BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tiyatro kimsenin tekelinde değil!

Tiyatro kimsenin tekelinde değil!

İstanbul Halk Tiyatrosu’nda sahnelenen ‘Alevli Günler’in usta oyuncuları Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin, Cem Davran ve Erkan Can’la sahne hayatını konuştuk.



YETENEK VE EĞİTİM BİRLEŞMELİ Alevli Günler oyununun Türkoloji profesörü Cem Davran “İsteyen tiyatro yapsın, ama kafa üstü çakılmak istemiyorlarsa, mutlaka eğitim alsınlar. Bu işin başka gerekleri de var ama eğitim önemli. Yetenekle eğitim birleşmeli” diyor. TİYATRO KÜLFET DEĞİL ZEVK İstanbul Halk Tiyatrosunun dört ünlü oyuncusu Erkan Can, Cem Davran, Yıldıray Şahinler ve Bahtiyar Engin’in ortak fikri şu: “Tiyatrosuz olmuyor. Bundan çok büyük bir keyif alıyoruz. Eğlenerek yapıyoruz. Tiyatro külfet değil bizim için...” SUNUŞ Her gün yeni diziler, teknolojinin son nimetlerinden faydalanılarak çekilen yüksek bütçeli filmler, sosyal medya ağları, 1 günde milyonlara ulaşan videolar, kısa filmler... Dünya öyle bir yere geldi ki sanki 20 sene öncesinden hiçbir şey kalmadı elimizde. Ama öyle bir şey var ki, onun sadeliğinde ihtişam, duruluğunda kudret var. Onu izleyen de başkadır, kendini izleten de... Hemhal olurlar aynı çatı altında... Sanırım siz de tahmin ettiniz, bunca büyü ya peri tozunda olur, ya da tiyatro sahnelerinin tozunda... Alevli Günler isimli muhteşem oyunlarının galasında günümüz Türk tiyatrosunun dört usta ismi, Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin, Cem Davran ve Erkan Can’la sahne tozunu, dostluklarını, kurdukları ekibi, İstanbul Halk Tiyatrosunu ve son oyunları Alevli Günler’i konuştuk. Sohbet bir yana, oyun gerçekten harikaydı. Mutlaka izleyin. Şimdi buyurun oyunumuza; yani sohbetimize... İstanbul Halk tiyatrosu nasıl oluştu? Y ıldıray Şahinler: 2006 yılında Kemal Kocatürk, Levent Üzümcü, Bahtiyar Engin ve ben bir araya gelerek tiyatroyu kurduk. Hepimiz şehir tiyatrosundan olmamıza rağmen özel tiyatrolarda da oyunlar yaptık ve şehir tiyatrosundan ayrı olarak özel tiyatro kurmak istedik. Kendimizi bulmalıyız, düşündüklerimizi yapabilmek için daha serbest olmalıyız dedik ve çabamızın sonunda 5 sezondur perde açıyoruz. Alevli Günler de İstanbul Halk Tiyatrosunun bir oyunu, neden Alevli Günler? Bahtiyar Engin: Oyunun yazarı Irmak Bahçeci kardeşimiz. Kendisi Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dramatik Yazarlık’tan mezun. Bu oyun da onun Türkiye promieri. Yazdığı ilk oyunlardan birisi. Bu oyunu yazdığında 24 yaşındaydı, çok genç bir yazar. Adını Alev koydu ve biz, kardeşimiz nasıl koyduysa öyle oynuyoruz. Adındaki alevin Cem’in oynadığı rolle yakından ilgisi var. Ekip nasıl bir araya geldi? Bahtiyar E: Bu ekibi kuran, yönetmenimiz Yıldıray Şahinler’dir. Kendisi seçti kastını. Bu oyuncularla daha doğru olacağını düşündü. Erkan’la Cem de sağ olsunlar bizi kırmadılar. Tiyatromuza el verdiler ve hep beraber başarılı bir işe imza atmış olduk. BAŞLAYIŞ O BAŞLAYIŞ!.. Erkan Bey’in de Cem Bey’in de tiyatroya verdiği bir ara var. Dönüşünüz, bir araya gelişiniz nasıl oldu? Erkan C: Kendiliğinden dönüş oldu. Hani derler ya sadece susayan suyu değil, su da susayanı bulur. Denk geldi yani. Tiyatro yapayım diye kendi içimde devamlı konuşuyordum. Ama kimseye de bir şey söylemiyordum. İşte bir gün Arif Akaya ve Bahtiyar geldi. “Hadi tiyatroya, Sürmanşet oyununa” dediler. “Olur mu olmaz mı, tamam” dedik. Söz verdik. Başladık oyuna. Başlayış, o başlayış. Cem D: Arkadaşlarımın da dediği gibi hayat insanları bir yerlere savuruyor. Birbirlerinin tıfıllık, çocukluk hallerine şahitlik eden insanlar dağılıp gidiyor. Neyse ki bizi çok uzaklara savuramadı. Yani ayrı olsak da hep uzaktan bildik birbirimizin nerede olduğunu, ne yaptığını. Bir sabah da eşim “Cem sen artık tiyatroya dönmelisin” dedi. O beni tiyatrocu Cem olarak tanıdı. Onun aşık olduğu adam daha derli toplu, tiyatrocu bir adamdı. Sanırım bende bir şeylerin eksildiğini fark etti. Bahtiyar E: Biz de o esnada bu oyun için bir kast yapıyorduk. Tarık Öztürk rolü için de Cem’i arasak mı, aramasak mı, acaba yoğun mudur diye düşünürken biz bir arayalım da istemezse o reddetsin dedik. Ve meğer bizim aradığımız an Cem’le Hilal’in konuştukları anmış. Cem teksi bile görmek istemeden kabul etti. Cem D: Ben hakikaten teksi, oyunu bile bilmeden evet dedim ama. Aslında tiyatro yapayım da ne olursa olsun anlayışında da değildim. 9 yıllık aranın son 2-3 yılına baktığımızda her sene 3-4 oyun teklifi alıyordum ama bir türlü kabul edemedim. Arkadaşlarım arayınca tiyatro ikinci sebep oldu. Yıldıray, Bahtiyar çok eski dostlarımdı. Tiyatrodan önce onlara döndüm. Onların tiyatro dünyasına, tiyatro ruhuna inanıyordum ve onlarla düşünmeden oyun yapabilirdim. Erkan C: Benim için de aynı duygular geçerlidir. Yıldıray benim sınıf arkadaşım, Bahtiyar okul arkadaşım. Cem’i 20 yıldır tanırım. Bu kişilerle yapılacak bir tiyatro tamdır, tamamdır. ÖZEL YETENEKLİ ÇOCUK Çocuk yaşta profesyonel oyunculuğa başlamışsınız? Cem D: Evet, ben çok küçükken tiyatroya başladım. O zamanın ustaları sınavla alırdı öğrencilerini. Şehir tiyatrosunun kadrosuna alındığımda 16 yaşındaydım, yaşım küçük olduğu için devlet memuru olamıyordum, bunun için yetkili kurulun izni gerekiyordu. “Özel yetenekli çocuk kontenjanı”ndan şehir tiyatrolarına alındım. Hayatımın o andan itibaren dörtte üçü şehir tiyatrolarında geçti. Özel tiyatrolarda da oynadım, ama ben şehir tiyatrosu oyuncusuyum. Sonra araya televizyon girdi. İşte bir sabah Yıldıray aradı. Televizyon, sinema yetmiyor, tiyatrosuz olmuyor demek ki? Yıldıray Ş: Tiyatrosuz olmaz. Biz o kadar çok seviyoruz ki tiyatroyu. Burada en yenimiz 25 yıllık oyuncudur. Burada bulunduğu her hangi bir yerde istediğini yapamamış kişi yok. Ama biz deli gibi bir de dışarıda özel tiyatro kurduk. Bundan çok büyük bir keyif alıyoruz. Eğlenerek yapıyoruz. Tiyatro külfet değil bizim için. Karşılığını buluyoruz birbirimizde. Bahtiyar E: Ben kendi adıma rüyalarımı yaşıyorum. Konservatuvardan bu yana hep idealim sadece tiyatro yaparak hayatımı idame ettirebilmekti. Şu anda biz hayalimizi yaşıyoruz. Çok daha özel projeler, çok özel bir tiyatro arzu ediyoruz. Erkan C: O da olacak. Belki bir bina yapacağız, akademik bir tiyatro olacak. Gençler gelecek gidecek, onlarla tiyatro çalışacağız. Herkes tecrübesini aktaracak birbirine. Tiyatro festivalleri yapacağız. Fabrika gibi çalışan bir yer yapacağız. Cem D: Biz şanslıyız, en sevdiğimiz şeyi yapıyoruz, Bir de üstüne para alıyoruz. Geleneklerimizi seviyorum. Onun güzel, kökleşmiş yanlarını alıp bugünün imkanlarıyla harmanlıyoruz. Bugünü ve yarını da önemsiyoruz. Bu ekiple bu işi bir ömür yapabiliriz. Ben bu oyuna çıkıp Bahtiyar’a, Yıldıray’a, Erkan’a baktığımda ustalarımı görüyorum. Sanki benimle beraber sahneye Muhsin Bey de çıkıyor, Vasfi Bey, Suna Pekuysal, Atıf Avcılar, Halide Pişkinler de çıkıyor. Bu ekibin öyle bir yanı var. OYUNCULUKTA İLK 30 YIL ÖNEMLİ Ekip ruhu çok kuvvetli sizde, birbirinizin enerjisinden, dostluğundan da besleniyorsunuz. Bahtiyar E: Çocukluktan beraberiz, özelimizi de biliyoruz, hayatın zorluklarını güzelliklerini de beraber yaşadık. O yüzden belki biraz daha ilerideyiz başka gruplara göre... Yıldıray Ş: Ama ben çok fazla bu sinerjiyi özel hayatımıza bağlamak istemiyorum. Biz özel hayatımızda görüşmesek de profesyonel hayatta buluruz birbirimizi. Çünkü böyle yaklaşan, keyif alan insan sayısı kısıtlı. Tv mi? Tiyatro mu? Cem D: Hepsi. Bunların hiç birini birbirinden ayırmıyorum. Bunların hepsinin alt yapısında tiyatral zenginliğin olduğunu düşünüyorum. Ciddi bir oyuncu enflasyonu var, nasıl buluyorsunuz sektörün oyuncu kalitesini? Cem D: Ben kimseye kartvizit vermeyi sevmiyorum. İsteyen yapsın, ama buyurun gelin burada rahat bir alan var diye de kimseyi uçurumdan atmak istemem. Öyle cahil cesareti varsa ve kanatlanabiliyorsa buyursun atlasın. Kimsenin tekelinde değil. Benden isterlerse şayet bir ağabey tavsiyesi, kafa üstü çakılmamak için mutlaka bir eğitim alsınlar. Bu işin başka gerekleri de var ama eğitim önemli. Yetenekle eğitim birleşmeli.. Erkan C: Bizim ustalarımız oyunculuğun ilk otuz yılı çok önemli derdi. İstemek, sevmek, kararlılık, iç disiplin çok önemli oyunculukta... Biz Erkan Beyi dizilerinde çok sevdik, sıcacık geldi bize. Siz yıllardır tanıyorsunuz özel hayatında da bizim düşündüğümüz gibi midir? Cem D: Size yansıyan bu yüzü. Bu yansımanın bir de arkası var ( gülüşmeler). Yıldıray Ş: Ben Erkan’ı 25 yıldır tanıyorum. Hiç sevmeyeni bırakın, biraz sevmeyeni bile görmedim. Onu azıcık tanımak, yeterli sevmek için... Erkan mı diye burun kıvıranı hiç görmedim. Oyunculuğu, oturup kalkması, insanlığı ile ilgili bir tek olumsuz şey duymadım, duyamazsınız. Cem D: Ben de öyle düşünüyorum, biraz bize fazla Erkan. Erkan’ın özel insanlardan olduğunu düşünüyorum. Bir kere daha böylesine bir arkadaşı bulamayacağımızı düşünüyorum çünkü. Safranbolu evleri gibi koruma altına alınmalı. Kıymeti bilinmeli Erkan’ın. Erkan C: Benim hayatım arkadaşlarım. Toplu yaşamayı, komin yaşamayı severim. Çok önemli arkadaşlarım, dostlarım benim için. Hepsi çok kıymetli... 3 FARKLI ADAM VE 3 HAYAT Oyunun konusu nedir? Yıldıray Şahinler: Bir Türkoloji profesörünü oynuyor Cem. İki yakın arkadaşı var; çok sağlam dostlukları olan 3 farklı adam. Eğitimleri de farklı. Birisi muhasebeci, diğeri mahallenin kasabı. Dünya görüşleri, hayat biçimleri çok farklı olsa da bunlar bir arada çok güzel yaşayabiliyorlar... Birlikte masalar kurup gülebiliyor, kavgalar ediyorlar. Fakat profesör diğerlerinden farklı... Sonra kansere yakalandığını öğreniyor ve bazı olumsuz düşüncelere kapılıyor. Arkadaşları bunları garip buluyor ve anlamaya çalışıyorlar. Bu her konuda böyle. Burada biz hiç ayırım gözetmeden bunu söylüyoruz. Oyunu da öyle yorumladık. Şu iğne çuvaldız örneği gibi değerlendirmekte fayda görüyoruz. Biz kendimiz kalabalık tarafta olduğumuzda en acımasız davranışları gösteriyoruz, sonra bir kalabalık gördüğümüzde şikayet etmeye başlıyoruz, sonra tekrar yer değiştiriyoruz. Bu, sosyal, politik olarak da, bireysel olarak da böyle. Bunda bir anlaşmak lazım dedik ve bunu anlatmak istedik. Burada her renkle, görüşle yaşamak gerektiğini anlatmaya çalıştık.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT