîşe ve merâkla bekleyen müşrik Kureyşlilere önce Müslümân olduğunu açıkladı, sonra da; “Ey Kureyş cemâatı! Bu gelen Muhammed’dir (sallallahü aleyhi ve sellem). Muhammed aleyhisselâm, karşısına çıkılamayacak kadar büyük bir ordu ile yanı başınıza gelmiş bulunuyor. Boş yere kendi kendinizi aldatmayınız? Müslümân olunuz ki, kurtulasınız! Ben sizin görmediklerinizi gördüm! Gelen orduda sayısız bahâdırlar, atlar ve silâhlar gördüm. Hiç kimsenin onlara gücü yetmez!” dedi. Bunun üzerine müşriklerin azılılarından bazıları, Ebû Süfyân Hazretlerine karşı çıkarak, hakâret ettiler. Hattâ, İslâm ordusuna karşı çıkmak için, acele hâzırlığa başladılar. Fakat bunların sayıları çok azdı. Diğerleri, bunlara iltifât etmeyerek evlerine koşup kapandılar. Bir kısmı da Mescid-i Harâm’a sığındılar. [Yarın, bu konumuza devam edelim inşâallah.]
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT