BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bunu sen istedin doktor!”

“Bunu sen istedin doktor!”

Doğan bey arkasına yaslanmış, Füsun’un hazırladığı sade kahvesini yudumluyordu. Sabahtan beri beş hastaya bakmıştı. Öğle tatili vermiş, caddenin karşısındaki kebapçıdan getirttiği lahmacunları yedikten sonra hazmetmesi için kahvesini içiyordu.



Doğan bey arkasına yaslanmış, Füsun’un hazırladığı sade kahvesini yudumluyordu. Sabahtan beri beş hastaya bakmıştı. Öğle tatili vermiş, caddenin karşısındaki kebapçıdan getirttiği lahmacunları yedikten sonra hazmetmesi için kahvesini içiyordu. Yaklaşık bir haftadır Recep ortalarda görünmüyordu. En son Oktay’la arkadaşının geldiği gün görmüştü Doğan bey kendisini. Caddenin öte yanından alaycı ifadesiyle izliyordu kendilerini. Gözlerini kapatıp ayaklarını uzattı. Defterdeki randevulara bakılırsa yaklaşık bir saatlik bir vakti vardı dinlenmek için. Usulca yerinden kalktı başını sekreterinin odasına uzattı kapıyı aralayıp: - Füsun, biraz uzanayım ben. Kırk beş dakika sonra falan uyandır kızım. Gülümsedi emektar sekreter: - Olur doktor bey, siz dinlenin... Yaşlı adam yavaşça uzandı muayene yaptığı divana. Gözlerini kapattı. Düşünceleri son zamanlarda tek kaygısı olan konuya, Recep’e kaydı yine. Şu son dönemde yaşadığı her şeyin kötü bir rüya olmasını ne kadar çok isterdi. Oysa bir karabasan halinde karşısındaydı kötü gerçek... Derin bir nefes aldı...Yediği lahmacunların da etkisiyle olacak ağır bir rehavet çöktü üzerine. Gözleri kapanmaya başlamıştı. Tatlı bir uyku bastırmıştı yaşlı vücudunu... Tam bu sırada çaldı telefon. İrkilerek uyandı. Kısa süreli bir şaşkınlık yaşadı. Ağır vücudunu güçlükle kaldırdı yattığı yerden. Hemen ahizeye uzandı. Füsun’un tedirgin sesi duyuldu öteki taraftan: - Doktor bey, o adam... Kaldırmak zorunda kaldım sizi... Çok ısrarcı yine... Dudaklarını ıslattı yaşlı doktor. Başını salladı sanki karşı taraf görüyormuş gibi: - Tamam, bağla... Recep’in alaycı sesi duyuldu bir anda: - Merhaba doktor! Özlemiştim seni. Bir arayayım dedim. Artık beklemek canımı sıktı... - Ne istiyorsun benden ahlaksız adam! Karşı tarafın sesi birden ciddileşti: - Yooo! Sakın, sakın, sakın... Bir daha böyle kötü sözler söyleme... Külahları değişiriz o zaman... Seninle bir meselemiz var biliyorsun. Bunu artık bir şekilde halletmemiz lazım... Konuşmalıyız... - Seninle konuşacak bir şeyim yok benim. Kısa süren bir duraklama yaşandı karşı tarafta. Sonunda sessizliği yine alay dolu bir ses bozdu: - İyi ya, öyleyse ben de bildiğim gibi hareket ederim. Bunu sen istedin doktor... Hoşça kal! Doğan bey var gücüyle bağırdı: - Dur bir dakika, alo, alo! Çoktan kapanmıştı telefon. Çaresizlik içinde fırladı yerinden yaşlı adam. Kendi kendine kahrediyor, kızgınlığından yumruklarını duvarlara vuruyordu: - Aptal herif, salak Doğan, sanki kabadayılık tasladın da ne oldu? Bu ahlaksız her şeyi yapar... Kaybedecek bir şeyi yok ki!.. Ya söylerse Oktay’a... Bunlar senin annen baban değil derse, ne yaparım ben, nasıl açıklarım bunca seneyi?.. Ya oğlum, biricik yavrum ne hale girer? İstikbali, hayata olan güveni, sevgisi nasıl allak bullak olur? Çırpınıyordu adeta. Birden aklına geldi. İlk karşılaşmalarında bir otel ismi vermişti Recep, doktora. Hemen çantasını döktü masanın üzerine. Karıştırmaya başladı. Bir yandan da söyleniyordu: - Buralarda bir yerde olmalı... Şunların arasında... Hah! İşte... Akasya oteli. Tel: ... Hemen atıldı telefona panter gibi. Numarayı çevirdi aceleyle. Cılız sesli, yayvan şiveli bir adam çıktı karşısına: - Recep... Recep diye bir müşteriniz olacak. Hakkarili... - Hııı... Var... Çağırayım mı? - Evet, hemen çağırın, çok önemli, hemen çağırın lütfen... DEVAMI YARIN
Reklamı Geç
KAPAT