BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mısır’da son söz ordunun

Mısır’da son söz ordunun

Hüsnü Mübarek içeride ve dışarıda iki unsura güveniyor. İçerideki güvencesi şu: Yıllarca yüksek maaş ve lüks lojmanlar tahsis ederek kendisine sıkı sıkıya bağladığı ordu, onun sözünden çıkmayacaktır.



İKİ UNSURA GUVENİYOR Hüsnü Mübarek içeride ve dışarıda iki unsura güveniyor. İçerideki güvencesi şu: Yıllarca yüksek maaş ve lüks lojmanlar tahsis ederek kendisine sıkı sıkıya bağladığı ordu, onun sözünden çıkmayacaktır. ABD GÖZDEN ÇIKARIR MI? Mübarek’in dışarıda güvendiği unsur ise şu: ABD, 1978’de imzalanan Camp David anlaşmalarından bu yana Washington’un bölgedeki çıkarlarına sadakatle hizmet eden Mısır’ı ve kendisini gözden çıkarmaz. Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali’nin bir halk hareketiyle devrilmesinden hemen sonra Mısır sokaklarının karışması bölgeyi yakından izleyen hiç kimse için sürpriz olmadı. 1981’de iktidara geldikten sonra, Mısır ordusunu, istihbarat birimlerini ve polisi arkasına alarak ülkeyi katı bir rejimle idare eden Hüsnü Mübarek’in, Bin Ali gibi koltuğunu bırakarak gitmek yerine, kabineyi görevden almak ve bir başkan yardımcısı atamak gibi birkaç küçük göz boyama hamlesi yaparak ülkeyi yönetmeye devam etmeye çalışmasını sadece inatçılıkla izah etmek mümkün değil. Mübarek biri içeride, diğeri dışarıda iki unsura güveniyor. İçeride, yıllar boyunca kendisine sıkı sıkıya bağladığı, ortalamanın üzerindeki maaşlardan, kalın duvarlarla Mısır gerçeklerinden soyutlanmış lüks lojmanlara kadar çok sayıda ayrıcalık verdiği Mısır Ordusu’nun kendi sözünden çıkmayacağına inanıyor. Tunus’ta, sokaklara dökülmüş halka kurşun sıkmayı reddederek, Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesine yol açan silahlı kuvvetlerin aksine, Mısır ordusunun gerekirse güç kullanmaktan çekinmeyeceğini hesap ediyor. Bu konuda yanılıp, yanılmadığını gösterilerin hız kesmemesi durumunda,?çok?kısa?bir?süre?içinde?göreceğiz. BAŞKASI BULUNAMADI Mübarek’in dışarıda güvendiği unsur ise ABD. Selefi Enver Sedat döneminden başlayarak,?Orta Doğu’da ABD’nin en fazla güvendiği devletlerin başında gelen Mısır, 1978’de imzalanan Camp David anlaşmalarından bu yana Washington’un bölgedeki çıkarlarına sadakatle?hizmet?ediyor. Sedat, Arap Birliği’nden atılmayı bile göze alarak İsrail’le barış antlaşması imzalamış ve bu ülkeyle diplomatik ilişkiler kurmuştu. Sedat’ın öldürülmesinden sonra yerine geçen Mübarek de, İsrail’le diyaloğu devam ettirerek, Arap dünyasının Filistin davasında tek ses olabilmesini engelledi.?1948, 1967 ve 1973 savaşlarında İsrail’e karşı Arap ülkelerine öncülük yapan Mısır’ın tutum değişikliği, bölgede en fazla İsrail’in işine geldi. Mübarek kendisine biçilen, Batı yanlısı, “söz dinleyen” Arap lideri olma rolünü başarıyla ifa etmesinin karşılığını da, yıllık ortalama 2 milyar dolarlık ABD yardımı alarak gördü. ABD’de Clinton ve Bush dönemlerinde Mısır yönetimi, “radikal dinci” akımların yükselişe geçmesini bahane ederek, ülkede yapılan seçimlerde demokrasiyle bağdaşmayan uygulamalarına pervasızca devam etti.?Bazı adayların seçime girmeleri yasaklandı, oy sayımında usulsüzlükler yapıldı, muhalefet baskıyla sindirildi. Washington yönetimi, kendisine sadık kaldığı sürece Mübarek’in uygulamalarına göz yumdu. Orta Doğu bölgesine demokrasi getirmekten söz eden, Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi’ne en büyük direnişi göstermiş olmasına rağmen, ABD Mübarek’i gözden çıkaramadı. Çünkü Washington yönetimi, Mübarek’in yerini doldurabilecek, aynı ölçüde Batı çıkarlarına hizmet edebilecek bir başkasını bulamadı. ALTERNATİF; ÖMER SÜLEYMAN Mısır ordusunun nasıl davranacağı da bir ölçüde ABD’nin tutumuna endekslenmiş durumda. Zira üst düzey generallerinin tamamı ABD tarafından eğitilmiş ve büyük ölçüde ABD’den alınan silahlara bağımlı silahlı kuvvetler, geleneksel olarak Batı yanlısı bir kurum olarak biçimlendirildi. Obama yönetimi, bir yandan Mübarek’e reform çağrısında bulunurken, diğer yandan da Mübarek’ten sonra ülkenin yine kendisine yakın bir lider tarafından yönetilmesini sağlamanın?yollarını arıyor. Bu noktada Washington için öncelikli olan Mısır’ın demokratik bir yönetime kavuşması değil, ülkenin, ABD çıkarlarına uygun biçimde hareket etmesinin teminat altına alınması. Eylül’de yapılması planlanan devlet başkanlığı seçiminin, gerçekten demokratik kurallara uygun gerçekleştirilmesi halinde?sandıktan?Müslüman?Kardeşler?örgütünün desteklediği bir kişinin çıkabileceği endişesini taşıyan ABD Mübarek’in, en az kendisi kadar “güvenilir” bir isme görevi devredene kadar ülkenin kontrolünü tamamen kaybetmesini istemiyor. Başkan Yardımcısı ve Başbakan?olarak?atanan?eski?istihbarat?şefi Ömer?Süleyman’ın göreve gelişini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Hem orduyu, hem de ABD’yi arkasına alan Süleyman, Hüsnü Mübarek’i oğlu Cemal’in devlet başkanlığı ümitlerini tamamen ortadan kaldırabilir. SESSİZ BEKLEYENLER Diğer taraftan, ülkedeki en organize muhalif örgüt olan Müslüman Kardeşler’in, liberallerin öncülük ettiği sokak hareketine destek vermeyerek, geri planda durması, Mübarek yönetiminin direniş gücünü artırıyor. Müslüman Kardeşler’in “bekle ve gör” politikası takip etmesinin arkasında, Mübarek’in orduyu harekete geçirmesi durumunda, doğrudan hedef olma endişesi yatıyor. Nitekim 1982’de Suriye’nin Hama ve Humus ketlerinde Hafız Esad’ın emriyle Müslüman Kardeşler’e karşı yürütülen askerî operasyonda 25.000 kişi öldürülmüştü. Müslüman Kardeşler böyle bir katliamın hedefi haline gelmeden, gelecekteki Mısır siyasi denkleminde en etkili unsurlardan biri olmaya devam etmek istiyor. Bunun yanında, Müslüman Kardeşler, kendilerini çok iyi tanıyan Ömer Süleyman’la üstü örtülü bir işbirliği yürütebileceklerini, karşılığında da siyasi avantaj sağlayabileceklerini hesaplıyorlar. ANKARA’NIN TUTUMU Bütün bunlar olup biterken, son yıllarda Orta Doğu’daki etkinliğinin arttığı iddia edilen Türkiye’ye kimse dönüp de, “Acaba Ankara ne diyor?” diye sormuyor. Zaten, Lübnan’daki hükümet krizi sırasında başarısız bir arabuluculuk girişiminde bulunan Türkiye’nin de, Mısır gelişmeleri hakkında -Tunus’ta olduğu gibi- klasik “itidal çağrıları” dışında yaptığı bir açıklama yok. Daha iki hafta önce Cumhurbaşkanı Gül’ün elini sıktığı Yemen Devlet Başkanı’nı sallayan sokak gösterileriyle ilgili de bir açıklamamız yok. Türkiye’nin kendinden menkul değil, gerçek bir bölgesel lider olduğunu ispatlayabilmesi için bu tür kritik anlarda, daha aktif ve yapıcı rollerle sahne alması gerekmez miydi? Eğer demokrasiye ve insan haklarına güçlü biçimde destek vermek gerçekten Yeni Türk Dış Politikası’nın temel değerleri arasındaysa, bu ilkeyi sözde değil, özde de savunmak lazımdır. Diktatörlerin değil, uydu televizyonları yoluyla Türkiye’ye gözlerini dikmiş, demokrasiye susamış halkların yanında olmak icap eder. GÖSTERİLER GİDEREK TIRMANIYOR Tunus’tan Mısır’a da sıçrayan gösteriler, Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in açıkladığı göstermelik reform paketine rağmen durmak bilmiyor. Şiddet ve yağmaya karşı Mübarek’in en büyük güvencesi ise Mısır ordusu. Askerler özellikle yağmacılara karşı son derece sert. Yakalanan yağmacılar tanklara zincirleniyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT