BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mekke fethinde müşriklere gösterilen yüksek ahlâk -2-

Mekke fethinde müşriklere gösterilen yüksek ahlâk -2-

Resûl-i Ekrem Efendimiz, kumandânlarına; “Size saldırılmadıkça, aslâ, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz. Hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz” buyurdu...



Server-i âlem Efendimiz ve şanlı sahâbîler, Zî-tuvâ vâdîsine gelip toplandılar. Âlemlerin Efendisi, mübârek gözleriyle Eshâb-ı kirâmını şöyle bir süzdükten sonra, hâtırına, sekiz sene önce Mekke’den ayrılışı, hicreti geldi... Bir avuç Eshâbı ile Bedir’de, Uhud’da, Hendek’de, Hayber’de, Mu’te’de... düşmânlara nasıl gâlip geldiğini hâtırladı... Şimdi, on iki bin Eshâbı, etrâfında pervâne olmuş, Mekke’ye girmek için bir emrini bekliyorlardı... Server-i âlem Efendimiz, bütün bunları ihsân eden Allahü teâlâya, en derin minnet ve şükrân duygularıyla dolu olarak hamd etti. Tevâzu ile mübârek başını önüne eğdi... “KİMSEYİ ÖLDÜRMEYECEKSİNİZ” Resûl-i Ekrem Efendimiz, kumandânlarına; “Size saldırılmadıkça, aslâ, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz. Hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz” buyurdu. Ancak isimleri belirtilen on beş kişiden kim yakalanırsa, Kâbe’nin örtüsü altına bile gizlenseler, cezâları verilecekti. Ramazân-ı şerîfin on üçü, cuma günü idi. Mücâhidlerden en önce harekete geçen, Hâlid bin Velîd Hazretleri oldu. Mekke’nin güneyinden Handeme Dağının eteklerine geldiklerinde, azılı Kureyş müşriklerinin kendilerine ok yağdırdıklarını gördü. Bu arada iki mücâhid, şehîd oldu. Hazret-i Hâlid de, savaş düzenindeki askerlerini hücûma geçirdi. “... Bozguna uğrayıp kaçanlar takip edilmeyecek, öldürülmeyecektir?” emrini verdikten sonra, ileri atıldılar. Bir ânda müşrikleri geriye püskürttüler. Çarpışma esnâsında yetmiş müşrik öldürüldü. Diğerleri, dağ başlarına, evlerine kaçtılar. Mukaddes Mekke’ye diğer yönlerden giren şânlı sahâbîler, herhangi bir direnişle karşılaşmadılar. Öldürülmesi emredilenlerden beş tanesi yakalanıp cezâları verildi. Diğerleri Mekke’den kaçtılar; onlardan önemli bir kısmı sonradan Müslümân olup affedildiler. Peygamberimiz, Kusvâ adlı devesi üzerinde, terkisinde de Üsâme bin Zeyd olduğu hâlde büyük bir tevâzu içinde, doğduğu belde mukaddes Mekke’ye giriyordu. Mücâhidler de, büyük bir heyecânla, dalga dalga, tekbîrler arasında Mekke’ye giriyorlardı. Server-i âlem Efendimiz, kendisine bu günleri gösteren Allahü teâlâya hamdediyor, büyük bir sürûr içinde, muzaffer Eshâbının arasında Mekke’nin fethini müjdeleyen, Fetih suresini tilâvet buyuruyordu. Sağında Ebû Bekr, solunda Üseyd ibni Hudayr, etrâfında Muhâcirîn ve Ensâr’dan bir kısım Eshâb vardı. Kâbe’yi görünce tekbîr getirdiler. Hacer-i esved’i ziyâret ettikten sonra, tekbîr getirdiler. Bunu sahâbîler takîb etti ve “Allahü ekber! Allahü ekber!” sesleri ile Mekke-i mükerreme semâları inlemeye başladı. Yükselen tekbîr sadâlarının akisleri dağlardan geliyordu. “HAK GELİNCE BÂTIL GİDER” Peygamberimiz Kusvâ adlı devesinin üzerinde Harem-i şerîfe girdi. Kâbe’yi deve üstünde yedi defâ tavâf etti. Tavâf sırasında Kâbe’deki putlar, elindeki değnekle işâret ettikçe ve dokundukça devriliyor ve “De ki hak geldi, bâtıl zâil oldu, çünkü bâtıl yok olmaya mahkûmdur” meâlindeki İsrâ sûresinin 8. âyetini okuyordu. Server-i âlem Efendimiz, Kâbe’nin çevresinde taştan ve tahtadan yapılmış bütün putların yıkılmasını murâd ettiler ve üç yüz altmış put yerle bir edildi... Öğle vakti girdiğinde, Resûl-i Ekrem Efendimiz Hazret-i Bilâl’e, Kâbe’de ezân-ı şerîfi okumasını emir buyurdu. O da, derhâl bu mukaddes vazîfeyi îfâ eyledi. Ezân okunurken, mü’minlerin kalbinde engin bir sürûr meydâna geliyor, müşrikler ise ziyâdesiyle elem ve üzüntü içinde kahroluyorlardı. Sevgili Peygamberimiz, Kâbe’nin içerideki resimleri ve yıkılan bütün putları temizlettikten sonra, yanında Hazret-i Ömer, Hazret-i Üsâme bin Zeyd, Hazret-i Bilâl, Hazret-i Osmân bin Talha olduğu hâlde, Kâbe’nin içine girdiler. Peygamber Efendimiz, içeride kapıyı arkasına alarak iki rekat namaz kıldı. Beyt-i şerîfin içini dolaşıp her köşede tekbîr getirip duâ eyledi ve bir müddet Kâbe’nin içinde kaldı. Hâlid bin Velîd Hazretleri kapının önünde duruyor, halkın oraya yığılmasına mâni olmaya çalışıyordu. [Peygamberimizin, Mescid-i Harâm’da toplanmış olan müşriklere ne buyurduğunu, inşâallah öbür hafta yazalım.]
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT