BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Şahin’in gerçek yüzü?!.

Şahin’in gerçek yüzü?!.

Utanarak tebessüm etti başını yastığına koyarken. - Ne zaman çıkarım kızım buradan? - Ne o? Acelen ne? Rahat rahat yat işte, çıkıp ne yapacaksın?



Utanarak tebessüm etti başını yastığına koyarken. - Ne zaman çıkarım kızım buradan? - Ne o? Acelen ne? Rahat rahat yat işte, çıkıp ne yapacaksın? Gözlerini kıstı, kararlı bir tonda mırıldandı: - Kızımı arayacağım, bulacağım onu. Hemşire umursamaz bir tavırla başını salladı: - Bulursun, bulursun, hele bir iyileş. * * * Şehnaz hayatından son derece memnundu. Sabah kalkar kalkmaz otel servisinden kahvaltı istiyorlar, odalarının havuza bakan balkonunda Şahin’le başbaşa kahvaltılarını ediyor, sonra havuza iniyorlardı. Az çok öğrenmişti yüzmeyi... Güneşten iyice yanmış, teni bronzlaşmıştı. Öğlen yemeğinden sonra biraz istirahat ediyor, sonra çevreyi gezmeye çıkıyorlardı. Manavgat’a, Side’ye, Aspendos harabelerine gitmişlerdi. Bir gün akşam yemeklerini Dim çayı kenarında yemişler, şırıl şırıl akan buz gibi çayın kenarında oldukça keyifli saatler geçirmişlerdi. Şahin çok içiyordu. İçtiği zaman olduğundan daha farklı bir kişiliğe bürünüyor, kabalaşıyor, genç kıza karşı beslediği kötü emellerinin ip uçlarını veriyordu. Fakat Şehnaz ise içinde bulunduğu kendisine renkli gelen dünyanın büyüsüne öylesine kapılmıştı ki, onun bu dönüşümünü fark edemiyor, cahilce bir teslimiyetle gözlerine mil çekilmiş gibi hiçbir şeyi göremiyordu. Ta ki o geceye kadar... Gündüz havuz sefalarını yapmışlar, öğleden sonra biraz istirahat edip dışarı çıkmışlardı. Alanya Kalesini gezecekler, çarşı içinde biraz dolaşacaklardı. Genç kız yeni alınan elbiselerinden birini giydi, ayağına o çok isteyip de sahip olmasının hayal olduğunu düşündüğü, ama sonunda Şahin tarafından kendisine alınan bantlı siyah ayakkabılarını giymişti. Saçlarını bir tokayla arkasından tutturmuş, pürüzsüz, gergin yüzü meydana çıkmıştı. Güneşin etkisiyle yanan cildi oldukça hoş görünüyordu. Şahin ise o sabah biraz asık suratlı kalkmıştı yataktan. Bu tatilden sıkılmıştı artık. Genç kızla birlikte olmaktan hevesini almış, eski iltifatlarından eser kalmamıştı. Biraz daha kaba davranıyor, isteklerini bile sert bir dille gerçekleştiriyordu. Hazırlanıp bekleyen genç kıza baktı ters ters: - Ne bu kıyafet yahu? - Ne var Şahin, senin aldığın elbise işte. Geçen gün de aynı şeyleri giymiştim. Önemli olan niza çıkartacak bir bahane bulmaktı. Kaşlarını çattı adam: - Çıkar onu üzerinden, çarşı içinde böyle gezilmez. Çaresiz boyun büktü Şehnaz. Usulca sordu gücenmiş bir sesle: - Ne giyeyim peki, sen söyle... - Bana ne soruyorsun, ne giyeceksen giy işte, ben senin moda uzmanın mıyım? Hafifçe güldü kız. Hoşuna gitmişti bu benzetme. Şahin ise gittikçe varlığıyla kendisini rahatsız etmeye başlayan Şehnaz’a yan gözle öfkeyle baktı: - Ne gülüyorsun, alay mı ediyorsun benimle? - Hayır Şahin, söylediğin laf hoşuma gitti. Komik geldi. - Çoluk çocuk avutacak halim yok benim, toparlan, dönüyoruz. İrkildi genç kız. Hayretle baktı karşısındaki adama. Kekeledi: - Ama... ama neden Şahin, ne güzel dinleniyorduk... Hem, bizi arıyorlardır daha... Genç adam bir sigara yaktı. Alaycı ve gaddar bir tavırla sırıttı: - Ararlarsa bulurlar. Gidersin annenin yanına... Ürperdi Şehnaz. Bu saatten sonra hangi yüzle, nasıl giderdi? Hem ne konuşmuşlar, ne söz vermişti Şahin?.. - Gider miyim, hani, hani evlenecektik ama... Bir kahkaha attı adam. Arkasını duvara dayadı, yüzünde şeytani bir gülümseme vardı. Şehnaz tanıyamıyordu onu artık. Gerçek yüzü hiçbir şeyin ardına saklanmadan, apaçık ortadaydı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT