BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Altıncı his

Altıncı his

Hayatımda izlediğim en kötü filmlerden birisiydi diyebilirim. Fragmanını seyrettiğimde nasıl da umutlanmıştım halbuki. Adamlar filmin özetini hazırlamakta, kendisini çekmekten daha başarılılarmış meğerse.



Hayatımda izlediğim en kötü filmlerden birisiydi diyebilirim. Fragmanını seyrettiğimde nasıl da umutlanmıştım halbuki. Adamlar filmin özetini hazırlamakta, kendisini çekmekten daha başarılılarmış meğerse. Zaten işlerin kötü gideceği daha başından belli olmuştu. Büyük bir keyifle elimde kahvem, yanımda arkadaşım olduğu halde fuayede oturmuş başlama saatini bekliyorduk. O sırada bir önceki seans bitti ve izleyiciler salonu terk etmeye başladılar. Aralarından üç bayan ayrıldı ve tam bizim oturduğumuz masanın yanına oturdu. Kendi kendime diğer salonda oynamakta olan diğer filme gireceklerini düşündüm. Çünkü insanlar genellikle film bittiğinde sinemayı terk ederler. Ben bunları düşünürken onlar yüksek sesle sohbet etmeye başladılar. Dinlemek gibi bir amacım yoktu ama duymamak gibi bir şansım da olamadı. Bizim masa komşuları bir güzel filmin sonunu anlattılar ve sonra görevini başarıyla tamamlamış asker edasıyla kalkıp gittiler. Ben orada kalakaldım. Çünkü Altıncı His bir gerilim hatta korku filmi. Ve bütün mesele finalinde saklı. Sonunu bilerek seyretmek ise tam anlamıyla bir işkence. Canım sıkıldı doğal olarak. Ama yine de huysuzluk yapmamaya gayret edip koltuğuma yerleştim. Film başladı. Ve daha ilk dakikada o akşam başıma gelebilecek en kötü şeyin filmin sonunu bilmek olmadığını fark ettim. Daha beteri kendisini izlemekti. Bruce Willis çok önemli bir oyuncu değil zaten. Onu aksiyon filmlerinde eğer reji de iyi ise beğenmek mümkün. Yoksa kariyerindeki en önemli iş Mavi Ay dizisi olarak algılanabilir. Bir de Die Hard’ı saymak mümkün. Diğer oyuncuların hiçbirisi tanıdık değil. Bir psikiyatristin, ölüleri gören bir erkek çocukla paylaştığı zor deneyim cümlesiyle özetleyebiliriz konuyu. Senaryo deli saçması, oyunculuklar zayıf, efektler vasat. Ama fragman iyi. Ömrümün en sıkıntı verici deneyimlerinden birisini yaşadım o gün o salonda. Ve anladım ki o bayanlara boşuna sinir olmuşum. Çünkü onlar söylemeselerdi de sonunu zaten ilk on dakikada anlayacaktım. Şu sırada vizyonda olan bir diğer iddialı yapım Aydaki Adam. Bir Jim Carrey saçmalaması. Eğer fazla boş vaktiniz varsa gidin ben gitmeyi hiç düşünmüyorum. Bu arada Anna And The King’i izledim. Yani Anna ve Kral. Jodi Foster’ın usta işi oyunculuğu sayesinde ayakta durabilen para harcanmış film. Eğer dünya klasiklerinden birisi olarak kabul edilen Kral ve Ben’i izlediyseniz onun aynısı olduğunu göreceksiniz. Tabii aradan geçen uzun yıllar ve gelişen teknik sayesinde daha farklı bir tat bırakıyor. Ama ben, King And’ı yani orijinalini daha çok sevmiştim. Oradaki Yul Bryner, iz bırakan bir karakter oluşturmuştu. Yine de bugünlerde izlenmeye değer denebilecek tek film herhalde Anna and The King. İşte böyle. sözün özü Devenin sevmediği ot burnunda bitermiş. LEVHA Rüzgar eken fırtına biçer.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT