BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Zamane çocukları

Zamane çocukları

Hızla öğrendikleri, bilinçsizce tükettikleri, sorumluluklardan kaçtıkları, bilgiççe cevaplar verdikleri için “zamane çocukları” yaftasını almak onların seçimi değil.



> Sinem Bütün Bir gün dede ile 5 yaşındaki torun gezintiye çıkar. Önlerinden güzel bir araba geçer ve dede: “Bak yavrum düt düt geçiyor” der. Torun da gayet sakin bir şekilde: “Dedeciğim o düt düt dediğin sekiz silindirli, otomatik vites, 2010 model bir araba” der. 25-30 yıl öncesinde çocukluğunu yaşamış bizler için bu hikâyecik, yüzlerimizi gülümsetmenin yanında oldukça hayret vericidir. Ama bu ve benzeri durumlarla o kadar sık karşılaşırız ki sonunda tüm sözler tek bir ifadeye doğru yönelir: “Zamane çocukları işte!” Bizler çocuklarımızın öğrenme hızlarını, hayatı algılayışlarını, konuşma stillerini, oyunlarını ve heyecanlarını şaşkınlıkla izlerken onlar da bizlerin çocukluk hikâyelerini bambaşka bir türmüşüz gibi dinler. ONLARA MASAL GELİYOR 10 yaşındaki oğlunuz size gelip: “Benim yaşımdayken bilgisayarda hangi oyunları oynardın baba?” diye sorduğunda ona: “Senin yaşındayken bilgisayarım yoktu. Hatta o zaman bilgisayar diye bir şey bile yoktu” diye cevap veriyorsanız oğlunuz bunu büyük ihtimalle anlamayacaktır. Kızlarınız son moda kıyafetleri içinde, saçlarına ışıltılı tokalar taktıkları oyuncak bebekleriyle oynarken “Ah ah, bizim zamanımızda kâğıt bebekler vardı. Elbiseleri makasla keser, üstüne kıvırarak koyardık” demek ne kadar anlamsızsa, onlara: “Sizinkisi de çocukluk mu?” demek o kadar anlaşılmaz olacaktır. Bizler; parkta, bahçede düşe kalka oyunlar oynayan, parmaklarımızı üst üste koyunca küsüp sonra barışan, kartpostal biriktiren, gazete kupürü kesip saklayan, daha güçlü olmak için ekip ruhuyla hareket edip “Birlikten kuvvet doğar” sözünü bire bir yaşayan çocuklar olarak büyüdük. Bu şekilde bakıldığında çocuklarımızın büyük bir çoğunluğu yaşadığımız güzellikleri göremeden büyüyecekler. Belki de zaman gelecek ve dalından meyve yemenin, ağaca çıkmanın keyfini bilemeyecekler ya da yağmurdan sonraki toprak kokusunu duyamayacaklar. Bahçeleri, çayırları bizden masal gibi dinleyecek ya da herhangi bir internet arama motorunun sunduğu görsellerden öğrenecekler. DOĞMADAN ERGENLİK Hızla öğrenmek, bilinçsizce tüketmek, milyarlarca bilginin içinde yüzerken olan bitene ilgisiz kalmak, sorumluluklardan kaçmak, ertelemek, bilgiççe cevaplar verdikleri için “zamane çocukları” yaftasını almak onların seçimi değil. Görmediğimiz bir şey var ki o da bu dönemin çocukları doğar doğmaz kendilerini ergenlik çağında buluyorlar. Yaşlarının ilerisinde tavırlara bürünüp hiç beklemediğimiz cümleler kuruyorlar. Dar alanlara sıkışıp kaldıkları için enerjilerini sizin sınırlarınızı zorlayarak boşaltmaya çalışıyorlar. Bir kısmı kendini eğlendirmeyi bilemediği için sizi hayatlarının merkezine koyuyor ve sizsiz bir şey yapamıyorlar. Oyun oynarken, ders çalışırken hiçbir yardımınız olmayacağını bilseler bile sizleri yanlarında istiyorlar. Durum böyle diye onlara acımak ya da sizin çocukluğunuzdan bambaşka bir hayat yaşadıkları için onları suçluymuş gibi görmek olmaz. Bir eşya alındı mı yıllarca evin köşesinde duran hayatlar geride kaldı. Şimdi aldığımız her şey kısa zamanda eskiyor. Sürekli yenilenen bir dönem yaşıyoruz. O zaman bizler de az çok kendimizi değiştirelim ki ne hayatın gerisinde ne de çocuklarımızın uzağında kalalım. PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” twitter.com/twtci tootsieroll Bir insanın klavyesinde a, s, d, w tuşları silikse oyun hastası, rakamlar silikse muhasebeci, q silikse “emo” denilen özgürlüğe mahpus genç türüdür. Enter silikse Yılmaz Özdil’dir. cinsadam “Acaba karne nasıl”, “Kaç zayıf var” diye soramıyoruz artık, bütün atraksiyonu, ekşını bitirdin be e-okul. kutup_zencisi Yeni nesil geometrik şekiller: Şeytan üçgeni, feleğin çemberi, krizin teğeti, günün karesi, cadı küresi, apartman dairesi, arkadaş yamuğu... timblnt Üniversite kış oyunları dediğin bizde pişti, king, batak, okey, tavladır. Sanırım bu yüzden Çeklerden buz üstünde 16 tane yedik. volkileaks Anadilimiz gibi 2 yabancı dil konuşuyoruz; “İLGİSİZCE” ve “ANLAMAZCA”. baba Camına “arabada bebek var” stickerı yapıştıran şahsiyet, ışıklarda bebeğe çeyrek altın mı takalım, ninni mi söyleyelim, ne istiyorsun söyle? PlayKit Muhteşem Yüzyıl adlı dizinin sonunu öğrenmek istemeyen bir grup liseli, tarih derslerine girmeme kararı aldı. borastronaut Dershane testini otobüste kontrol ederken hepsini doğru yapmış gibi tik koyan liseli, yanındaki kız 2 durak önce indi canısı. Durabilirsin. tek “Evlenince ben yaparım hayatım sen yorulma” cümlesine aşkın -i hali, zamanla “Kalk bi çay koy” cümlesine dönüşümüne de yalın hali denir. tekerlek Facebook; “tanıyor olabileceğiniz kişiler” yerine “keşke tanımaz olaydım” yazılımı geliştirse işte o zaman yüzyılın ödülünü toplar. Elif_Safak “Aşk bir milad demektir. Şayet ‘aşktan önce’ ve ‘aşktan sonra’ aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir.” dereotundan Flash Tv’de Kieslowski’nin, üç renk üçlemesinin ilk filmi olan “mavi” var... Şaka abi şaka gene halay çekiyolar. PAYLAŞIM MERKEZİ YEMEKTE SU İÇMEK Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen su, yenilen gıdaların sindirilmesine yardımcı olur ve gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunur. Ayrıca midede, doygunluk hissi uyandırır ve böylece fazla yememize engel olur. Yemek bitiminde su içmeye ise “tehlikeli” demek abartılı olabilir, fakat rahatsız edici ve bazı durumlarda acı verici olabilir. Yağ ve bazı peynirler gibi sıcak iken sıvı olup da soğuduğunda katılaşabilen şeyleri yedikten sonra su içersek midenin içinde anında katılaşırlar ve bu da sindirim sürelerini hayli uzatır. Normalde bu tür şeyler yediğimizde midenin kendi sıcaklığı, onları yarı sıvı kıvamda muhafaza edip bir sonraki aşamaya geçirmeye yeterlidir. HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY RÜYA > Rüya kelimesi Arapça’dan gelmektedir ve uyku, istiğrak ve bayılma gibi hâllerde görülen şeylere denir. Bebekler, 3 yaşına kadar kendileri hakkında rüya göremez; fakat 7 yaşına kadar bir erişkin insandan daha fazla kâbus görür. > Gördüğümüz rüyanın yarısını uyandıktan 5 dakika sonra hatırlayamayız, 10 dakika sonra ise %90’ı aklımızdan uçar gider. Ünlü şair Samuel T. Coleridge bir gün müthiş bir rüya görür ve uyanır uyanmaz alır kalemi eline, döker kâğıda gördüklerini. 54. satırı yazdığı sırada bir ziyaretçisi gelir, hemen görüşüp tekrar kaleme sarılır ki gitmiştir her şey. Yazdığı ise ünlü Tatar Kralı Kubla Khan’la ilgili meşhur bir şiirdir ve şiir 54. satırda kalır, şiire tek bir kelime dahi ekleyemez. > Evet, rüyamızda sık sık yabancı yüzlerle etkileşim içine gireriz, örneğin eli bıçaklı biri tarafından kovalanırız. “Bu kim ki?” falan deriz uyanınca, fakat bu yabancı yüzleri beynimiz üretmiyor; bunlar hayatımız boyunca görüp de tanımadığımız ya da hatırlamadığımız simalar. Yani bizi kovalayan kişi, biz küçük bir çocukken babamızın arabasına benzin dolduran bir benzinci olabilir. YAZILI YOKLAMA > Soru: Hayalinizdeki öğretmeni yazınız. Cevap: Hayalimdeki öğretmen “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisindeki küçük Osman olsun, bize kâğıttan gemiler yapsın, kızdığında üzgün çocuk olup masum masum baksın. > Soru: Ülkemizin demir yataklarını yazınız. Cevap: Somya, karyola, kanepe, divan. > Soru: Marmara Bölgesinin iklimi nasıldır? Cevap: Marmara bölgesinde miki iklim tipi görülür. Yumuşakımsı bir iklim olduğundan soğuk havaya dayanıksızdır. GOOGLE ARENA arama motorlarına göre karşılaştırma Barış 32 milyon Savaş 11.7 milyon Kurtlar Vadisi 19.1 milyon Ihlara Vadisi 71 bin Görsel zekâ 419 bin İşitsel zekâ 32 bin BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? 2007’de twitter sitesinde günlük 5 bin twit yazılırken bu sayı 2010’da günlük 90 milyona yükseldi. Facebook ise, 2007’de 30 milyon üyeye sahipken, şu anda 500 milyonu aşkın kullanıcıya sahip. SALİH UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Canavar ne zaman emekli olur? Ülkemizde son on yılda trafik kazalarında ölen kişi sayısı 45 bin. Yani teröre şehit verdiğimiz sayıdan daha fazla. Ürpertici bir tablo... Trafik cezalarındaki yeni düzenlemeler ve altyapı çalışmaları son birkaç yılda memnuniyet verici bir gelişme gösteriyor. Ancak zihniyet değişmeden meseleyi kökünden çözmek zor. Bunun için de algı yönetimi şart. Çünkü kendi kendimize maalesef olayın vahametini kavrayamıyoruz. Mesela üzerinde bombayla yakalanan bir terörist haberini seyrederken içimiz nefret doluyor. Ama trafik kontrolünde yakalanan sarhoş sürücünün polisle yaptığı bol tükürüklü muhabbeti skeç tadında, gülerek seyrediyoruz. Biri bombayı eline almış insanların canına kastediyor. Diğeri kendisi bomba olmuş aramızda geziyor. Ama ne hikmetse hiçbirimizin kılı bile kıpırdamıyor. Şimdi soruyorum. Kalabalık bir yolda ailenizle yürürken sırf zevk için elinde tabancayla sağa sola ateş ederek yürüyen bir kişiye ne gözle bakarsınız? Katil, değil mi? Peki, trafiğin en yoğun olduğu saatte gözüne kestirdiği bir arabayla kapışan ve herkesin hayatını tehlikeye atan sürücüye niçin aynı ciddiyetle yaklaşamıyoruz? Aslında algı yönetimi için yürütülen bir kampanya var. Caydırıcı etkisi olsun diye seçilen figür de hepimizin yakından tanıdığı “trafik canavarı”... İşlenen bütün suçları ve rezaleti üstlenen sanal günah keçisi... Tampon seviyesinde yaşanan seviyesizlikleri, korna melodileriyle oluşturulmuş küfür dilini önlemek için başlatılan bilinçlendirme hareketinin başaktörü... Peki, bir işe yarıyor mu? Elbette hayır! Eğer yetkililer sosyolojik bir araştırma yapmış olsalardı, Susam Sokağı’ndaki kurabiye canavarıyla büyüyen bir nesle, trafik canavarı figürünün hiçbir caydırıcı etki yapmayacağını anlarlardı. Ayrıca Türkiye’de “canavar” kelimesi çok kabiliyetli, iş bitirici insanlar için kullanılıyor. Birileri çocuğumuz için, “Canavar gibi çocuk maşallah” deyince koltuklarımız kabarmıyor mu? Ben şahsen, Türkiye’nin en işlek caddelerinde boy gösteren bu dişlek arkadaşın acilen emekliye ayırılması gerektiğini düşünüyorum. Ücretli izin de verilebilir. Boşalan kadroya da Türk toplumunun hassasiyetlerine uygun şekilde büyükbaş hayvanlar alınmalı. Mesela alkollü araç kullanımını önlemek için şehrin çeşitli yerlerine elinde birayla araba kullanan bir öküz resmi konabilir. Emniyet şeridinde seyreden bir dana ve arkasında bekleyen ambulans resminin de oldukça etkili olacağı kanaatindeyim. Bazılarınızın, içinden, “O kadarı da ayıp olur!” dediğini duyar gibiyim. Peki, yaşanan hoşgörü israfı yüzünden on binlerce kişinin hayatını kaybetmesi sizce de daha büyük bir ayıp değil mi?
Reklamı Geç
KAPAT