BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölmüş demekle iş bitiyor mu?

Ölmüş demekle iş bitiyor mu?



“Her insanın, hayatında unutamadığı ya da etkilendiği bazı acı ve tatlı anıları vardır. Benim de unutamadığım ve yaşadığım sürece unutamayacağım, acısını her daim yüreğimde hissettiğim bir anımı anlatmak istiyorum” diyerek mektubuna başlamış Çankırı’dan Zekeriya Yukarıkır... “1996 yılının mübarek Mirac Kandili nedeniyle gece sahura kalkmıştık. O saatte telefonumuz acı acı çaldı. “Allah Allah, hayırdır inşaallah. Bu saatte kim arar?” diyerek telefonu açtım. Karşımda ağabeyim vardı. Ama sanki konuşmak istese de konuşamıyor gibiydi: -Alo... Abi ne o bir şey mi var? -Yutkunarak da olsa cevap verdi: - Bir şey yok. - Bir şey yoksa bu saatte ne diye arıyorsun? - Yaramaz bir durum yok. Namaza kalktınız mı diye aradım. Ardından titreyen bir sesle devam etti: - Gelini ver telefona... “Gelin” dediği benim hanım. Ağabeyim, en büyüğümüz... Biz de dokuz kardeşiz. Hanımı telefona çağırdım. Hanım telefonu eline aldı... Şaşkın bir şekilde karşıdaki konuşmaları dinledikten sonra, “Neee!?.. Aman Allahım!” diye bağırdı ve telefonu kapattı. Bir yandan hem ağlıyor hem de “Olamaz, vah yavrum vah... Olamaz!” diyordu... - Hanım ne var, ne olmuş? Kime ne olmuş, kim ölmüş? Hanım ağlamaktan bir şey anlatamıyor ki... Anlatamamasının sebebi de psikolojik olarak acı habere dayanamayan biriyim ben. Akrabalarımızdan, arkadaşlardan birileriyle ilgili ölüm ya da hastalık haberi verildiği zaman, kalbime bir ağırlık çöküyor. Çok fena oluyorum. Bu nedenle bana acı haberleri kolay kolay söylemezler. Ben artık dayanamadım ağlayarak dedim ki: - Tamam hanım, anladım bir ölüm haberi bu... Ama söyle haydi kim ölmüş? Anam mı ölmüş? Kardeşlerimden ya da çocuklarından, ya da sizlerden birisine bir şey mi olmuş? Ben ısrar edince o da dayanamadı. Söyledi olanı: - İlknur, İlknur ölmüş... “ Nee?” diye bir feryat ettim ki beni zaptetmek imkansız. Hem ağlıyorum hem de “Vah İlknur’um, vah İlknur’um” diye dolanıyorum... İnanın bu satırları yazarken bile hâlâ ağlıyorum. Yazıma ara vermek mecburiyetinde kalıyorum. İyi ama kim bu İlknur? Neden bizi bu kadar etkiliyor? İlknur, 96 sömestr tatilinde kredili sistemde liseyi Etimesgut’ta bitirdi. Ankara’da Etimesgut’ta oturan ağabeyimin 18 yaşında çiçeği burnundaki kızı... Ağabeyimin üç çocuğundan en büyüğü. Ben yeğenlerimi çok severim. Daha önce onbir yıl öğretmenliğim var. Öğretmenliğin de verdiği bir sevgi olsa gerek, çocukları çok severim. Ama İlknur’un ayrı bir yeri vardı yanımızda... Yazın izin dönüşü İlknur’u da Çankırı’ya yanımızda gezmeye getirmiştik. Yanımızda iki ya da ikibuçuk ay kadar kalmıştı. Bizde iken, “Babamı çok özledim, ben gideceğim” dedi ve gitti. Gittikten sonra bir ya da iki ay sonra bu acı olayı duyduk. Tabii ben hem ağlıyorum hem de yeniden telefonun başına geçip Ankara’yı ağabeyimi arıyorum. Telefona ağabeyim çıktı. - Alo, abi ne var? Ne oldu? İlknur’a ne oldu? Diye soruyorum. Bu kez ağabeyim ağlayarak “İlknur öldü” dedi ve telefonu kapattı. Cenab-ı Hak kimselere genç ölümü acısı vermesin, çok zor oluyor. Elim ayağım tutuştu. Bu genç kız nasıl olur, hasta değil, trafik kazası mı, acaba intihar mı etti?.. İnsanın aklına her şey geliyor. İyi ama, “öldü” demekle iş bitiyor muydu? Sapasağlam çocuk ne olmuştu da ölmüştü?.. Artık dur durabilirsen. Gecenin kör vakti de olsa, mutlaka Ankara’ya gitmeliydim... Ama Çankırı’dan Ankara’ya nasıl, neyle gidecektim? Tek çare bir arkadaşımı gece yarısı da olsa kaldırıp, beni Ankara’ya götürmesini rica etmekti... Özdemir Kırdı diye bir mesai arkadaşım var. Telefon ettim. Bizi Ankara’ya acele götürüvermesini söyledim. * Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT